Aradan geçen 10 yıllık zamanın sağladığı dingin düşünme fırsatlarını değerlendirmeliyiz. Ülkemizin tarihinin derinliklerinde “topluluk örgütlenme” gelenekleri vardır. Gelenekler değişmez değildir; zamanın yarattığı ihtiyaca göre ya güveni ve huzuru pekiştirir ya da asalak hale gelirler.
Gelişmişlikle geri kalmışlığı ölçmenin yöntemlerinden biri “aşırı ve noksan değerlendirme yapmama” ahlaki sabitini kullanma derecemizdir.
Yaşamın temel gerçekliklerinden biri de “Cemaat/topluluk örgütlenmeleridir”. Biz insanlar kişisel yararlara şiddetli bir eğilim gösteririz; ama bunun gerektirdiği çalışma iradesi, anlama merakı ve anlamlandırma haysiyeti konusunda disiplinli olanlarımız azınlıktadır. Aklımızı ve enerjimizi bir hoca efendiye, kutba, babaya, dedeye, bir bilene, imama, lidere emanet etmekte de sakınca görmeyebiliriz. Bireysel ya da grup halinde “konfor alanı” yaratarak sorgulama merakını diri tutma, akıl yürüterek çoklu düşünme ve bilinmezlerle yüzleşme cesareti için gerekli enerjiyi göstermeyebiliriz.
Topluluk örgütlenmelerinin temelinde konfor alanına sığınma, bir yere ait olmanın güvenini hissetme, kısa yoldan bir yarara ulaşma, bir inanç ya da düşünceyi yaşama taşıma gibi eğilimlerden biri baskın olabilir.
Yaşam sürecinde 10 yıl önemli bir zamandır; geçmişte olup bitenleri olayların sıcaklığından uzak dingin düşünme için gerekli zemini yaratabilir. Yine de sosyal olaylarda kesin yargılar verirken dikkatli olmalıyız. Popülist söylemde anlatılan bir söyleme göre, Çin’in eski başbakanlarından Çu Enlay’a sormuşlar: “Fransız Devrimi’nin etkisi ne oldu?”. Verdiği yanıt ilginçtir; aynı zamanda çok önemli bir sosyoloji ilkesini anımsatır: “Bunu söylemek için çok erken!”
Adalet, merhamet ve vicdana uygun düşecek değerlendirmeler yapmak için zamana ihtiyacımız olabilir; ama geçmişten ders alarak daha sağlıklı gelecek inşa etmek için sürekli durum değerlendirmesi yapmak gerekir.
Yanılabilme özgürlüğünü kullanalım
Zihinsel üretkenliğin önünü kesmemek için “yanılabilme özgürlüğünü” ilkeli biçimde kullanarak, 10 yıl önce yaşanan olayın değerlendirmesini yapmalıyız ki, hata kültürünün özünü oluşturan temel kurala uymuş olalım: Hata yapmadan gelişemeyiz, ama aynı hatayı tekrarlayarak da bir yere varamayız.
Topluluk örgütlenmelerinde öncelikle analiz etmemiz gereken husus, “alan hakimiyeti” olgusudur. Bir topluluk örgütlenmesinde, doğruluğuna inandığımız düşüncelerin geçerliliği ve geleceği inşa etmedeki etkisine iman etmenin ve inanmanın, vazgeçilmez bir ideale adanmanın etkisi büyüktür. Bir de düşünerek, sorgulayarak, fayda va maliyetini hesaplayarak katılım vardır. İnanç ise bir seçim yaparak katılmaktır; için sorgulama vardır.
Yaşananları önyargı tuzaklarına yakalanmadan sorgularsak “öğrenilmiş gerçeklik alanını” genişletir; “öğretilmiş gerçekliklerin” tuzaklarından uzak durabiliriz.
Topluluk örgütlenmelerinde, amaç ve hedefi düşünce-odaklı meşrulaştırır ve çoğaltırsak “ulaştığımız alanı doldurur”; ayaklarımızı sağlam yere basabiliriz. Düşünce-odaklı topluluk örgütlenmelerinde, özü, sözü ve davranışları birbirini bütünleme olasılığı iman-odaklı ve inanç-odaklı katılıma göre iç tutarlık olasılığı daha yüksektir. Ayrıca, düşünce-odaklı topluluk örgütlenmelerinde stratejilerin, taktiklerin ve uygulamaların bütünlüğü de alanı hakkıyla doldurmak için diğer örgütlenme biçimlerine göre daha uygun düşer.
Topluluk örgütlenmesinin “alanı doldurma” aşamasında yakalandıkları tuzaklar dikkatle analiz etmeliyiz: Örgüte destek veren açık ve örtük yapılar hakkında bilgimiz yeterli değilse, örgütlenmenin kime ne yarar sağladığı, kimlere ve nelere karşı durduğu konusunda da bilgiye dayalı katılım aranmalıdır. Aranmalıdır, çünkü sosyal yaşamın temel gerçeklerinden biri, “Akıllı egemenler, ateşteki kestaneleri eliyle çekmez!” gerçekliği her zaman geçerlidir.
Canlılığın temeli olan hücre yapısında bile “yalıtım sınırları” iyi belirlenmezse varlığı korumak mümkün olmuyor. Topluluk örgütlenmelerinde de “alanı koruma çeperleri” gerektiği gibi yalıtılmadığından, iç bünyede aşırı değerlendirme yapanların hareket alanı genişlerse “arka plan hedefleri” ağırlık kazanabilir. Özellikle çoklu düşünceye açık durarak, etken denetim dediğimiz kişi-odaklı “iç denetim mekanizmaları” işlemiyorsa topluk örgütlenmelerinde iktidar heveslerinin artması her zaman mümkündür.
