AHMET USMAN/EKONOMİ
Üç yıldır uygulanan ekonomi programının ağır iç ve dış şoklara karşı gerekli bir çerçeve sağladığını ama sanayi üzerindeki baskıyı artırdığını dile getiren Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, buna rağmen tartışılması gerekenin programı terk etmek değil, eksik ayağını tamamlamak olduğunu ifade etti.
Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) ağustos ayı meclis toplantısına konuk olan Diren, Türkiye ekonomisinin son üç yıldır makroekonomik dengelenme ve istikrar arayışında olduğunu belirterek, “Bunun ilk ve vazgeçilmez koşulu enflasyonla mücadele. Bu tartışmayı program başarılı mı, başarısız mı olduğu ikilemine sıkıştırmak doğru değil. Program, ağır iç ve dış şoklara karşı gerekli bir çerçeve sağladı. Bunu teslim etmeliyiz. Para politikası ve maliye politikası bu çerçevenin temel unsurları ama tek başlarına yeterli değil. Tartışmamız gereken programı terk etmek değil, eksik ayağını tamamlamak” diye konuştu.
Programda maliye politikasının para politikasına gecikmeli eşlik ettiğini söyleyen Diren, “Gıda, konut ve eğitim gibi yüksek enflasyon alanlarında yapısal ve arz yönlü reformları programa yeterince dahil edemedik. İç siyasi gelişmeler ve jeopolitik şoklar da hedefe ulaşma süresini uzattı. Parasal sıkılık beklenenden uzun sürdü. Sanayi üzerindeki baskı arttı. Geçmişte reformlarla desteklenen bir programla enflasyonu tek haneye düşürdük. Şimdi de başarmamamız için bir neden yok. Bunun koşulu, temel ayağı, yani reformları eksik bırakmamak. Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 16’dan yüzde 28’e çıkarması yapısal ve arz yönlü politikaları hızlandırmamız gerektiğini açıkça gösteriyor” görüşünü savundu.
Enflasyonla mücadeleden vazgeçilemeyeceğini belirten Ozan Diren, “Fakat yalnızca talebi baskılayan araçlarla ilerlemek, sanayi üzerindeki baskıyı uzatır. Kısa vadede talep koşullarını dengelerken, orta vadede arz kapasitesini, üretkenliği ve verimliliği artırmalıyız. Kur, faiz ve finansman maliyeti önemli ama bunların hiçbiri tek başına sorunların kapsamlı bir teşhisi değil. Kısa vadeli çözüm, yarının problemi olmamalı. Makro dengelenmenin sanayi üzerindeki etkisini rakamlar açık biçimde gösteriyor. Haziran itibarıyla sanayinin 12 aylık ortalama büyüme hızı yüzde 1,8'e geriledi. Uzun vadede yaklaşık yüzde 5 çevresinde dalgalanan bu oran, 2023 sonrasında yüzde 2'nin altına indi. Bu, sanayinin daha düşük bir büyüme patikasına yerleştiğini gösteriyor” dedi.
“Dezenflasyon hedefinden vazgeçilmesini istemiyoruz”
Sanayinin kısa vadede nefes alanına, orta vadede ise kamu ve özel sektörün aynı hedefler etrafında hizalanmasına ihtiyacı olduğunu vurgulayan Diren, “Burada önerdiğimiz şey genel ve kontrolsüz bir parasal gevşeme değil. Dezenflasyon hedefinden vazgeçilmesini de istemiyoruz. İhtiyacımız olan çerçeve hedefli, seçici ve şeffaf olmalı. Süresi belli olmalı, performans koşuluna bağlanmalı ve etkisi ölçülmeli. Kısa vadede reel sektörün likidite ve işletme sermayesi ihtiyacı ele alınmalı. İhracat siparişleri finanse edilmeli, kayıtlı istihdam korunmalı, üretimin ani biçimde durması önlenmeli. Aynı zamanda verimlilik yatırımları desteklenmeli; otomasyon ve dijitalleşme hızlandırılmalı. Enerji verimliliği ve yeşil dönüşüm finanse edilmeli, teknoloji ve stratejik kapasite yatırımları büyütülmeli, ihracatta katma değeri artıran projelere öncelik verilmeli” diye konuştu.
“Asıl tehlike sanayinin küçülmesi”
EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar da üretim ülke ekonomisinin lokomotif olduğunun unutulmaması gerektiğini belirterek, “Sanayide, tarımda yaşanan daralmalar fiyatlar üzerinde baskı yaratmaya, dolayısıyla enflasyonun düşürülmesinin önünde engel olmaya devam ediyor. Sanayinin gayri safi yurt içi hasıladaki payı % 18.3'ye, imalat sanayinin payı 15.4, ihracatın payı yüzde 16,3’e düştü. Asıl tehlike çanı burada çalıyor. Sanayinin tıkandığı bir düzende ilerleme söz konusu olmaz. Sanayicimiz içeride hiç olmadığı kadar baskı altındayken, bir de küreselde de jeopolitik risklerden değişen ticaret kurallarına, gümrük vergilerinden Avrupa Birliği'nin adeta zorbalık derecesine varan made in Europe’ya, sınırda karbon düzenleme mekanizmasından yeni gümrük uygulamalarına kadar risk oluşturan birçok başlıkla mücadele ediyor” görüşünü dile getirdi.
EBSO seçimlerine siyaset müdahalesi iddiası Meclis Üyesi Nedim Anbar, bazı siyasetçilerin önümüzdeki ay gerçekleştirilecek EBSO seçimlerini dizayn etmeye çalıştığını dile getirdi. 17 yıldır sürdürdüğü EBSO meclis üyeliği görevini noktalayacağını belirten Anbar, “Bazı siyasetçiler sağı solu arayıp bazı isimlerin gruplara alınmaması için müdahalelerde bulunuyorlar. Bu durum oda seçimlerini kirletiyor. İş dünyası ekonomiye dair iki kelime ettiğinde TÜSİAD başkanı bile göz altına alınabiliyor. Birileri ‘sen kimsin, kendine güveniyorsan gel siyasete gir’ diye azarlamaya çalışıyor. EBSO seçimlerine müdahil olmak istiyorsanız gelin bir fabrika açın, EBSO’ya üye olun, istediğiniz gibi mücadele edin. 17 yıldır bu kurumun seçimlerinin siyasete hiç alet olduğunu görmemiştim, çok üzüldüm” dedi.
Seçimlerde EBSO başkanlığına aday olduğunu açıklayan EBSO Başkan Vekili Hakan Ürün, siyasetçilerin tüm sanayicilere eşit mesafede olması gerektiğini belirterek, “Oda başkanları hükümete, iktidara, siyasetçilere belli bir mesafede olmak zorunda. Siyasetçilere karşı olma durumumuz olamaz. Sonuçta pek çok sorunumuzu onlarla çözüyoruz. Bir uyum içinde çalışmamız gerekiyor. Görüş farklılıkları olabilir. Bugüne kadar farklı fikirler sorunsuz şekilde bu çatı altında bir araya geldi. Tüm siyasetçilerden bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da EBSO mensuplarına eşit mesafede kalmalarını rica ediyorum” diye konuştu.