Hazırlayan & Derleyen: Umut Özbağcı - Datassist CEO
Bazı İşler Yapay Zekâya Karşı “İnsanlara Ayrılmalı”
Microsoft’un kurucu ortağı Bill Gates, yapay zekânın işgücü üzerindeki etkisine karşı bazı mesleklerin gelecekte AI ve robotlardan bilinçli olarak korunması gerektiğini savunuyor.
Doğal yaşam alanlarının korunmasına benzettiği “Human Reserved” modelinde, yapay zekânın teknik olarak yapabileceği bazı işlerin yine de insanlar tarafından yapılmasına karar verilebileceğinden bahsediyor. Özellikle bakım, sağlık ve eğitim gibi insan ilişkisi ve empati gerektiren alanları örnek buna örnek.
Mesele artık yalnızca “AI hangi işleri yapabilir?” sorusu değil; “AI yapabiliyor olsa bile hangi işleri insanlara bırakmalıyız?” sorusu olacak.
Otomasyonun hızını yavaşlatmak ve ortaya çıkacak sosyal maliyetleri karşılamak için şirketlerin insan çalışanlar yerine robotları ve AI sistemlerini tercih etmesini vergilendirmek de başka bir nokta. “Robot vergisi” olarak gündeme gelen bu yaklaşımın, yeniden eğitim ve sosyal güvenlik programları için kaynak yaratabileceği düşünülüyor.
ABD’de gelirden emeğe düşen pay dipte, şirket kârları zirvede
ABD ekonomisinde şirket kârlarının milli gelirden aldığı pay yükselirken, emeğin payı tarihi düşük seviyelere geriledi. 2026’nın ilk çeyreğinde emeğin gayrisafi yurtiçi gelirden aldığı pay %51’e düşerken, şirket kârlarının payı %12,1’e yükseldi. Bu, sırasıyla 1947 ve 1950’den bu yana kaydedilen en düşük ve en yüksek seviyeler.
Bu ayrışma ücretler ile şirket kârlılığı arasındaki farkta da görülüyor. 2019’un sonundan bu yana enflasyondan arındırılmış saatlik ücretler yalnızca %3 artarken, şirket kârları %50 yükseldi. Aynı dönemde ABD’deki en büyük 500 şirketin kârları da ilk çeyrekte yıllık bazda %28 arttı.
Bu tablo, borsadaki yükseliş ile çalışanların ücretlerindeki artış arasındaki farkı da açıklamaya yardımcı oluyor. Hanehalklarının hisse senedi ve emeklilik fonları üzerinden şirketlere ortak olması, ücretlerden ziyade varlık değerlerindeki artış yoluyla ekonomik büyümeden pay almalarını sağlıyor. Ancak bu fayda eşit dağılmıyor: hisse senedi sahipliği yüksek gelir gruplarında yoğunlaştığı için borsa yükselişinden elde edilen kazançlar da daha çok varlıklı kesimlerde toplanıyor.
Öne çıkan nokta: ABD ekonomisinde büyümenin meyveleri giderek ücretlerden ziyade sermaye üzerinden dağılıyor. Bu durum, çalışanların maaşları ile yatırım portföylerinin değeri arasındaki farkın, ekonomik refahı anlamada giderek daha önemli hale geldiğine işaret ediyor.
Türkiye’de 100 dolarlık satın alma gücü 7 yılda 10,93 dolara geriledi
Aralık 2019’da 100 dolar değerindeki bir mal ve hizmet sepetinin satın alma gücü, Nisan 2026 itibarıyla ülkeler arasında önemli ölçüde farklılaştı. Türkiye, incelenen 35 ülke arasında en büyük kaybın yaşandığı ülke oldu.
Türkiye’de aynı sepetin satın alma gücü 10,93 dolara kadar geriledi. Bu, yaklaşık %89’luk bir kayıp anlamına geliyor. Türkiye’de Aralık 2019–Nisan 2026 döneminde tüketici fiyatları %814’ün üzerinde arttı.
