Merkez Bankası’nın yüzde 28’lik yılsonu enflasyon tahmini ulaşılabilir görünüyor. Ancak yüzde 24’lük ara hedef için önümüzdeki beş ayda dezenflasyonun belirgin biçimde hızlanması gerekiyor. Bunun için yalnızca sıkı para politikası değil, maliye, gıda ve fiyat politikalarının da aynı hedefe odaklanması şart.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın 13 Ağustos’taki Enflasyon Raporu sunumunda verdiği mesaj aslında oldukça netti. Özetle; "Dezenflasyon sürüyor, iç talep belirgin biçimde soğudu, para politikasının etkilediği kalemlerde sonuç alınıyor; ancak arz şokları, özellikle gıda ve enerji fiyatları, sürecin hızını kesiyor," dedi.
Ve bu nedenle Merkez Bankası'nın mevcut sıkılığı koruyacağını ve fiyat istikrarı sağlanıncaya kadar geri adım atmayacağını ima etti.
Bu yaklaşımın en önemli tarafı, Merkez Bankası’nın artık yalnızca faiz oranına değil, finansal koşulların bütününe bakması. Politika faizi yüzde 37’de tutulurken piyasanın likidite ihtiyacının üst banttan, yüzde 40 civarında fonlanması, kredi büyümesinin yavaşlatılması ve TL mevduatın desteklenmesi, fiili parasal sıkılığın politika faizinin üzerinde kalmasını sağlıyor.
Karahan’ın verdiği rakamlara göre toplam kredi büyümesi şubat sonundaki yüzde 34,6’dan yüzde 25 civarına gerilemiş, TL mevduatın payı ise yüzde 62’ye yükselmiş durumda.
Sıkı para politikası çalışıyor ama yetmiyor
Dolayısıyla “Merkez Bankası sıkı mı?” sorusuna bugün için evet demek gerekiyor. Ancak Enflayson Raporu sunumu sırasında CNBC-e Haber Müdürü Burcu Göksüzoğlu'nun sorduğu gibi bu sıkılık, enflasyonu hedefe yaklaştıracak kadar uzun süre korunabilecek mi?
Burada tablonun biraz daha karmaşık olduğunu düşünüyorum.
Merkez Bankası 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükseltti. Buna karşılık ara hedef yüzde 24’te kaldı. 2027 için hem tahmin hem ara hedef yüzde 15, 2028 için ise yüzde 9. Orta vadede hedef ise yüzde 5.
Bu ayrım önemli. Çünkü yüzde 28 bir “hedef” değil, mevcut koşullar altında ulaşılması beklenen sonuç. Yüzde 24 ise hala politika çıpası olarak masada. Fakat temmuz itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 31,8. Ana eğilimin yıllıklandırılmış üç aylık göstergeleri yüzde 27’li seviyelerde olsa da trend göstergesinin yatay kalması, dezenflasyonun henüz kendiliğinden hızlanan bir sürece dönüşmediğini gösteriyor.
Haziran ayında da TÜFE yüzde 32,11 düzeyindeydi. Çekirdek göstergelerdeki yıllık artış yüzde 30 civarındaydı. Dolayısıyla Haziran başındaki “kaplumbağa hızında dezenflasyon” tespitimiz bugün bütünüyle geçerliliğini yitirmiş değil. O yazıda dikkat çekilen temel sorun, dezenflasyonun devam etmesine rağmen beklenenden yavaş ilerlemesiydi.
Üstelik şimdi risklerin niteliği değişmiş durumda.
Önceki dönemde daha çok talep ve beklentiler üzerinden tartışılan enflasyon, bugün gıda, enerji, yönetilen fiyatlar ve jeopolitik gelişmelerden daha fazla etkileniyor. Merkez Bankası da 2026 gıda enflasyonu varsayımını yüzde 26,3’ten yüzde 28,5’e yükseltti. Buna karşılık petrol varsayımını aşağı çekti. Bu bile tek başına dezenflasyonun neden doğrusal bir süreç olmadığını anlatıyor.
Peki yüzde 28’e ulaşılabilir mi?
Bence "evet ulaşılabilir," ancak “rahatlıkla” değil. Yüzde 28, Merkez Bankası’nın mevcut politika bileşimi kararlılıkla sürdürüldüğü, enerji fiyatlarında yeni ve kalıcı bir şok yaşanmadığı, gıda enflasyonunun yılın ikinci yarısında belirgin biçimde yavaşladığı ve kurda yeni bir oynaklık oluşmadığı bir senaryoda ulaşılabilir görünüyor. Bu senaryoda, finansman sıkıntısı diye yakınan şirketlerin yakınmaları da en azında görünür kısa vadede devam edecek.
Ama yüzde 24 artık çok daha zor bir hedef. Çünkü temmuz itibarıyla yıllık enflasyon halayüzde 31,8 ve önümüzde beş ay var. Bu nedenle önümüzdeki aylarda yalnızca “enflasyon düşüyor” demek yeterli olmayacak. Aylık fiyat artışlarının belirgin biçimde düşük ve istikrarlı bir patikaya girmesi gerekecek.
