Türkiye’nin savunma sanayi yolculuğu artık yalnızca platform üretimiyle sınırlı değil. İHA ve SİHA’lar, Atak helikopteri, HÜRJET, KAAN, TCG Anadolu gibi projeler kamuoyunda öne çıkan başarı hikâyeleri olurken; asıl dönüşüm radar, sensör, mikroelektronik, yazılım, motor ve malzeme teknolojilerinde yaşanıyor.
Milli radar ve elektronik harp sistemleri sayesinde kara, deniz ve hava platformlarında kritik kapasite artırıldı. Düşük radar kesitli hedefleri tespit edebilen, aynı anda çoklu hedef takibi yapabilen sistemler hem operasyonel sahada hem de sınır güvenliğinde stratejik avantaj sağlıyor. NATO standartlarına uyumlu geliştirilen bu çözümler, ihracat potansiyelini de güçlendiriyor. Savunma sanayii kaynaklarına göre son beş yılda kurulan altyapı sayesinde Türkiye, radar ve elektronik harp alanında bölgesel bir merkez olma yolunda ilerliyor.
1600’ün üzerinde proje, 14 yeni imza
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen AR-GE faaliyetleri sektörün ana itici gücü konumunda. 2025 itibarıyla projelendirme süreci tamamlanan 14 yeni AR-GE projesi için imzalar atıldı. Yapay zekâ, otonom sistemler, kuantum teknolojileri, hipersonik kabiliyetler ve ileri malzemeler gibi alanlara odaklanan projeler, geleceğin harp ortamına hazırlık niteliği taşıyor.
Savunma şirketlerinin toplam AR-GE bütçesi 3 milyar 340 milyon dolara ulaştı. Toplam AR-GE proje sayısı ise 1600’ü aştı. Yeni imzalanan projelerde 13 firma, 5 üniversite ve 5 araştırma kurumu yer alıyor. Yaklaşık 44 milyon dolarlık bütçenin önemli bölümünün üniversite ve enstitülerle birlikte yürütülmesi, akademik birikimin sanayiye aktarılmasını hedefliyor.
KAAN ile 5. nesil ligine giriş
Türkiye’nin en büyük teknoloji projesi olan KAAN, 5. nesil savaş uçağı kategorisinde Türkiye’yi ABD, Çin ve Rusya’nın ardından sınırlı sayıdaki ülke arasına taşıdı. İlk uçuşun ardından süreç, seri üretim altyapısının kurulması ve görev sistemlerinin doğrulanmasına evrildi. Programın en kritik başlığı ise motor bağımsızlığı. İlk etapta yabancı motor kullanılması planlansa da nihai hedef yerli turbofan motorun devreye alınması. Bu adım, ihracatta üçüncü ülke izinlerine bağlı riskleri ortadan kaldıracak stratejik bir unsur olarak görülüyor.
KAAN aynı zamanda “ağ merkezli harp” konseptinin merkezi bir unsuru olarak tasarlanıyor. İnsansız sistemlerle birlikte görev yapabilecek şekilde planlanan uçak, geleceğin hava muharebe mimarisine uyumlu bir yapı sunuyor.
İhracatta yeni model ortak üretim ve stratejik yatırım olacak
Türkiye, savunma ihracatında klasik satış modelinin ötesine geçerek ortak üretim ve teknoloji paylaşımına dayalı iş birlikleri geliştiriyor. Azerbaycan, KAAN projesine finansal ve teknik katılım sağlarken; Endonezya ile yürütülen görüşmeler program ortaklığı modeline dayanıyor. Suudi Arabistan ise hem yatırımcı olarak projeye dahil olma hem de yerel üretim tesisleri kurma yönünde adımlar atıyor.
Roket ve füze teknolojilerinde ise ROKETSAN’ın Suudi Arabistan’da imzaladığı mutabakat zaptı, yerel üretim ve teknoloji transferini kapsayan stratejik bir ortaklık olarak öne çıkıyor. Bu tür anlaşmalar, Türkiye’nin savunma sanayiinde sadece tedarikçi değil, uzun vadeli stratejik ortak konumuna yükseldiğini gösteriyor.
Hedef, ilk 10 ülke arasına girmek
Türkiye savunma sanayiinde istihdamı 2026-2028 döneminde 158 bin kişiye çıkarmayı hedefliyor. Bu artış, sektörün kitlesel üretim aşamasına geçeceğine işaret ediyor. Üretim kapasitesinin büyümesi, kişi başına ciro korunursa toplam sektör cirosunun da ciddi şekilde artması anlamına geliyor.
Yerlilik oranını daha da yukarı taşımak, motor ve kritik alt sistemlerde tam bağımsızlığı sağlamak ve ihracatta dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girmek, önümüzdeki dönemin ana stratejik hedefleri olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin savunma sanayiindeki yükselişi, yalnızca askeri kapasite artışı değil; aynı zamanda yüksek teknoloji üretimi, nitelikli istihdam ve küresel ekonomik etki anlamına geliyor. Güçlü savunma altyapısı ise Türkiye’yi bölgesel ve küresel ölçekte barışın ve caydırıcılığın önemli aktörlerinden biri haline getiriyor.