Hürmüz Boğazı’nın kapalı kaldığı bir durumda Suudi Arabistan, Kızıl Deniz; Birleşik Arap Emirlikleri, Umman Körfezi yoluyla dünya piyasalarına petrolü ulaştırmaya çalışacak. Ancak bu kanalların kapasitesi toplam 6-7 milyon varil ile sınırlı.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı sonrası Orta Doğu’ya yayılabilecek bir savaş riski ile haftaya başlıyoruz. İran lideri Hamaney ve üst düzey yetkilileri bertaraf eden ABD, bir halk isyanıyla İran’da rejimi devirmeyi hedefliyor. İran Silahlı Kuvvetleri İsrail ve bölgedeki ABD hedeflerine füze ve İHA saldırıları ile cevap veriyor.
Denizler yoluyla yapılan petrol ihracatının %25’inin, LNG ihracatının %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı resmi olarak açık, ama fiilen ulaşıma kapalı durumda. Hürmüz üzerinden yapılan petrol ihracatı günlük 20 milyon varile yaklaşıyor. ABD yaptırımları sonrası İran’ın ihracatı 2 milyon varil civarında. Söz konusu ihracatın %80'inden fazlası Çin’e yapılıyor.
Hürmüz Boğazı’nın kapalı kaldığı bir durumda Suudi Arabistan, Kızıl Deniz; Birleşik Arap Emirlikleri, Umman Körfezi yoluyla dünya piyasalarına petrolü ulaştırmaya çalışacak. Ancak bu kanalların kapasitesi toplam 6-7 milyon varil ile sınırlı. Daha önemlisi bu kapasitenin önemli bir kısmı zaten kullanılıyor.
Petrol piyasası dip seviyelerden %22 yükseliş ile ABD’nin İran’a saldırısını kısmen fiyatladı. Geçmiş veri, rejim değişikliğine yol açmayan jeopolitik krizlerde petrol fiyatlarındaki yükselişin %15-20 civarında olduğunu ve bir kaç ay içinde sönümlendiğini gösteriyor.
%10-50 arasında değişen ilave petrol şoku görebiliriz
Bu kez daha farklı olur mu? Bu sorunun cevabı ABD’nin İran’da rejimi devirmek için ne kadar risk alacağına bağlı. Enerji uzmanları Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapalı olduğu bir senaryoda Brent petrolün hızla 80 doları geçeceğini, ardından 100 doları hedefleyeceğini tahmin ediyor. Dolayısıyla %10 ile %50 arasında değişen ilave petrol şoku görebiliriz.
Doğal gaz tarafında durum farklı değil. ABD ve Avustralya’nın ardından dünyanın üçüncü büyük LNG ihracatçısı olan Katar, ihracatının tamamını Hürmüz üzerinden yapıyor. Hürmüz’ün kapalı kalması durumunda Avrupa’nın ihtiyacı ABD ve Norveç üzerinden karşılanmaya çalışılacak. Mevsim normallerinden daha sıcak bir bahar gelmezse doğalgaz fiyatları petrol ile birlikte yükselebilir.
Söz konusu senaryonun Türkiye ekonomisi ve piyasaları üzerindeki etkisi ne olur? Türkiye ekonomisi, İran şoku ile kapsamlı bir dezenflasyon programı uygulayarak güçlendiği bir dönemde karşılaştı. Uygulanan program rezervleri artırarak, kamu, banka ve şirket bilançolarını güçlendirerek, beklentileri iyileştirerek ekonominin dışsal şoklara karşı direncini artırdı, ülkenin risk primini önemli ölçüde düşürdü.
Uzun sürecek bir ABD-İsrail İran savaşı coğrafi yakınlığımız nedeniyle hiç şüphesiz Türkiye ekonomisini, piyasalarını olumsuz etkileyecektir. Merkez Bankası tarafından yapılan çalışmalar petrol fiyatlarındaki %10 artışın enflasyonu 1 puan, cari açığı 2,6 milyar dolar yükselttiğini gösteriyor.
Anladığımız kadarıyla Merkez Bankası’nın çalışması petrol ile sınırlı. Ancak, artışın kalıcı olması ve doğalgaz, kömür gibi ürünlere yansıması durumunda enflasyon etkisi 1,5 puan, cari açık etkisi 4 milyar dolara ulaşabilir.
Hiç şüphesiz, söz konusu etki petrol fiyatlarındaki artış 10 dolardan, 20 dolara, 20 dolardan 30 dolara çıkarken, doğrusal oranda artmayacaktır. Petrol ve doğalgaz ithalatının fiyat esnekliğinin çok düşük olduğu varsayımı ile şok büyüdükçe ve kalıcı hale geldikçe, sinyal etkisi ile enflasyon ve cari açık üzerindeki olumsuz etki Merkez Bankası’nın hesaplamalarının üzerine çıkar.
Ana eğilimde bir bozulma beklemiyoruz
Baz senaryomuz değil ama, eğer ekonomi yönetimi şoka maliye, gelirler ve para politikası üçlüsünde sıkılaşma ile cevap verirse, büyümede aşağı yönlü risk artarken, enflasyonda yükseliş ve cari dengede bozulma daha sınırlı olur. Tam tersine maliye, gelir ve para politikasında gevşeme ile cevap verirse, büyümede aşağı yönlü risk sınırlanırken, enflasyon ve cari dengede bozulma daha sert olur.
İran şoku sonrası piyasa etkisi nasıl olur? Coğrafi yakınlığımız yüzünden, kur, CDS, tahvil getirileri, borsa fiyatlamalarında kısa süreli dalgalanmalar görebiliriz. Ancak ana eğilimde bir bozulma beklemiyoruz. Türkiye uyguladığı düzgün ekonomi programına devam ederse bu belalı coğrafyada önemli bir istikrar ve cazibe merkezi olmayı sürdürecektir.