Bizim açımızdan üzücü olan, böyle bir konuda dünyanın en etkili finans gazetelerinden birinde bir olumsuzluk örneği olarak akla hemen Türkiye’nin gelmesi.
Salı günü Financial Times’ta çıkan ‘Eşi benzeri görülmemiş’ başlıklı haber-değerlendirme yazısının son paragrafı şöyle bitiyordu: “Danışmanlık şirketi… başkanı… 'ABD'deki durum ve Türkiye'de gördüklerimiz ürkütücü bir şekilde birbirine benziyor’ dedi. 'Bir kurumun güvenilirliğini sarsmak zaman alır. Ancak güven bir kez kırıldığında, bunun bedeli çok büyük olur’.” Yazı, Trump’ın, Fed başkanlarından (guvernörlerinden) Lisa Cook’u konut kredisi başvurusunda yanlış bilgi verdiği (yolsuzluk yaptığı) gerekçesiyle pazartesi akşamı görevden aldığını açıklaması üzerine yazılmış.
Gazeteye görüş bildiren hukukçuların önemli bir kısmı Trump’ın böyle bir yetkisi olmadığı görüşünde. İş mahkemede bitecek gibi görünüyor. Zaten Lisa Cook görevinden ayrılmayacağını, avukatı da konuyu yargıya taşıyacaklarını açıkladılar. Daha vahimi, Trump’ın bir süre sonra yaptığı açıklama. Fed’in tüm küresel finans sistemi için çok önemli olan faiz kararlarını aldığı kurulda ‘çoğunluğu’ sağlayacaklarını söylemiş. Dikkatinizi çekerim; ‘çoğunluğu sağlayacağız’ diyor. Sanki orası siyasi karar alan bir kurum ve bir siyasi görüş çoğunluğu ele geçiriyor. Hemen arkasından da bu sayede faizlerin belirgin biçimde düşeceğini ve konut piyasasının hareketleneceğini eklemiş.
Bizim açımızdan üzücü olan ise böyle bir konuda dünyanın en etkili finans gazetelerinden birinde bir olumsuzluk örneği olarak akla hemen Türkiye’nin gelmesi. Sadece o danışmanlık şirketinin başkanının görüşlerinde yer almıyor ülkemizin adı; hemen öncesindeki paragrafta haber-değerlendirme yazısını kaleme alanların görüşlerinde de “ekonomi yönetimine duyulan güvenin yerle yeksan edilmesi”ne örnek gösteriliyoruz ne yazık ki.
Dünyanın her yerinde siyasetçi bir sonraki seçimi kazanmak ister. İşbaşındakilerin bu uğurda kullanabilecekleri cephaneler var. Bunların başında da para politikasının gevşetilerek seçimlerden önce ekonomiye bol ve ucuz kredi aktarılması geliyor. Gelişmiş ülkelerde 70’lerde ve 80’lerin başlarında yapılan çalışmalar gösteriyor ki, bu tür uygulamalar olumsuz sonuçlara yol açıyor, bazı durumlarda -mesela bizde olduğu gibi- ekonomiyi eninde sonunda tahrip ediyor. Bu nedenle yine o ülkelerde akademisyenler ve siyasiler kafa kafaya vermişler ve “bu işe bir son verelim” demişler. Çoğu ülke merkez bankasının kanunla bağımsız yapılmasının ana nedeni bu.
Söz dinleyen bir merkez bankası başkanı ülkenin hayrına mı?
Hadi siyasetçileri anladık da Türkiye’de hâlâ neden merkez bankası bağımsızlığına karşı çıkar bazı iktisatçılar, onu anlamak ne mümkün? Yahu, Eylül 2021’de enflasyon yüzde 19 iken ve dünya ölçeğinde çok yüksek bir ölçüme işaret ediyorken, peşi sıra faiz düşürülerek enflasyonun bir yıl sonra TÜİK’e göre yüzde 85’e, İTO’ya göre ise yüzde 109’a çıktığı ülke Türkiye değil mi? O faiz kararlarını alan Merkez Bankası yönetimi nasıl işbaşına geldi? Bir merkez bankası başkanı istenildiği zaman görevden alınabiliyorsa o merkez bankası bağımsız olabilir mi? ‘Söz dinleyen bir merkez bankası başkanı’ ülkenin hayrına mı?