ESRA ÖZARFAT/BURSA
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Enerji Konseyi Başkanı Erol Dağlıoğlu, Türkiye’de güneş ve rüzgar yatırımlarının hızla artmasına rağmen enerji depolama altyapısının aynı hızda gelişmemesinin sistem açısından önemli bir risk oluşturduğunu belirtti.
Türkiye enerji piyasasında son yıllarda yenilenebilir kaynakların payı artarken, özellikle güneş enerjisinin üretim saatlerinde ortaya çıkan arz fazlasının yeni bir yapısal tartışmayı gündeme taşıdığını belirten Erol Dağlıoğlu, depolama sistemlerinin bu dönüşümün merkezine yerleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Dağlıoğlu, gün içinde elektrik fiyatlarının sert şekilde değiştiğini, bunun da hem üreticiler hem de tüketiciler açısından öngörülebilirliği zorlaştırdığını söyledi. Özellikle güneş enerjisi üretiminin yoğunlaştığı saatlerde piyasada ciddi arz oluştuğunu belirten Dağlıoğlu, sanayi tesislerinin kendi elektriğini üretmesi ve lisanslı santrallerin aynı saatlerde sisteme yüklenmesi nedeniyle öğle saatlerinde elektrik fiyatlarının sıfıra kadar gerileyebildiğini söyledi. Enerji depolama sistemlerinin bu dengesizliği azaltacak temel unsur olduğunu vurgulayan Erol Dağlıoğlu, düşük fiyatlı saatlerde elektriğin depolanarak yüksek talep saatlerinde sisteme geri verilmesinin piyasa yapısını daha öngörülebilir hale getireceğini söyledi. Dağlıoğlu, “Depolama sistemi ucuzken enerji alır, pahalı saatlerde sisteme verir. Bu yalnızca yatırımcı için ticari fırsat değil, aynı zamanda piyasa fiyatlarını regüle eden mekanizmadır” ifadelerini kullandı. Depolamanın yaygınlaşmasıyla birlikte öğle saatlerinde fiyatların dip seviyelere gerilemesinin önüne geçilebileceğini, akşam saatlerinde ise ani yükselişlerin sınırlanabileceğini kaydeden Dağlıoğlu, bunun sanayi maliyetlerine de doğrudan olumlu yansıyacağını belirtti.
“Yenilenebilir enerji depolama olmadan sürdürülebilir değil”
Türkiye’nin su kaynakları bakımından sınırlı yapıya sahip olduğunu belirten Dağlıoğlu, bu nedenle enerji politikasında güneş ve rüzgarın daha güçlü şekilde öne çıktığını söyledi. Ancak güneş ve rüzgarın doğası gereği kontrol edilemeyen kaynaklar olduğunu vurgulayan Dağlıoğlu, bu üretim modelinin depolama ile desteklenmemesi halinde sistem dengesinin zorlanacağını ifade ederek, “Bir hidroelektrik santral rezervuarlıysa kontrol edilebilir ama güneşi istediğiniz zaman açamazsınız, rüzgarı istediğiniz zaman artırmazsınız. O yüzden bu iki kaynağın doğal tamamlayıcısı depolamadır” dedi.
“Bağımsız depolama modeli Türkiye’de de devreye girmeli”
Türkiye’de mevcut lisanslama yapısının ağırlıklı olarak üretim tesisine bağlı depolama modelini içerdiğini belirten Dağlıoğlu, bağımsız depolama tesislerinin de enerji sistemine dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Organize sanayi bölgeleri, şehir girişleri ve büyük şebeke bağlantı noktalarında bağımsız depolama sistemlerinin kurulmasının daha etkili sonuç vereceğini belirten Dağlıoğlu, bu modelin şebeke yönetiminde yeni bir esneklik sağlayacağını ifade etti. Depolama sistemlerinin yalnızca ticari değil, operasyonel güvenlik açısından da kritik olduğunu vurgulayan Dağlıoğlu, bu tesislerin ihtiyaç halinde sisteme anlık destek verebileceğini söyledi. Bakım dönemlerinde, ani yük artışlarında veya planlı kesintilerde depolama sistemlerinin devreye alınabileceğini belirten Dağlıoğlu, bunun enerji altyapısında yeni bir güvenlik katmanı oluşturacağını ifade etti.
“Türkiye kıyı avantajını da enerjiye dönüştürmeli”
Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları bakımından çok güçlü bir coğrafyada bulunduğunu belirten Dağlıoğlu, özellikle deniz üstü rüzgar yatırımlarının halen yeterince değerlendirilemediğini söyledi. Dağlıoğlu, “Bu kadar uzun kıyısı olan bir ülkenin hâlâ deniz üstü rüzgar santrallerinde sınırlı kalması büyük eksiklik. Yenilenebilir enerji çeşitlenirken depolama sistemleriyle birlikte düşünülmeli” değerlendirmesinde bulundu.