Ülkemiz ekonomisini daha sağlıklı yerlere taşımak istiyorsak, sayısal verileri ve makroiktisadi oluşumları gözlemeden, izlemeden ve değerlendirmeden kaynaklarımızı etkin yönetemeyiz. Süreçlerin belli alanlarına aşırı abanırken; dipteki dalgaları gözden kaçırırsak özlediğimiz yerlere varamayız. Makro düzlemlerdeki analizler kadar “mikro düzeyde analizlere” de odaklanmalıyız.
Yeri gelince dayanak noktası olarak sıklıkla kullandığım değerlendirmelerden biri de, Şerif Mardin’in “Mikro düzeyde analiz üzerine odaklanmamaktan yetersizlik, hem belli başlı toplumsal süreçlerin karmaşıklığına duyarsız davranmaya yol açar, daha da önemlisi, hem de tabandaki dinamiklere dayandırılan açıklamaların daha uygun düşeceği yerlerde komplo teorilerine başvurma alışkanlığı geliştirir” genellemesidir.
Mardin’in saptamasının derinliğine ve öğreticiliğine, Özge Öner’in “makroiktisadi fetiş” analizlerini ekleyince, yazacaklarımızın merkez düşüncesi netleşti: Kökeni tarım, imalat, hizmet ya da başka bir alan da olsa KOBİ’lerle ilgili sorgulamalarımızın bakış açılarını enine boyuna sorgulamamız gerekiyor.
Neredeyiz?
Değerli köşe yazısı komşumuz Şefik Ergönül’ün “ KOBİ’lerin ihracatta performans artırmaları için yeni bir yol haritası ve programı gerekiyor” başlıklı yazısında erişebildiği son verileri paylaştı:
- Toplam sayıları 4 milyona yaklaşan işletmelerin yüzde 99,7’si KOBİ’lerden oluşuyor;
- Ülkemizdeki toplam istihdamın yüzde 68,5’ini KOBİ’ler yaratıyor.
- Çalışan sayısı 10 kişiye kadar olan, toplam ciroları 10 milyon TL’ye ulaşan çok küçük ölçekli işyerleri 3,3 milyonu buluyor; toplum işletmelerin yüzde 90,6’sını oluşturuyor.
- Çok küçük ölçekli işletmelerin toplam mal ihracatındaki parasal payları yüzde 18,6.
- Çok küçük ölçekli işletmelerin yüzde 56,2’si “düşük teknoloji” kullanıyor.
- Çalışan sayısı 50’ye kadar olan işletmelerin toplam işletme içindeki payı yüzde 7,8; ihracatın parasal değerindeki payı yüzde 17,5.
- Çalışan sayısı 50’ye kadar olan işletmelerin yüzde 17’si ihracat yapıyor.
- Çalışan sayıları 250’ye kadar olan işletmelerin toplam işletmeler içindeki payı yüzde 1,3’tür. Mal ihracatındaki payları ise yüzde 5,7. Toplam ihracatın parasal değerinin yüzde 19,2’i bu işletmelerin yaratıyor.
- Çalışan sayısı 250’nin üzerinde olan işletmeler, toplam işletmelerin yüzde 1,3’ünü oluşturuyor. Bu işletmelerin mal ihracatındaki payları yüzde 5,7; parasal payları yüzde 19,2’yi buluyor. Bu firmaların ihracattaki payı yüzde 1,6 iken, parasal payları yüzde 44 düzeyinde.
- KOBİ’lerde ihraç edilen ürünlerin yüzde 54,8’i “düşük teknoloji” içerikli.
Varoluş nedenleri değişiyor
Ülkemiz ekonomisini daha sağlıklı yerlere taşımak istiyorsak, sayısal verileri ve makroiktisadi oluşumları gözlemeden, izlemeden ve değerlendirmeden kaynaklarımızı etkin yönetemeyiz. Süreçlerin belli alanlarına aşırı abanırken; dipteki dalgaları gözden kaçırırsak özlediğimiz yerlere varamayız. Makro düzlemlerdeki analizler kadar “mikro düzeyde analizlere” de odaklanmalıyız.
Bugün nerede durduğumuzu, hangi yolda ilerlemeye çalıştığımızı sorgulamadan, KOBİ’lerin yapısal ve ekonomik özelliklerindeki “varoluş nedenlerindeki değişimleri” anlamadan ve kavramadan sağlıklı gelecek kurabilme olasılığı çok düşük olacaktır.
