Yatırım fonlarında yaşanan gelişmeler, yalnızca tasfiye edilen fonları ve yatırımcıların uğradığı zararları değil, sermaye piyasalarında denetim mekanizmasının ne kadar etkin çalıştığını da gündeme taşıdı. Tartışmanın odağında ise “Mevzuatta boşluk mu vardı, yoksa kurallar zamanında uygulanmadı mı?” sorusu bulunuyor.
Günlerdir yatırım fonlarında yaşananları konuşuyoruz.. SPK 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. Bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyordu. Fonların TEFAS üzerinden alım satıma kapatılması ve tasfiye sürecinin başlatılması, önce “Ne oldu da buraya geldik?” sorusunu gündeme getirdi. Ardından soru değişti. Şimdi ise "Neden daha önce müdahale edilmedi?" sorusuna yanıt aramaya başladık.
Pazartesi gecesi CNBC-e’de Emre Doğru’nun Strateji Masası programını izledim. Ekonomistler Emrah Lafçı ve Burcu Ünüvar’ın konuşmasında öne çıkan bir nokta vardı; aslında benim de üzerinde durduğum mesele tam olarak buydu.
Lafçı, ortada bir “şişkinlik” olduğunu, bazı fonlara yatırım yapmanın bu kadar kolay olmaması ve nitelikli yatırımcı olma koşullarının daha ciddi bir filtre oluşturması gerektiğini söyledi. Ama aynı zamanda Türkiye’nin fon piyasasının uzun süre “pırıl pırıl” işleyen bir piyasa olduğunu da hatırlattı. TEFAS sayesinde yatırımcıların farklı fonlara kolayca ulaşabildiğini, valör ve ödeme sistemlerinde genel bir sorun yaşanmadığını belirterek meselenin altyapısal ve sistemsel bir arızadan çok, denetim ve gözetim eksikliği ile bazı yönetim şirketlerinin riskli davranışlarına dayandığını savundu.
TSKB baş ekonomisti Dr. Burcu Ünüvar ise aynı programda meselenin belki de en önemli tarafına işaret etti. Dedi ki; "Yatırımcıdan her şeyi kendisinin görmesini ve anlamasını bekleyemeyiz."
Gerçekten de bireysel yatırımcıya yıllarca “Yatırım fonuna yatırım yapın. Bireysel yatırımcı tek tek hisseleri ve finansal araçları takip edemez. Onun yerine bu işi SPK lisanslı uzmanların takip ettiği fonlara yatırım yapsın," demiştik. Onlar da bu tavsiyeye uydular.
Yatırımcı karar verirken mevcut durumun devam edip etmeyeceğine bakar. Bir şey olması gerekenden güzel görünüyorsa ve yatırımcı bunun devam edeceğine inanıyorsa yatırım yapar. Peki, yatırımcıya bunun sürdürülebilir olmadığını kim gösterecek?
Ünüvar’ın cevabı netti. "Düzenleme ve denetleme". Ve diyordu ki; yatırımcıdan sürekli olağanüstü bir feraset bekleyemeyiz. Finansal piyasanın güveni, yalnızca yatırımcının bilgisine, fon yöneticisinin iyi niyetine veya şirket sahibinin ahlakına bırakılamaz. Yani sistemin bir de hakemleri vardır.
Mesele mevzuat mı, uygulama mı?
Aynı gece Ekonomist Fatih Keresteci de yine CNBC-e'de Barış Esen’in Piyasanın Yönü programının konuğuydu. Onun değerlendirmesi de bu açıdan önemliydi. Keresteci, sermaye ve para piyasalarının uzun vadede olmazsa olmazının likidite ve derinlik olduğuna dikkat çekti. Daha fazla yatırımcının piyasaya girmesinin piyasanın etkinliği açısından önemli olduğunu, bunun için de güvenin korunması gerektiğini vurguladı.
Emrah Lafçı gibi Fatih Keresteci’ye göre de Türkiye’de kanun ve düzenleme açısından büyük bir boşluk yok. Hatta mevzuatın dünyanın en kapsamlı düzenlemeleri arasında olduğunu düşünüyor. Sorun daha çok “execution”, yani kuralların uygulanması tarafında.
