Yıl 2002, neredeyse çeyrek yüzyıl öncesi… Türkiye’deki hanelerin gelirden en az pay alan, yani en yoksul yüzde 20’lik kesimi toplam tüketim harcamasının yüzde 9,3’ünü yapıyor, yapabiliyor. En zengin yüzde 20 ise toplam harcamanın yüzde 38,2’sini gerçekleştiriyor.
Yıl 2025, en yoksul yüzde 20’nin tüketim harcamalarındaki payı yüzde 7,8’e inmiş, buna karşılık en zengin yüzde 20 payını korumuş, hatta biraz daha artırarak yüzde 38,4’e çıkarmış.
Aradaki yıllarda öyle çok önemli bir hareket olmamış.
İşte 2002’den 2025’e kadar olan dönemin özeti.
Yani Türk halkı yıllardır olduğu yerde sayıyor…
Yoksul bir türlü yoksulluktan kurtulamıyor, zengin ise hep zengin.
“Ne yani, tersi mi bekleniyordu, bu tablonun değişeceği yönünde bir umut mu vardı ki” diyenler çıkacaktır, elbette haklılar. Bu olumsuz tablonun değişmesi için bugüne kadar atılmış herhangi bir adım görülmüş değil ki. Zaten bu tabloyu değiştirmek gibi bir niyet, bu durumdan rahatsızlık duymak gibi bir durum yok ki.
Adeta tam bir “Altta kalanın canı çıksın” durumu.
Ama; en acısı altta kalanların durumlarının idraki içinde olmamaları.
Ya da sık sık dile getirilen ve “Böyle gelmiş böyle gider” sözüyle ortaya konulan kabullenmişlik ve çaresizlik…
Kim nereye harcıyor?
TÜİK’in dün açıkladığı hanehalkı tüketim harcaması çalışmasının 2025 sonuçları yıllardır değişmeyen kalıcı bir takım sorunların varlığını bir kez daha ortaya koydu. Biraz önce aktardım; gelir düzeyine göre tüketim harcamalarının durumu ortada. Bu verilere biraz daha yakından bakalım…
■ Tüm hanelerin toplam harcamasında en büyük pay konut grubu için yapılıyor. Kiranın da içinde olduğu konut grubu harcamalarının payı yüzde 29,3 düzeyinde. İkinci sırada yüzde 20,5 ile ulaştırma, üçüncü sırada yüzde 17,3 ile gıda harcamaları yer alıyor.
■ Gıda harcamalarının payının diğer gruplardan nasıl daha düşük olduğu sorusu akla gelebilir. Bu çalışma kapsamında yalnızca hanehalkının harcamaları dikkate alınıyor. Kurumsal nüfus olarak tanımlanan yaşlılar evi, huzur evleri, hapishane, özel nitelikli hastane, hapishane, otel gibi yerlerde bulunan nüfus ile göçer nüfus kapsam dışı olduğu için böyle bir harcama kalıbı ortaya çıkıyor.
■ Konut ve gıda harcaması en yoksul kesimde çok daha yüksek. Bu iki ana harcama grubuna ayrılan pay gelir düzeyi arttıkça geriliyor. Bu iki grubun yerini ağırlıkla ulaştırma alıyor, diğer harcamalara da daha çok pay ayrılıyor.
Payı düşüyor, tutar artıyor
En yoksul yüzde 20’lik kesim harcamasının yüzde 29,2’sini gıda, yüzde 38,7’sini konut için yapıyor ama bu harcamaların, gıda ve konut için yapılan toplam harcamalar içindeki payı düşük. Somut bir örnek vereyim.
Tabloda da görüleceği gibi toplam harcamada gıdanın payı yüzde 17,3 düzeyinde. Ama bu harcamanın yalnızca yüzde 13,1’ini en yoksul kesim yapabiliyor.
Oysa en zengin yüzde 20 gıdaya çok az pay ayırıyor (yüzde 12,4) ama bu payın karşılığı gıdadaki harcamada yüzde 28’e yakın.
Örneği daha somut hale getirelim…
Türkiye’deki tüm haneler her 100 liralık tüketim harcamasının yaklaşık 17 lirasını gıdaya yapıyor. Bu 17 lirada en yoksul beşte birin payı yüzde 13,1, yani 2,3 lira.
En zengin beşte bir ise bu 17 liralık harcamada yüzde 28’e yakın pay alıyor, yani 17 liralık gıda harcamasının 4,7 liralık kısmını zenginler yapıyor.
Daha çarpıcı örnekler de var
Örneğin eğitim… Toplamda her 100 liranın yalnızca 1,82 lirası eğitime ayrılıyor. Bu 1,82 lirada en yoksul yüzde 20’nin payı yüzde 0,89. Yani bu kesim eğitim için yalnızca ama yalnızca 1,6 kuruşluk harcama yapabiliyor.
Eğitime zaten genel olarak para harcanmıyor, o harcamada da yoksulun adı bile geçmiyor. Eğitime için yapılan 1,82 liralık harcamada en zengin beşte birin payı yüzde 72 düzeyinde. Bir başka ifadeyle 1,82 liralık eğitim harcamasının 1,31 lirasını en zengin yüzde 20’lik kesim yapıyor.

