Türkiye otomotiv sanayisinin 2025 yılının bilançosunu tuttuğumuzda, bu rakamların ardında sadece bir yılın muhasebesini değil, ekonomimizin nabzını, endüstrimizin kararlılığını ve geleceğe dair gerilimli bir satranç tahtasını görüyoruz. Otomotiv Sanayii Derneği Başkanı Cengiz Eroldu'nun sözleriyle de sektörümüzün stratejik bir denge üzerinde yürüdüğü teyit ediliyor.
41,5 milyar dolarlık ihracat rakamı, ekonomimizin kronikleşmiş cari açık gündeminde altın harflerle yazılmayı hak ediyor. Türkiye toplam ihracatından %17,6'lık bir pay alarak liderliğini perçinleyen otomotivimizin bu başarısının gölgesinde, Euro'nun Dolar karşısında değer kazanmasının sağladığı rüzgarın da ihracat değerindeki yükselişi etkilediğini göz ardı etmemek gerek. Fakat, asıl anlamlı olan, kilogram başına ihracat değerindeki sıçrama… Ana sanayide 13,10 dolara ulaşan bu rakam, ürettiğimizin "ağırlığından" ziyade "değerini" artırdığımıza işaret ediyor. Ancak, "komponent" yani parça sanayisinde ihracatın nispeten daha yavaş büyümesinin önemli bir uyarı sinyali olduğuna dikkat çekiyor, Cengiz Eroldu… “Son iki yılda kur-enflasyon makasının yarattığı rekabetçilik kaybı, özellikle tedarik zincirinin omurgasını oluşturan bu alanda kendini hissettiriyor.”
Bir diğer çarpıcı performans ise Avrupa'nın tartışmasız hafif ticari araç üssü konumumuzu, 435 bin adetlik rekor ihracatla taçlandırmamız. Otobüs-midibüs üretiminde de en yüksek seviyeye ulaşılırken; Avrupa hafif ticari araç pazarının %9 daraldığı 2025’te bizim rekor kırmamız, pazar payımızı artırdığımızı da kanıtlıyor. Fakat, ekonominin nabzı olarak kabul edilen ticari araç satışlarındaki Avrupa’daki daralma, endişe verici bir öncü gösterge, fırtına öncesi sessizliğe işaret olabilir.
En hassas iç pazar ve "yerli" kavramı denklemine gelirsek ise; toplam pazar %10 büyüyerek 1,4 milyon adete yaklaşmışken, bu pastadaki yerli pay %29'a gerilemiş durumda… Son yılların bu en düşük oranı, otomobil özelindeki dış ticaret açığının 7,7 milyar dolara çıkmasının da açıklaması... İhracat şampiyonu sektörümüz, otomobil konusunda çarpıcı şekilde halen net bir ithalatçı!.. Bu açığı kapatmanın tek yolu, OGD Başkanı Eroldu'nun da altını çizdiği gibi, Türkiye'deki otomobil yatırımlarını ve üretimini artırmaktan geçiyor.
Aslında; 2025, bir dönüm noktası idi. Uzun vadeli yatırım kararlarının meyveleri toplandı… Ford Otosan, Oyak-Renault, Tofaş, Hyundai ve Otokar'ın açıkladığı Milyar Euro’luk yatırım paketleri ve yeni model üretim anlaşmaları, 2026 ve sonrasına dair umudu yeşertiyor. Özellikle Oyak-Renault'un Boreal ve Hyundai'nin ioniq 3 üretim kararı, etkisi orta vadede hissedilecek olsa da iç pazardaki yerli payı denklemini doğrudan etkileyecek hamleler.
Endüstrimiz, kısa vadeli en büyük riski ise Brüksel'den gelecek "Made in EU" tanımında görüyor. Avrupa Komisyonu'nun kurumsal filolara yönelik teşvikleri bu kapsama bağlama niyeti, çok ciddi bir stres… Eroldu'nun vurguladığı gibi; AB'nin otomotiv ihracatının %8'i, Türkiye'nin otomotiv ihracatının ise %70'i bu karşılıklı ticarete bağlı. Türkiye, Avrupa için "tamamlayıcı, esnek, güvenilebilir" bir üretim üssüyken; bu dengenin bozulması, iki tarafın da zararına olacak bir sonuç doğurur.
Sektör, Avrupa'daki olası ekonomik dalgalanmaları ve korumacı siyasi rüzgarları süzmeye çalışırken, aynı zamanda kendi içindeki verimlilik ve rekabetçilik arayışını da sürdürüyor. 2025, Türk otomotiv sanayisi için tarihi ihracat rekoru, halen çözülmemiş otomobil açığı ve yerli payı sorunuyla tamamlandı. 2026, daha karmaşık, daha stratejik ve daha küresel bir satranç oyununa benzeyecek, son yatırım hamlelerinin ilk sonuçları alınacak, Türkiye'nin otomotivdeki gerçek ağırlık merkezini netleştirecek, kritik bir yıl olacak!..