Karşılaştırmada Macaristan 63,09 dolar, Kolombiya 65,62 dolar ve Estonya 66,14 dolarla Türkiye’nin ardından en fazla satın alma gücü kaybı yaşayan ülkeler. ABD’de 100 doların satın alma gücü 77,16 dolara, Birleşik Krallık’ta 76,51 dolara gerilerken, İsviçre 93,28 dolarla en yüksek değeri koruyan ülke.
ABD’de kayıp yaklaşık %23 seviyesinde kalırken, İsviçre’de %7’nin altında gerçekleşti. Türkiye’nin %89’luk kaybı ise listenin geri kalanından belirgin biçimde ayrışıyor.
Enflasyonun yavaşlaması, geçmiş yıllarda gerçekleşen fiyat artışlarını geri almıyor. Bu nedenle satın alma gücündeki erimeyi yalnızca güncel enflasyon oranıyla değil, fiyat seviyesinin birkaç yıl içinde ne kadar yükseldiğiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Para kaygıları her dört çalışandan birinin performansını olumsuz etkiliyor
İngiltere'deki çalışanların yaklaşık dörtte biri finansal stresin işlerini iyi yapma becerilerini olumsuz etkilediğini belirtiyor. Çalışanların yüzde 22'si para kaygılarının iş performanslarını olumsuz yönde etkilediğini söylüyor.
Bu bulgular, yaşam maliyeti baskılarının işgücü üzerinde ağır bir yük oluşturmaya devam ettiği bir dönemde işverenler için büyüyen bir zorluğa dikkat çekiyor.
Finansal refah, çalışan verimliliği ve bağlılığında kritik bir faktör haline geldi. Çalışanlar maddi sorunlarla meşgul olduğunda odaklanma, motivasyon ve verimlilik kaçınılmaz olarak düşüyor..
Finansal stres ile iş performansı arasındaki bağlantı, ileri görüşlü işverenler için hem bir zorluk hem de bir fırsat.
ABD'de maaş bütçeleri 2027'de yüzde 3,3 artacak
Amerikalı işverenler, 2027 yılına girerken çalışan maaş bütçelerinde ılımlı ancak istikrarlı artışlar planlıyor ve şirketler, önümüzdeki yıl maaş bütçelerini ortalama yüzde 3,3 oranında artırmayı öngörüyor.
Planlanan maaş bütçesi artışları, işverenlerin çalışan bağlılığı öncelikleri ile maliyet baskıları arasında denge kurması gereken bir işgücü piyasasını yansıtıyor. Yüzde 3,3'lük artış, enflasyona ayak uydururken genel işgücü maliyetlerini yönetmeye yönelik ölçülü bir yaklaşımı temsil ediyor.
Ancak değişken ücretler konusundaki görünüme göre şirketlerin büyük çoğunluğu, teşvik ödemelerinin hedef seviyelerin altında kalmasını bekliyor.
Temel maaş artışları ile teşvik beklentileri arasındaki bu ayrışma, toplam ücretlendirme açısından karışık bir tablo oluşturuyor.
Ücret şeffaflığı dönemi başlıyor
AB’nin Ücret Şeffaflığı Direktifi ile şirketler için maaşların nasıl belirlendiği daha görünür hale geliyor. 7 Haziran 2026’da sona eren uyum süreciyle birlikte adayların işe başlamadan önce ücret aralığını öğrenebilmesi, işverenlerin mevcut maaşı sormasının sınırlandırılması ve çalışanların kendi ücretlerini benzer pozisyonlarla karşılaştırabilmesi hedefleniyor.
Düzenleme yalnızca aynı unvanları değil, beceri, çaba, sorumluluk ve çalışma koşulları açısından eşit değerde işleri de kapsıyor. Şirketlerin ücret ve zam kararlarını objektif kriterlerle açıklayabilmesi gerekecek. Böylece “piyasa koşulları”, “performans” veya “kritik rol” gibi gerekçelerin arkasındaki ücret farkları daha fazla sorgulanabilecek.
Öne çıkan nokta: Direktif Türkiye’yi doğrudan bağlamasa da küresel şirketler üzerinden Türkiye’deki işverenlere de baskı yaratabilir. Ücret şeffaflığı yaygınlaştıkça, maaşın kendisinden çok maaşın neden o seviyede olduğunun açıklanabilir olması yeni işveren standardına dönüşebilir.