KOBİ odağından baktığımızda önce, “nüfus hareketlerindeki eğilimlerin” olası etkilerini sorgulamalıyız: Ülkenin yaşadığı büyük “iç göç”, çok az ülkede gözlediğimiz hızda, kırsal nüfusu kentsel alanlara taşıdı. Kırsal kesimde çalışabilir nüfus hızla azaldı; köy ölçekli yerleşim yerlerinde ortalama yaş 60’ın üzerine çıktı. Geleneksel geçimlik aile işletmeleri hızla azaldı. Toprakların durumuna göre ekilebilir-dikilebilir alanların daralması süreci devam ediyor. Kırsal kesimde “mevsimlik işgücü” bulma her geçen gün biriz daha zorlaşıyor; bulunan işgücü de geleneksel aktarma yoluyla gereken bilgiyle donanmış, eğitimle hazırlanmış olmadığı için verimliliği düşük oluyor. Toprağın işlenmesinden ürünün bakımına ve hasat işlemlerine kadar uçtan uca üretim sürecinde aile odaklı işgücü yetersizliği kadar, mevsimlik işgücüne erişebilmenin güçlüğü nedeniyle kırsal kesimdeki küçük işletmelerin nicelikleri kadar niteliklerinde de “gerileme süreci” hızlanıyor.
Kırsal kesimdeki göçün yarattığı çok değişik sorunların ayrıntılarına ilgi duyanlar, Bursa’nın Orhangazi ilçesi bağlamında yaptığımız saha gözlemlerini paylaştığımız “Bursa Orhangazi/ Dün, Bugün ve Yarın” kitabına başvurabilir.
Kaliteli yönetim özeni gerekiyor
Tarım ve hayvancılık sektöründeki KOBİ’lerin “geçiş süreçlerinin sindirilmesindeki olumlu etkileri” konusunda “net bilgi” üretemezsek; alınacak kararla kaynak verimini artıracak “etkin koordinasyonu” yapamayız. Daha da önemlisi gelişmenin yönünü bilsek bile “odaklanarak” kaynakları gerektiği gibi değerlendiremeyiz.
KOBİ’lerin ülkemizdeki toplam işletme içindeki payları, istihdam katkıları, ihracattaki konumları, ileri-teknolojideki durumlarını epey zamandır çok konuşuyor ve yazıyoruz. Bu yazıda kısaca değindiğimiz kırsal kesim küçük işletmelerinde etkili sonuçlar yaratmak istiyorsak peş peşe atmamız gereken adımlar var.
Öncelikle geçmişle ilgili nesnel değerlendirmeler yaparak “kümülatif inovasyonu” ilerletmeliyiz. Değişen koşullarda hangi yenilikçi adımları atacağımız, elimizin altındaki en değerli varlığımız olan topraklarımızı işlemede yaratmak istediğimiz sonuç konusunda uzlaşmalıyız. Ne yapmak istediğimizin “net ölçülerini” belirleyerek yola çıkmazsak, aynı şeyleri durmadan tekrar eden; emek, zaman ve para israf eden kısır döngüden kurtulamayız.
Bilgiye dayalı fikirle yapılarını oluşturduğumuz, ilke ve kurallarla güvenilirliğini artırdığımız kurumların temel görevi olan “ özendirme/teşvikler” konusunda tutarlı ve işlerliği olan sistem oluşturamayız.
Gelişimin temel dinamiklerinden bir diğeri “ serbest ve adil piyasada rekabet ve rekabette şans eşitliğinin” yaratılması, korunması ve geliştirilmesidir. Yeni koşulların yarattığı ortam ve iklimde rekabet stratejilerini ve alternatif tepki biçimlerini alabildiğine tartışmalıyız.
Öngörüleriniz ne denli doğru olursa olsun, kurum mimarlarını ne denli iyi tasarlarsanız tasarlayın, yapıların içine yaşam katacak olan insan kaynağının “ mekanik bilgi/ teknik beceri” düzeyi yetersizse sonuç alamayız. Gelişmenin mekanik bilgi düzeyi bağlamını da ihmal etmemeliyiz.
Son tahlilde, “ölçülerimiz” olmalı , “özendirme “ sistemleri kurmalı, “ölçeklendirmeyi” ihmal etmemeli, Ödüllendirme ve cezalandırma” disiplinine uymayı ve “ödeşmeyi ” bir bütün olarak kullanarak kaliteli yönetim özeni göstermeliyiz.
