L’Oréal Türkiye, 40’ıncı yılını güzellik kavramının ekonomik, teknolojik ve toplumsal boyutlarını ele alan bir etkinlikle kutladı. Şirket, dört on yıllık faaliyet sürecinde oluşturduğu ekosistemle hem sektörel dönüşüme hem de ekonomiye katkı sağladığını açıkladı.
1986’dan bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren L’Oréal Türkiye, bugün 22 markası ve yaklaşık 8 bin 500 ürün çeşidiyle pazarda yer alıyor. Tüketici ürünleri, lüks, profesyonel ürünler ve dermatolojik güzellik olmak üzere dört ana iş biriminde faaliyet gösteren şirket, yüz binlerce satış noktasına ulaşırken yaklaşık 1000 kişiye istihdam sağlıyor. Şirketin 27 milyon tüketiciye erişerek Türkiye nüfusunun yaklaşık üçte birine dokunduğu ifade ediliyor.
10 bini aşkın istihdama katkı
Şirketin paylaştığı verilere göre, değer zinciri genelinde Türkiye ekonomisine sağlanan toplam katkı 40 milyar TL seviyesinde. Doğrudan ve dolaylı etkilerle 10 bini aşkın istihdam yaratılırken, küresel araştırmalar L’Oréal ekosisteminde oluşan her bir istihdamın Türkiye genelinde 12 ek istihdamı tetiklediğini ortaya koyuyor. Tedarikçiler, perakende ağı ve hizmet sağlayıcılar bu etkinin temel bileşenleri arasında yer alıyor.
“Teknoloji şirketi” vurgusu
Etkinlikte konuşan L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü Vanya Panayotova, güzelliğin yalnızca estetik bir alan olmadığını, ekonomik ve toplumsal değer yaratan bir yapı olduğunu belirtti. Panayotova, şirketin kendisini “tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi” olarak konumlandırdığını ifade etti.
Küresel ölçekte yıllık yaklaşık 1 milyar euro Ar-Ge yatırımı yapan L’Oréal’in, 4 binden fazla bilim insanı ve geniş bir teknoloji kadrosuyla faaliyet yürüttüğü belirtiliyor. İstanbul’un grubun yedi açık inovasyon merkezinden biri olduğu bilgisi paylaşılırken, Türkiye’de 2014’te başlayan dijitalleşme sürecinin bugün 22 dijital servisle sürdüğü aktarıldı. Bu servislerin 2025 itibarıyla 7 milyon oturuma ulaştığı ifade edildi.
Odakta sürdürülebilirlik var
Şirket, sürdürülebilirlik çalışmalarını “Gelecek İçin L’Oréal” programı kapsamında yürütüyor. Türkiye’deki operasyonlarda yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıldığı, lojistik ve ambalaj süreçlerinde karbon salımı ve kaynak kullanımını azaltmaya yönelik uygulamaların devreye alındığı belirtiliyor. Ayrıca tedarik zincirinde kadın girişimciler ve KOBİ’lerin payının artırılmasına yönelik çalışmalar da devam ediyor.