Türkiye’de gençlerin %27,1’i ne eğitimde ne istihdamda
OECD verilerine göre Türkiye’de gençlerin %27,1’i ne istihdamda ne eğitimde ne de mesleki eğitimde (NEET). Türkiye bu oranla karşılaştırılan ülkeler arasında ilk sırada yer alıyor.
Türkiye’yi %24,3 ile Kolombiya, %18,6 ile Meksika ve %17,4 ile Yunanistan takip ediyor. Listenin diğer ucunda ise Norveç (%6,2), İsveç (%7,9) ve Avustralya (%9,4) bulunuyor.
Öne çıkan nokta: Türkiye’de yaklaşık her dört gençten biri eğitim ve çalışma hayatının dışında. Bu tablo yalnızca genç işsizliğini değil, gençlerin iş gücü piyasasına geçişindeki yapısal sorunları da gösteriyor.
Yapay zeka destek hizmetlerini stratejik kariyer yoluna dönüştürüyor
Yapay zekanın müşteri destek çalışanlarının rolleri tamamen ortadan kalkmak yerine, destek profesyonellerinin yaptığı işler ve başarı için ihtiyaç duydukları beceriler köklü bir dönüşüm geçiriyor.
Otomatik sistemler şifre sıfırlama ve temel sorun giderme işlemlerini üstlenirken, müşteri desteğinin insan boyutu daha karmaşık ve değerli bir yapıya evriliyor.
Destek ekipleri günlük sorumluluklarında önemli bir değişim yaşıyor. Bir zamanlar işin temelini oluşturan rutin talep çözümü, artık binlerce basit isteği eş zamanlı işleyebilen yapay zeka sistemleri tarafından yönetiliyor.
Destek rolleri için aranan beceriler önemli ölçüde değişiyor. İşverenler artık yapay zeka araçlarının nasıl çalıştığını ve hangi noktalarda yetersiz kaldığını anlayabilen, sistem odaklı düşünme yeteneğine sahip adaylar arıyor. Teknik yetkinlik vazgeçilmez halde ve otomatik çözümlerin yetersiz kaldığı durumlarda sağlıklı karar verebilme becerisi kritik önem taşıyor.
Bu dönüşüm, destek organizasyonları içinde yeni kariyer yolları oluşturuyor. Yapay zeka denetimi, kalite güvencesi ve karmaşık sorun çözümü konularında uzmanlık geliştiren profesyoneller genişleyen fırsatlarla karşılaşıyor. Rol artık hacimden çok değer üretmeye odaklanıyor.
ABD’de ağustos ayındaki yeni istihdamın %98’i kadınlardan
ABD işgücü piyasasında dikkat çekici bir cinsiyet ayrışması yaşanıyor. Ağustos ayında tarım dışı istihdam %100’lük artışın 98 puanını kadınlar oluşturacak şekilde toplam 162 bin kişi arttı. Kadın istihdamındaki artış yaklaşık 158 bin olurken, erkek istihdamındaki artış yalnızca 4 bin seviyesinde kaldı.
Trump’ın ikinci döneminin başlangıcından bu yana ise kadınların payroll istihdamı yaklaşık %100 net istihdam artışını karşılayacak şekilde 765 bin yükselirken, erkek istihdamı yaklaşık 6 bin geriledi.
Öne çıkan veriler:
- %98: Ağustos’taki net istihdam artışında kadınların payı
- %50,1: Kadınların toplam tarım dışı payroll istihdamındaki payı
- %4,1: ABD işsizlik oranı
- %3,1: Ortalama saatlik ücretlerde yıllık artış
ABD’de AI yaklaşık 1 milyon yeni iş yarattı
Yapay zekânın istihdam üzerindeki ilk etkileri, kitlesel iş kaybından ziyade yeni iş alanlarının oluşmasına işaret ediyor. ABD’de AI’ın bugüne kadar yaklaşık 1 milyon yeni iş yaratmış olabileceği, buna karşılık AI ile ilişkilendirilen işten çıkarmaların yaklaşık 200 bin seviyesinde.