Güç yaratma ve kullanmanın ilkesi çok nettir: Gücün sınırlarını bileceksiniz, gücü kullanma zamanını iyi hesaplayacaksınız, asıl önemlisi gücü kullandıktan sonra size nasıl döneceğini iyice ölçüp biçeceksiniz.
Bugün 15 Temmuz olaylarını değerlendirirken cemaat örgütlenmesinin yazıda özetlenen ve akla gelebilecek başka sosyolojik ilkeler bağlamını iyi düşünmek; topluma bunları açık ve net anlatmak, gelişmeyi aksatan bu gibi tuzaklara düşme eğilimini güçlendirecek tutum ve davranışlardan sakınmak için ortamı olgunlaştırmak gerekiyor.
Denk güçler mücadelesi
Bugünden geriye bakarak değerlendirme yapmanın amacı, gelecek için dersler çıkarma olmalı. Sosyolojide “denk güçlerin mücadelesi ilkesi” unutulmamalı. Bir topluluk örgütlenmesinin, bir siyasi parti örgütlenmesiyle mücadeleye girdiği zaman, denk olmayan güçlerle yarışı olur; kaybedecek taraf bellidir. Buradan çıkarılması gereken ders, topluluk örgütlenmelerinin yönetimleri “siyasi iktidara aday” olmak istiyorlarsa; siyasi parti kurmalı; topluluk örgütlenmelerinin tanımlanmış amaçlarının dışına çıkmalarına izin verilmemeli.
Bir başka husus, “topluluk örgütlenmelerinin gözetim ve denetimi” konusudur. Siyasi irade topluluk örgütlenmeleri insan eliyle etken denetim kadar; sistem-odaklı edilgen denetimden geçirmeli; sonuçlar kamuoyuna açık, anlaşılır ve sistemli biçimde paylaşılmalı. Gözetim ve denetim eksikliği topluluk örgütlerini kendilerine hakim olan kişilerin öznel değerlendirmelerine bırakılmamalı, tanımlanmış alan çeperlerini aşma eğiliminin “tamiri imkansız hata” yapmasına fırsat verilmemeli.
Teknik ve ahlaki üstünlük
Topluluk örgütlenmesinde “alan belirleme” kadar “alan doldurma” üzerinde de durulmalı.
Alan belirleme ırk, inanç ve düşünce odaklı olabilir. Alan doldurma ise taraflara sağlanan yarar ve kolaylıklarla ilgilidir.
Ortadoğu coğrafyasında topluluk örgütlenmesi biçiminde başlayan, sonra siyasi hareketlere dönüşen yapılarda başlangıçta alanda yaşayanların maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamanın etkilerini uzmanların derin analizlerinden öğreniyoruz. Eğer topluluk örgütlenmeleri, kendi alanlarında ve tanımlanmış hedeflerinde teknik destek ve iç tutarlılıkla ahlaki üstünlük yaratırlarsa yaygınlaşabiliyor.
Teknik olarak erişilebilen kaynakların adil dağılması ve ahlâkı olarak da hakkaniyete özen gösterildiği düşüncesinin yaygınlaşması topluluk örgütlenmelerine üstünlük sağlama gücü yaratır.
Aradan geçen 10 yıllık zamanın sağladığı dingin düşünme fırsatlarını değerlendirmeliyiz. Ülkemizin tarihinin derinliklerinde “topluluk örgütlenme” gelenekleri vardır. Gelenekler değişmez değildir; zamanın yarattığı ihtiyaca göre ya güveni ve huzuru pekiştirir ya da asalak hale gelirler.
Geldiğimiz aşamada geçmişte olup bitenleri serinkanlı biçimde değerlendirerek, gelecekle ilgili bir ortak kuram, netleşmiş amaç, tanımlanmış hedef, kurgulanmış strateji, planlanmış taktik ve tam zamanında uygulama özeni gösterilmeli.
NEREDE YANLIŞ YAPTIK?
Başta söylediğimiz gibi yanılabilme özgürlüğünü kullanmalıyız. Yaşamın en tehlikeli silahının “kendisinin yanılmaz olduğunu” düşünen insanlar olduğu unutmamalıyız. On yıllık zaman sonrasında kendimize sormalıyız: Nerede yanlış yaptık?
▶ Birincisi, topluluk örgütlenmeleriyle ilgili ilke, kural, kuram, yasa, model ve metotlar konusunda nerede, ne kadar sorgulama yaptık? Bugün neredeyiz?
▶ İkincisi, sorgulamaları kısa dönemli çıkarları mı, uzun dönemli geleceği düşünerek mi yaptık?
▶ Üçüncüsü, topluluk örgütlenmeleriyle ilgili bakış açımız net mi, yoksa başka amaçlarla gerçek niyetlerimizin üzerine kutsal şallar mı örtüyoruz?
▶ Dördüncüsü, topluluk örgütlenmelerinin yapay-zeka temelli toplumsal örgütlenmede fırsat ve tehlikelerinin neler olabileceğini sorgulama ve bilgiye dayalı fikir üretmenin neresindeyiz?
▶ Beşincisi, her işin bir çirkin bir de güzel yüzü vardır: Çirkin yüzü gelişmeleri zamanında öngörmeyerek kurunun yanında yaşı da yakmaktır. Güzel yüzü, eğilimleri öngörerek, en az insan kaynağı ve maddi kaynak harcamaktır. Şimdi kendimize sormalıyız, bu sınavının neresinde duruyoruz?
