Hani dişiniz çürümüştür, günler geceler boyu kıvranır, uykuya hasret kalırsınız, sonra bir an gelir diş ağrınız anında geçiverir ya, Türkiye adeta o durumu yaşıyor.
Aslında diş sızlamaya devam ediyor da diş hekimine giderken birisi çelme takıp düşürdüğü ve kafa göz yarılmasına yol açtığı için birden ortaya çıkan o daha büyük ve can yakan ağrılar yüzünden dişten çekilenler bir anda ve bir süreliğine unutuldu. Beyin artık daha büyük ağrıya odaklandı. Dişteki çürük ve sebep olduğu ağrı kısa süreliğine unutuldu, o kadar. Ne var ki o çürük içten içe büyümeye ve daha büyük sorun oluşturmaya doğru ilerliyor. Üstelik düşmekten kaynaklanan kırıklar için acilen hastaneye gidileceği ve dişteki çürük bir süre ihmal edileceği için o çürük büyüyüp daha büyük sorunlara yol açacak.
Türkiye’ye dayatılan “butlan mutlan” işte budur; dişteki çürüğün sızısını bir süreliğine de olsa unutturacak kafa göz yarılmasına yol açan çelmedir. Dişteki çürük de başta ekonomi olmak üzere tüm sorunlardır.
Ama tabii ki konu bu kadar basit değil. Mutlak butlanı yalnızca bazı temel sorunları unutturmak amaçlı yapay bir gündem olarak nitelemek, bu kararla öngörülenleri çok hafife almak olur.
Tamam, mutlak butlan yüzünden ekonomi ikinci planda kaldı. Eğitimdi, sağlıktı, hangi alan olursa olsun tüm sorunlar bir süreliğine de olsa unutuldu, en azından ikinci plana atıldı.
Kısa dönemli olarak böyle bir etki oluşması da gayet normal. Nasıl olmasın; siyasi tarihimizde darbeler yaşandı, parti kapatmaları yaşandı ama böyle mutlak butlan gibi bir tuhaflık ve daha da ötesi gelecek dönemler için ülke yönetimini dizayn etme amaçlı böylesi bir adım hiç görülmedi.
Birilerinin ülkeyi belli bir kalıba sokma girişim ve arzuları tabii ki her dönem olmuştur. Ama bu çabalar belli bir çerçevede, yasal bir çerçevede yürümüştür. Şimdi yapılan da güya yasal. Alınan kararın hukuki boyutu apayrı bir tartışma konusu. Ancak önceki gün Ankara’da yaşananlar ve bir tarafta zorlama bir şekilde ancak bir avuç insanın toplanması, diğer tarafta ise on binlerin büyük bir coşkuyla bir araya gelmesi bile vatandaşın bu kararı nasıl yorumladığının çok somut bir göstergesidir. Karar hukuki olabilir ama etik midir; ilk günden itibaren gösterilen tepki önceki gün tartışma götürmeyecek şekilde ortaya çıktı. Zaten böyle olacağı biliniyordu; zaten böyle olması isteniyordu.
Biraz önce birilerinin ülkeyi belli bir kalıba sokma girişimlerinin her dönem olabileceğini ifade ettim. Bu tercih, ülke aleyhine olsa bile, isteyenler açısından makuldür.
Makul olmayan, bu isteğin yerine gelmesi için kendini maşa olarak kullandırmayı kabul edenlerin varlığıdır. Hele ki o maşalar, kendilerini kullananlarla yıllarca en azından görünürde mücadele etmiş, kendilerini kullanıcıları karşısında konumlandırmış isimlerse…
Şimdi ne olacak?
Bu soru siyaseten ne olacağı değil. O sorunun yanıtı belli sayılır. Şu bir haftada neler olduğu görüldü zaten.
Bu karar Türk demokrasisine zarar verirmiş, Türkiye için iyi olmazmış, ne gam! Bunlar kimin umurunda ki!
Türkiye bu kararla yıllarca geriye gitti ve daha da gidecek.
Sonra da ekonomik istikrar; yabancı sermaye, yatırım, enflasyonla mücadele falan… Çok bekleriz, çok…
Hem yalnızca ekonomide mi güven kaybı yaşanacak, sorunlar çözülmek şöyle dursun daha da büyüyecek. İşimiz her alanda zorlaşacak.
Büyüme ve enflasyon haftası
Bu satırları muhtemelen yılın ilk çeyreğine ilişkin büyüme verileri açıklandıktan sonra okuyorsunuzdur.
İlk çeyreğin yalnızca bir ayında savaşın etkisi vardı ve dolayısıyla savaş bu dönemin verilerini pek etkilemedi. Hem savaşın sınırlı etki yapması, hem de geçen yılın ilk çeyreğindeki büyümenin yüzde 2,5 ile görece düşük kalmasının yaratacağı baz etkisiyle bu yıl daha yüksek bir büyüme görülmesi beklenmeli.
Türkiye geçen yılın tümünde yüzde 3,6 büyümüştü. Bu yılın hedefi ise yüzde 3,8. Ancak savaşın etkisiyle tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyümenin daha düşük gerçekleşeceğine dönük tahminler ağır basıyor.
Enflasyon da ikinci planda
Ay sonuna yaklaşırken enflasyon tahminleri yoğunluk kazanır ve bu tahminler üzerinde epeyce yorum yapılırdı. Oysa mayıs ayının son haftası öyle bir hengame içinde geçti ve dikkatler başka alanlara öylesine kaydı ki, enflasyon pek düşünülmedi bile.
Mayıs ayının enflasyonunu İTO bugün, TÜİK ise uzun bayram tatili gerekçesiyle 3 Haziran Çarşamba günü değil 5 Haziran Cuma günü açıklayacak. Geçen yılın mayıs ayındaki artış TÜİK’e göre yüzde 1,53’tü. Bu yıl da yüzde 1,5 ile yüzde 2 arasında bir oran geleceği tahmin ediliyor. Yüzde 1,53’ü aşacak her artış, yıllık oranın yukarı gitmesi demek.
Ama bu hafta da siyaseten çok karmaşa içinde geçeceği için ne büyüme üstünde fazla durulacak, ne enflasyon üstünde…
