EKONOMİ/ANKARA
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, her türlü teknolojinin temelinde madenciliğin bulunduğunu hatırlatarak, çevre, endüstri ve gelişimi dikkate alan bir madenciliğin yapılması gerektiğini, ana unsur olarak ise Türkiye’nin rekabetçilikte uç ürünleri üretmesinin kaçınılmaz zorunluluk olduğunu vurguladı.
Ankara Sanayi Odası ve Ankara Ticaret Odası’nın birlikte düzenlediği Madencilik Zirvesi tamamlandı. Zirvede, madencilik sektörü çok yönlü olarak değerlendirildi. Zirvede, moderatörlüğünü TOBB Madencilik Meclisi Başkanı Halil İbrahim Kırşan’ın yaptığı panelde konuşmacılar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ÇED İzin ve Denetim Genel Müdür Yardımcısı Ömer Albayrak, OGM İzin ve İrtifak Daire Başkanı Aytunç Nane ve MAPEG Agrega Daire Başkanı Serkan Gökmen, madencilik sektöründe kamu politikaları, mevzuat ve uygulamalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve soruları yanıtladı.
ASO Başkanı Ardıç: Uç ürünler üretilmeli
Zirvenin açılışında bir konuşma yapan ASO Başkanı Seyit Ardıç, madencilik sektörünün hayatın her alanında yer aldığını vurgulayarak, madencilikte rekabetin sadece rezerv büyüklüğüyle ele alınmaması gerektiğini vurguladı.
Seyit Ardıç sözlerini şöyle sürdürdü: “Madencilikte rekabet yalnızca rezerv büyüklüğüyle ölçülmüyor. İzin süreçleri, çevre performansı, iş sağlığı güvenliği, şeffaflık, izlenebilirlik, zenginleştirme ve rafinasyon kapasitesi rekabetidir. Bu nedenle bugünkü zirvemizin ana başlığı olan ‘kamu politikaları, mevzuat ve uygulamalar’ tam da işin kalbine temas ediyor. Avrupa 2030 için yerli üretim, geri dönüşüm ve işleme kapasitesine yönelik hedefler koyuyor. Türkiye, coğrafi konumu ve kaynak çeşitliliğiyle bu yeniden yapılanmanın tam eşiğinde duruyor. Fakat bu fırsat, kendiliğinden gelmeyecek. ‘Ham madde sat, bitmiş ürünü al yaklaşımıyla bu yarış kazanılamaz. Asıl değer, madenin ara ürün ve nihai ürüne dönüşmesiyle oluşur. Madenden çıkan ürünlerin işlenmesi ve daha yüksek katma değere dönüşmesi, katkı ve sürdürülebilirlik bağlamında da önemli bir ekonomik kaldıraç etkisi yaratacaktır.”
Bor mineralini örnek veren Ardıç, Türkiye’nin dünya bor rezervlerinin yüzde 73’üne sahip olduğunu, bunun; camdan seramiğe, temizlikten tarıma, metalurjiden enerji teknolojilerine uzanan geniş bir sanayi ekosistemi potansiyeli anlamına geldiğini vurguladı. Madencilik faaliyetlerinin derinleştirilmesinde koordinasyonun önemine işaret eden Ardıç, madencilik faaliyetini bilen, süreci yöneten ve standartları koyan aktörlerin aynı platformda bularak çözüm üretmesi gerektiğini söyledi.
ASO olarak, madencilik-sanayi entegrasyonu, çevreyle uyum ve sosyal lisans, iş sağlığı ve güvenliği ile veri ve denetimde dijitalleşmeyi öncelikli başlıklar olarak belirlediklerini hatırlatan Seyit Ardıç, bu başlıkları “kolaylık sağlamak” temelli olarak ele almadıklarını, doğru, hızlı ve adil bir karar süreci oluşturmak için oluşturduklarını kaydetti.
Enerji dönüşümü etkisi
Madenciliğin enerji dönüşümü, hatta yeşil dönüşüm nedeniyle küresel anlamda kritik öneme ulaştığını vurguladığı konuşmasında, enerjiden bulut teknolojilerine kadar çok geniş bir kapsamda ülkelerin maden ve mineralleri stratejik öncelikler arasına aldığını hatırlattı. Seyit Ardıç, “Teknolojiyi konuşurken, ayağımızın bastığı toprağı unutmamamız gerekiyor. Teknoloji sadece yazılımla üretilmiyor. O yazılımların çalışması için madenlere, metallere ve bu ham maddeleri işleyebilecek sanayi altyapısına ihtiyaç var. Sanayinin geleceği bulutta, yani bulut teknolojilerinde olabilir; ancak kökleri hâlâ topraktadır” diye konuştu.
Ardıç, net sıfır senaryosunda 2040’a kadar bakır talebinin yüzde 50 artacağını, nikel, kobalt ve nadir toprak elementleri talebi yaklaşık iki katına, grafit talebi dört katına; lityumun ise sekiz kat büyüyeceğini, enerji ve yeşil dönüşümün gerektirdiği her türlü donanım için yüz milyarlarca dolarlık yeni bir Pazar oluşacağını vurguladı.