AI yatırımlarındaki hızlı artış, yalnızca teknoloji şirketlerinde değil; veri merkezlerinin inşası, enerji altyapısı, elektrik, soğutma sistemleri ve ekipman üretimi gibi alanlarda da istihdam yaratıyor. ABD’de veri merkezi yatırımları yıllık 75 milyar doların üzerine çıkarken, AI altyapısına yönelik toplam harcamaların 2022’ye kıyasla yıllık yaklaşık 500 milyar dolar arttığı hesaplanıyor.
AI’a özgü beyaz yaka pozisyonları da hızla büyüyor. AI mühendisleri, veri analistleri, AI yöneticileri ve müşterilere AI çözümleri entegre eden mühendislik rollerine yönelik ilanların 2023-24 döneminden bu yana yaklaşık 2 katına çıktığı belirtiliyor. AI’a özgü rollerin ABD’deki profesyonel işlerin yaklaşık %1’ini oluşturuyor.
Bununla birlikte tablo tamamen olumlu değil. AI’a yakın bazı rutin ve idari rollerin istihdamı zayıflarken, iş gücü piyasasındaki dönüşüm özellikle giriş seviyesindeki beyaz yaka pozisyonlarını etkiliyor. Yani AI’ın istihdam üzerindeki etkisi şu aşamada “işleri yok etmekten” çok, hangi işlerin ve hangi becerilerin talep gördüğünü değiştirmek şeklinde ortaya çıkıyor.
Gizli çifte kariyer: Overemployment
Uzaktan çalışma ve yapay zekâ araçları, bazı çalışanların aynı anda birden fazla tam zamanlı işi yürütmesini mümkün hale getirdi. “Overemployment” olarak adlandırılan bu modelde çalışanlar, iki hatta beş farklı işi aynı çalışma haftası içinde sürdürebiliyor.
İşverenler için risk nerede başlıyor?
Overemployment, çalışan açısından gelir maksimizasyonu olarak görülebilirken işveren açısından çıkar çatışması, performans düşüşü, gizlilik ve fikri mülkiyet riskleri yaratabiliyor. Özellikle çalışma saatlerinin çakışması, toplantılara sürekli katılamama, teslimat kalitesindeki düşüş ve çalışanın farklı işverenlere ait bilgileri aynı cihaz veya araçlar üzerinden yönetmesi dikkat edilmesi gereken sinyaller arasında.
Bu nedenle konu yalnızca “Çalışan iki iş yapabilir mi?” sorusundan ibaret değil. Uzaktan çalışma modellerinde işverenlerin performansı, çalışma yükünü ve olası çıkar çatışmalarını nasıl yöneteceği giderek daha önemli bir İK gündemi haline geliyor.
Ücret artışları ağustos ayında yavaşladı
İşinde kalan çalışanların ücret artışı %4,4 ile sabit kalırken, iş değiştiren çalışanların ücret artışı %7,5’ten %7,3’e geriledi.
Özel sektör işverenleri ağustosta 38.000 istihdam yarattı
Özel sektör istihdamındaki artış, Ocak ayından bu yana en yavaş seviyede gerçekleşti. İmalat, profesyonel hizmetler ve bilgi sektörlerinde istihdam azalırken; eğitim ve sağlık hizmetleri, inşaat ile eğlence ve konaklama sektörlerinde güçlü işe alımlar görüldü.
ADP Baş Ekonomisti Nela Richardson:
“Ücretler, bugün yaşanan dalgalı işe alım görünümü hakkında bize çok şey anlatabilir. İşe alım eğilimlerini anlamak için ücret artışlarının nerede hızlandığına, nerede yavaşladığına ve kimleri etkilediğine yakından bakmak gerekiyor. Bir zamanlar öngörülebilir olan ücret artışlarının yerini; demografik değişim, kalıcı enflasyon ve yapay zekânın işler üzerindeki etkilerinin şekillendirdiği daha karmaşık bir tablo aldı.”