Bence tartışmanın düğüm noktası tam burada…
Çünkü piyasaların taşıyıcı kolonlarından biri dürüst oyun ise, diğer kolon da düzenleyici ve denetleyici sistemdir. İlk kolon zayıfladığında yatırımcı güveni sarsılır. İkincisi hasar gördüğünde ise piyasa aktörleri kurallara uyma konusunda yanlış teşviklerle karşılaşabilir.
SPK’nın bugün attığı adımların büyüklüğü, olayın boyutunu gösteriyor. Ancak tasfiyenin ardından yapılması gereken yalnızca zararların nasıl dağıtılacağı veya yatırımcıların paralarının ne zaman ödeneceği tartışması değil. Daha temel soru "Bu mekanizma daha erken neden devreye girmedi?" olmalıdır.
SPK’nın yatırım fonlarının kuruluşu, tasfiyesi, nitelikli yatırımcılara satışı ve portföy yönetim şirketlerinin faaliyetleri üzerinde geniş yetkileri bulunuyor. Dolayısıyla mesele yalnızca “mevzuatta boşluk var mıydı?” değil.
Kurumların gücü
Hafta başında sermaye piyasalarına uzun yıllardır emek veren ve onca şeye rağmen bugüne kadar sermaye piyasalarında “sistemik” bir riskin gerçekleşmemiş olmasında katkısı bulunan, piyasayı yakından bilen bir isim ile konuştum. Yaşananların ardından meselenin yeni bir organizasyonla ele alınması gerektiğini düşünüyor. Ona göre piyasalarda oluşan “bürokratik müsamaha” algısının ortadan kaldırılması için siyasi kararlılığın açık biçimde ortaya konması gerekiyor.
Önerisi daha da ileri gidiyor. BDDK, SPK, Borsa İstanbul, SDDK, MASAK, KGK ve Rekabet Kurulu gibi kurumların koordinasyonunu sağlayacak, güçlü siyasi destekle çalışan yeni bir yapılanma oluşturulması ve gerekirse yeni mevzuat düzenlemelerine gidilmesini öneriyor. Dikkate alınması gereken bir öneri bu…
Bu önerinin nasıl değerlendirileceği ayrı bir tartışma ama önerinin altında yatan soru önemlidir. Kurumların elindeki yetkiyi kullanabilme kapasitesi yeterince güçlü mü? Çünkü kağıt üzerinde yetki bulunması ile o yetkinin zamanında ve etkili biçimde kullanılması aynı şey değil.
Aynı ismin dikkat çektiği başka bir risk daha var. Böyle dönemlerde siyasi kararlılık geciktikçe bilgi kirliliği, abartılı rakamlar, popülist söylemler ve mağduriyet hikâyeleri devreye girebilir. O zaman da başlangıçta çözülmesi gereken sorun, kamu zararını büyüten ve gelecekte yeni riskler üreten bir yapıya dönüşebilir.
Asıl mesele fon değil
Günün sonunda ben yaşananları yalnızca bir “fon krizi” olarak görmüyorum. Hatta “kriz” yerine “fon skandalı” demek daha doğru olabilir. Çünkü fonlar burada daha büyük bir problemin görünen yüzü, yani semptomu olabilir. Krizleri çoğu zaman görenler vardır. Sorun, o bilgilerin zamanında eyleme dönüşmemesidir.
Kurumlar yalnızca binalar, yöneticiler ve çalışanlardan oluşmaz. Kurum; kuralın uygulanması, yaptırımın işlemesi, yanlış yapanın zamanında durdurulması ve doğru yapanın korunmasıdır.
Dolayısıyla bugün yapılması gereken sadece fon piyasasını yeniden düzenlemek değil. Yatırımcıya yeniden güveni vermek "Kurallar var. Kurallar uygulanıyor. Ve kim olursa olsun, kuralların dışına çıkıldığında sistem zamanında müdahale ediyor, demektir. Fon piyasasının yeniden büyümesi ve sermaye piyasalarının derinleşmesi bundan sonra ne kadar para toplandığıyla değil, yatırımcının bu cümleye ne kadar inandığıyla ölçülecek.