Yıllardır yaptığım haberleri yeniden gözden geçirdiğimde, iş dünyası toplantılarında aslında birçok sorunun değişmeden varlığını sürdürdüğünü görüyordum. Kur, finansmana erişim, üretim maliyetindeki artışlar, mesleki eğitim konuları yıllardır duymaya alıştığımız sorunlar olarak karşımıza çıkıyordu. Hatta itiraf etmek gerekirse, bazen o kadar birbirini tekrarlayan açıklamalar geliyordu ki neredeyse açıklama yapan kişileri dinlemeden haberi yazmak mümkün diye düşünüyordum. Son iki yıldır ise bu açıklamalara tahsilat problemleri eklenmeye başladı. Ancak her şeye rağmen reel sektör ayakta kalmayı başarıyordu. Özellikle iş dünyasının hamisi olarak gördüğümüz kişiler her şeye rağmen çalışmaya ve üretmeye devam edilmesi gerektiğine yönelik motive edici bir yaklaşımla iş dünyasını ayakta tutuyordu. Haziran ayından bu yana ise organize sanayi bölgelerinde yaptığım ziyaretlerde sıkıntıların artık yüksek sesle ve şiddetli şekilde ifade edilmeye başladığını görüyorum.
Önce “31 Haziran son, önümü göremezsem paydos” furyasıyla hareket eden bir kitle oldu. Şimdi ise işletmesi için “bugün dünden kötü, yarın da bugünden kötü olacak, önümü göremezsem 30 Ağustos son” diyen bir kitle var. İş insanlarıyla ekonomi yönetimi arasında tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok misali bir durum var. Kayseri OSB’deki güçlü firmalardan birinin sahibi geçtiğimiz gün “Organize dinamitli bomba, hergün yeni biri batar oldu, işi yapıyoruz para almaya gelince kimse telefona çıkmıyor, çok büyük kriz var öncekilere benzemiyor, insanlar sekizinci ayın otuzunu kendine çizmiş” dedi. Dinamitli bomba tavşanın elinde ama görünen o ki dağda patlayacak…
Tekstil işi yapan bir okurumuza yaşadığı sorunların çözümüne ilişkin görüşlerini soruyorum. Pamuk ihracatının önüne geçilmesi gerektiğini söylüyor ilk etapta. “Pamuk üreticisinin de zarar görmeyeceği şekilde pamuk ihracatı engellenmeli. Pamuk üreticisine teşvik verilmeli. 10 sene önce devletin verdiği kilo başı teşvikle ne yapılıyordu şimdi ne yapılıyor kısmını irdelemeleri gerekir. Amerika’dan gelen pamuk, Türkiye’de üretilen pamuktan daha ucuza gelmemeli. Tabi bunun sebebi de ihracata çok fazla pamuk göndermemiz.” Sonuna da ekleme yaptı: “Mobilya ve metal sektörünün durumu da en az tekstil kadar kötü.”
Mobilya ve metal sektörü demişken, sektörde faaliyet gösteren birkaç firmayı ziyaretimde gördüm ki, işçi problemi yaşanıyor. Hindistan ve Pakistan’dan işçi getiriyorlar. Ancak hepsi de aynı şeyi söylüyor: “Derdimiz ucuz işçilik değil, çalışacak adam bulamıyoruz. Gençler sanayiye hiç yaklaşmak istemiyor.”
Olumsuzluklara rağmen umut veren gelişmeler de yaşanıyor. Geçtiğimiz hafta Halkbank’ın “Üreten Kadınlar Buluşmaları” Kayseri’de gerçekleşti. Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil’in de katıldığı etkinlikte kadın girişimcilerle bir aradaydık. Gözlerindeki kararlılık ve umut, kadınların yalnızca ekonomik kalkınmanın değil, aynı zamanda iş dünyasında güçlü bir dayanıklılık kültürünün de en önemli taşıyıcılarından biri olduğunu bir kez daha gösterdi. Kayseri, kadın girişimcisi ile de adından çokça söz ettirecek. Ekosisteminin uygunluğunun yanı sıra cesareti ve yeteneği yüksek kadınlarının varlığının yanı sıra finans destekleriyle yollarını aydınlatan kurumların eşliğinde, Kayseri bu konuda da örnek şehir olacak.