Buradaki kritik nokta, Merkez Bankası’nın talebi soğutmayı başarmış olması. Kart harcamaları, perakende satışlar, kredi büyümesi ve çıktı açığı göstergeleri talebin dezenflasyonist düzeyde olduğunu söylüyor. Temel mal enflasyonunun yüzde 17 gibi manşetin çok altında kalması da sıkı para politikasının çalıştığını gösteriyor.
Dezenflasyonda hızlanmanın koşulları
Ancak para politikasının yapabileceği ile yapamayacağı şeyleri birbirinden ayırmak gerekiyor.
Merkez Bankası tek başına gıda arzını artıramaz, petrol fiyatını düşüremez, elektrik ve doğal gaz tarifesini belirlemez. Dolayısıyla bundan sonraki aşamanın başarısı, Karahan’ın özellikle vurguladığı ekonomi politikaları arasındaki eşgüdüme bağlı olacak.
- Birinci koşul, para politikasında erken gevşemeden kaçınmak. Piyasaya likidite sağlama biçiminde normalleşme yapılabilir; ancak bunun finansal koşullarda erken bir gevşeme yaratmaması gerekiyor. Bir hafta vadeli repo ihalelerine dönüş, tek başına faiz indirimi anlamına gelmeyebilir. Fakat piyasa bunu “gevşeme başlıyor” şeklinde algılarsa beklentiler bozulabilir. Bu nedenle operasyonel normalleşme ile parasal gevşeme arasındaki fark çok iyi anlatılmalı. Nitekim gördüğüm kadarıyla Merkez Bankası bunu yapmaya başladı.
- İkinci koşul, maliye politikasının para politikasına eşlik etmesi. Kamu harcamaları, vergi düzenlemeleri, ücret ve gelir politikaları ile yönetilen-yönlendirilen fiyat ayarlamaları dezenflasyon hedefiyle uyumlu olmalı. Merkez Bankası talebi frenlerken kamu eliyle yeni maliyet ve talep baskıları yaratılırsa para politikasının yükü gereksiz biçimde artar.
- Üçüncü ve belki de en acil alan gıda enflasyonu. Son 20 yılda defalarca konuşulduğu üzere burada artık geçici önlemlerden çok yapısal sorunlara odaklanmak gerekiyor. Tarımsal üretimde verimlilik, sulama, depolama, soğuk zincir, lojistik, hal ve perakende zincirindeki maliyetler ile üretici-tüketici arasındaki fiyat farkının nedenleri daha sistematik ele alınmalı. Hiçbiri yeni öneri değil. Bunların tamamını yıllardır konuşuyoruz. Ama bu sorunlar hala devam ediyor. Gıda enflasyonunun yüzde 30’lar civarında kalması halinde yüzde 20’li enflasyon hedeflerine ulaşmak çok zor.
- Dördüncü koşul, beklentilerin yeniden çıpalanması. Enflasyonla mücadelede yalnızca bugünkü fiyat artışları değil, insanların gelecek yılın fiyatlarını nasıl tahmin ettiği de önemlidir. Merkez Bankası’nın reel sektör ve hane halkı beklentilerindeki iyileşmeye dikkat çekmesi olumlu. Fakat piyasa beklentilerinin hedeflere daha hızlı yaklaşması gerekiyor.
- Beşinci olarak, kredi politikasındaki disiplin korunmalı. Kredi büyümesinin yüzde 25’e kadar gerilemesi talep dengelenmesinin önemli bir parçası. Burada mesele krediyi tamamen kısmak değil, yeniden tüketim patlamasına yol açacak bir kredi ivmelenmesini engellemek ve kaynakları üretken yönlendirmek.
Merkez Bankası tamam, sıra diğerlerinde
Sonuçta Merkez Bankası’nın mevcut duruşu enflasyonla mücadelede doğru yönde. Bu konuda ekonomistler ve piyasa arasında neredeyse bir mutabakat oluşmuş durumda. Karahan’ın söylemi de önceki dönemlere kıyasla daha kararlı. Sıkılığın korunacağını, gerekirse tüm araçların kullanılacağını ve fiyat istikrarı sağlanmadan mücadele bitmeyeceğini söylüyor. Yani söylemde de verilen mesajlarda da sorun yok.
Fakat Türkiye’nin sorunu artık yalnızca “Merkez Bankası yeterince sıkı mı?” sorusu değil. Asıl soru, bütün ekonomi politikasının aynı hedefe ne kadar sıkı bağlandığı ve ekonomi dışındaki diğer politikaların ve uygulamaların hane halkının ve reel sektörün geleceğe bakışını nasıl yönlendirdiğidir.
Merkez Bankası yüzde 28’i yakalayabilir. Hatta uygun dış koşullarda yüzde 20’li seviyelere daha hızlı inmek de mümkün. Ancak yüzde 24 ara hedefinin tutturulması ve ardından yüzde 15’e inilebilmesi için para politikasının bugünkü kararlılığının maliye politikası, gıda politikası, yönetilen fiyatlar, beklenti yönetimi ve eğitimden hukuka kadara diğer tüm politikalarla desteklenmesi şart.
Aksi halde dezenflasyon devam eder ama yine kaplumbağa hızında ilerler. Türkiye’nin ihtiyacı ise yalnızca enflasyonun düşmesi değil, düşüş hızının artık ikna edici hale gelmesi.