Geçmişteki şoklara nazaran mutlak butlan kararından sonra finansal piyasalar sakin kaldı. Görünen o ki ekonomi yönetimi dalgalanmalara karşı hazırlığını yapmış. Zaten savaş kaynaklı maliyet enflasyonuyla uğraşan Merkez Bankası, bu kararın orta vadeli olumsuz yansımalarını dengelemek adına duruşunu sıkılaştırdı. Dezenflasyon programı kapsamında kredilere uygulanan aylık büyüme sınırlarını düşürerek paraya erişimi zorlaştırdı. Ek sıkılaştırma tedbirleri, uygulanan para politikasındaki kararlılığın kanıtıdır.
Ancak yüzeydeki bu dinginlik, derinlerdeki riskleri yok etmiyor. Kredi musluklarının kısılması siyasi belirsizlik algısıyla birleştiğinde piyasa faizleri yükselebilir. TCMB’nin 11 Haziran’daki toplantısında faiz artırımı olasılığı kuvvetlendi. Tabii daralacak kanallar, reel sektörün finansman yükünü ve piyasadaki sıkışıklığı artıracaktır. Sanayi üretimini ve istihdam piyasasını zayıflatacaktır. Kontrollü döviz kuru politikasının sürdürülecek olması şikâyetlerin dozunu artıracaktır. Bu durum, dış ticarette rekabetçilik tartışmasına boyut kazandıracaktır.
Üretim çarklarındaki yavaşlama, geniş toplumsal kesimlerin refah düzeyini daha da sarsabilir. Siyasi iktidarların seçimlerde başarılı olması, halkın gelirinin yükselmesine bağlıdır. Oysa mevcut veriler, kitlelerin alım gücünün yakın vadede bu hayat pahalılığını pek karşılayamayacağını gösteriyor. Baskın seçim spekülasyonu yapılsa da ekonomik göstergeler böyle bir senaryoya zemin hazırlamıyor.