Eren Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Eren, açık sözlü ve özgün fikirlere sahip bir iş insanı olarak tanınır. Tekstil, konfeksiyon, çimento, perakende, ambalaj, kağıt, enerji, lojistik sektörlerindeki şirketlerinde yaklaşık 14 bin kişilik istihdama sahip olduklarını belirten Eren, “Lacoste, Burberry, Gant, Nautica gibi küresel markalar bizim perakende grubunda ve üretim yapıyoruz ama şu anda tekstil ölüyor. Bizim perakende satışlarımız da düşüyor. Çorlu’daki fabrikamızı kapatmak zorunda kaldık. Kapatmamak için 3-4 ay bekledik. Bu, çok ağrıma gidiyor çünkü işçinizin işine son veriyorsunuz. Nasıl iş bulacak, nerede çalışacak? Ailesi, çocukları var. Fabrika kapatan sadece biz de değiliz ki birçok fabrika kapandı. Maalesef bizim çıkardığımız işçi sayısı 2 bini buldu. Grubumuzda 14 bine yakın çalışanımız var” dedi. Doğduğu şehir Bitlis’te de iplik fabrikası olduğunu hatırlatan Ahmet Eren, “Onu kapatmıyoruz ve kapatmayacağız, çünkü onu bir sosyal yatırım olarak görüyoruz” dedi.
Ahmet Eren, bu konuşmayı Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü’nün davetiyle katıldığı İstanbul’daki ‘siyaset dışı sohbet toplantısında’ yaptı. Aynı zamanda eski sanayi ve teknoloji bakanı da olan Özlü, Divan Otel’deki toplantıyı açarken, “Biz ayda bir iş insanlarımızla toplanıyoruz ve başarılı bir iş insanımızı dinliyoruz, sohbet ediyoruz” diyerek sözü Ahmet Eren’e verdi. Eğitim, iş ve girişimcilik kariyerinin nasıl başladığını anlattıktan sonra sözü ekonomideki genel duruma getiren Eren şöyle konuştu: “Tekstilin dışında da ekonomi iyi değil. Bizim ambalaj üretimimiz de var ve ürettiğimiz karton kutunun içine girmeyen ürün yok gibidir. Orada da talep azalmasından dolayı sanayinin genel durumunu görüyoruz ve ekonomi korkunç şekilde daralıyor ancak bence düzelecek. Bu yaşananlar, geçmişte yapılan hataların sonucudur.
“Başka çaresi yok ama alt tabakaya destek lazım”
Bu ekonomi yönetimini, Mehmet Şimşek’i eleştirebilirsiniz. ‘Bu kadar yüksek faiz olur mu’ diyebilirsiniz ama başka çaresi yok. Ben Mehmet Şimşek’i Londra’da çalıştığı günlerden beri tanıyorum. Mehmet Şimşek’in uyguladığı bu programla enflasyon düşecek ama bu dönemde toplumun alt tabakası eziliyor. Yoksa yüksek faizle parası olan çok güzel para kazanıyor. Ben dolar bazında hesap ettirdim (tedbirli olmak için belli nakit bulunduruyoruz) o nakit, dolar bazında bile çok büyük kazandırıyor. Böyle olmaz ki; bu para yurt dışına gidiyor. Bu politikanın dışında bir alternatif var mı? Bence yok, biraz da ekonomist bir kişiyim ve son 30 yılda Nobel Ekonomi Ödülü kazanmış isimlerin kitaplarını altını çizerek okudum. Başka bir çare olsaydı yapılırdı. Yine de bir çaresini bulup alt tabakaları desteklemek lazım.”
Nezih Bey, kâğıt fabrikası hisselerini bize nasıl sattı?
Eren Holding olarak bir dönem Polonya’da konfeksiyon fabrikası kurduklarını belirten Ahmet Eren, şöyle konuştu: “Polonya’dan ABD’ye kotasız ihracat yapılabiliyordu, orada fabrika kurduk. Çok da memnunduk, fabrikada Lech Walesa’nın sendikası örgütlüydü ama bir akşam işçiler içkiyi çok kaçırmış ve bekçiler de kapıları açmış. Fabrikamız makineleri dahil yağmalandı, toparlanıp döndük. Polonya’daki bu iş tecrübemiz sayesinde Türkiye’de kağıt fabrikası kurabildik çünkü orada iyi kağıt makineleri üretiliyordu. 1974 gibi Sultanhamam’dan gönüllü esnaflar ve Hürriyet Gazetesi (Simavi) ortak olup kağıt fabrikası kurduk. Küçük ortaklar elendi ve Hürriyet ile baş başa kaldık. Simavi’yi yönetim kurulunda Nezih Demirkent temsil ediyordu. Bir süre sonra Nezih Bey ‘Ahmet bey ya siz ya da biz alalım, fiyatı siz söyleyin tercihi biz yapalım’ dedi. Bu söz üzerine kendi kendime ‘nasıl olsa alacaklar yüksek fiyat söyleyeyim’ dedim ve iyi rakam söyledim. Ben fiyat söyleyince Nezih Bey ‘size hayırlı olsun’ dedi ve fabrika bize kaldı. Sonra zorlukları aştık ve kağıt işinde Avrupa çapında üretici olduk, ambalajda da çok güçlüyüz.”
“Genelkurmaya, Savunma Bakanına ‘Atatürk ve tarikat’ ziyaretleri yaptım”
Eren Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Eren, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden 1964’te mezun olduğunu ve Maliye Bakanlığı’nda Hesap Uzmanı olarak çalışırken 1972’de ABD Hükümeti’nin bursunu kazanarak ekonomi yüksek lisansı için Teksas Hristiyan Üniversitesi’ne gittiğini hatırlattı. “1974’te memlekete döndüm. Sonra kamu görevinden ayrıldım ve aile işimize geçtim. ABD’de üniversitedekiler beni Hristiyan yapmak için çok uğraştılar ama yapamadılar. Öyle bir şey olunca insan özüne, dinine daha da yapışıyor. Ben Kur’an, ayet, meal, tefsir okuyan biriyim. Kanaatime göre maalesef akla, bilime, teknolojiye değer vermemişiz. Bunları ikinci, üçüncü plana atmışız. Oysa Allah, birçok ayetinde aklını kullanmayanları net şekilde uyarıyor. İbni Rüşd gibi aklı önceleyen alimler ise hep dışlanmış. İmam Gazali gelmiş o da aklın yolunu iyice kapatmış. Tarikatlar, cemaatler da böyle. Ben bu konuda eski genelkurmay başkanına, Milli Savunma Bakanına gittim. ‘Bir ricada bulunmak için geldim, lütfen Atatürk düşmanlarına, tarikat mensuplarına toleranslı olmayın’ dedim. Bu tarikatlardan kurtulmak lazım, aracıya ihtiyaç yok ki bu konuda da çok sayıda ikaz eden ayetler var.”