MEHMET KAYA/ANKARA
Türkiye’de sosyal devlet ilkesi gerekçesiyle 2008 yılında başlatılan ve kabaca “her bir çalışan için” devletin, sosyal güvenlik kurumuna katkı yaptığı uygulama kaldırıldı. Devlet Katkısı adı verilen uygulamada, SGK’nın topladığı malullük, yaşlılık ve ölüm aylığı toplamının yüzde 4’ü kadar tutar Hazine tarafından SGK’ya veriliyordu. Maddeye, Hazine’ye esneklik sağlamak için “talep edilmesi” şartı da konulmuştu. TBMM’de kabul edilen yasayla bu uygulamaya son verildi.
TEPAV Merkez Direktörü Hakkı Hakan Yılmaz, EKONOMİ’ye yaptığı değerlendirmede, bu uygulamanın kaldırılmasıyla SGK’nın açığının görünür olacağını, uzun vadede bu kurumun finansal durumunun hassasiyetle takibinin önem taşıdığını vurguladı. Yılmaz, bu katkının kaldırılmasının bütçenin görünümünde farklılık yaratacağını ancak ekonominin geldiği durumun bütçenin daha hassasiyetle yönetilmesini gerektiren bir aşamaya ulaştığını vurguladı.
Yılmaz, Gelinen noktada, jeopolitik riskler ve kimi zaman kaotik ortama dönen makro belirsizlikler, enflasyon hedeflerinden sapılması, düşük büyüme ve yavaşlayan talep, faizlerdeki artış ve mutabakattan uzaklaşan siyasi belirsizlikler, 2026 yılının geri kalanın daha ihtiyatlı, ön alıcı ve para politikasının hedefleriyle daha uyumlu bir maliye politikasını her zamankinden daha elzem hale getirmektedir” görüşünü vurguladı. SGK’nın gelirlerinin yüzde 17’si dolayındaki devlet katkısının kalkmasıyla, kurumun açığının görüleceğini, SGK ve bütçe tahminlerine göre 2026 yılında ise tahmini olarak SGK’nın bütçe açığı 200 milyar bütçe fazlasından 1,1 trilyona TL’ye çıkacağını anlatan Yılmaz, açığın görünür olması bir yana sosyal güvenlik sisteminin gelecekte yaşlı nüfusunun artışından kaynaklı etkiyle birlikte SGK’nın finansal durumunun hassasiyet gerektireceğini anlattı.
Yılın kalanında maliye politikası ihtiyatlı, ön alıcı ve para politikası hedefleriyle uyumlu olmalı
Hakkı Hakan Yılmaz, Haziran ayı bütçe gerçekleşmelerine yönelik yaptığı değerlendirmede, bütçe açığının düşmesine karşılık, Mart, Nisan ve Haziran aylarında SGK’ya yapılması gereken ancak yapılmayan devlet katkısının kamu hesaplarına aktarılmadığına dikkat çekerek, kendi tahminlerine göre 287,9 milyar olan bu tutarla bütçe açığının yüzde 25,5 artarak 1,23 trilyon TL düzeyine geldiğini kaydetti. Aynı yaklaşımla, program dışı dengede de 142 milyar TL’lik bir açığın oluştuğunu vurguladı. Yılmaz, “Jeopolitik riskler ve kimi zaman kaotik ortama dönen makro belirsizlikler, enflasyon hedeflerinden sapılması, düşük büyüme ve yavaşlayan talep, faizlerdeki artış ve mutabakattan uzaklaşan siyasi belirsizlikler, 2026 yılının geri kalanın daha ihtiyatlı, ön alıcı ve para politikasının hedefleriyle daha uyumlu bir maliye politikasını her zamankinden daha elzem hale getirmektedir” yorumunu yaptı.
Yasa değişti, SGK’ya devlet katkısı kalktı: SGK açık vermeye başlayacak
TBMM’de kabul edilen ve yürürlüğe giren torba yasayla Ağustos ayı itibariyle 2008 yılında 5510 sayılı kanunun 81. Maddesinde yapılan değişiklikle başlayan SGK’ya devlet katkısı kaldırıldı. Hakkı Hakan Yılmaz, bu maddenin SGK’nın tüm gelirlerinin yüzde 17’sine yaklaştığını hatırlatarak, “Bu değişiklik kaçınılmaz olarak SGK’nın finansman açığının önemli ölçüde artmasına yol açacaktır” uyarısında bulundu. SGK’nın 2025 yılında 36 milyar TL fazlasının, devlet katkısı çıkarıldığında 853 milyar açığa dönüşmesine işaret eden Yılmaz, 2026 sonunda da açığın 1.1 trilyon TL’ye ulaşabileceğini tahmin etti. “Reformdan dönüşle kısa vadeli bütçe hedefleri uğruna sosyal güvenlik sisteminin finansman kaynaklarının zayıflatılması, nakit dengesinin bozulması, orta-uzun dönemde mali riskleri artırabilecek ve sistemin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyecektir. Bu düzenleme yine SGK’nın açıklarının doğrudan hazine tarafından kapatılması anlamına geleceği için kurumun daha çok prim toplama motivasyonunu da azaltacaktır” uyarısında bulundu.
Uygulamanın merkezi yönetim bütçe dengesini kısa vadede olumlu göstereceğini ancak uzun vadede yaşlanan nüfus başta olmak üzere gelecek yeni yüklerin zorluklarının devam edeceğini anlatan Yılmaz, “Sosyal güvenlik sistemi, doğası gereği uzun vadeli aktüeryal dengeler üzerine kuruludur. Özellikle önümüzdeki on yılda nüfusun yaşlanmasına bağlı olarak sağlık harcamaları ile emekli aylığı ödemelerinde beklenen artış dikkate alındığında, sistemin öngörülebilir, sürdürülebilir ve etkin biçimde yönetilmesi her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak bütçe dengesinin çeşitli mali hesaplarla (fiscal trick) iyi gösterilmeye çalışılması ülkelerin uygulanan ekonomik programa olan mali sorumluluk seviyesini gösteren maliye politikasına yönelik güvenilirlik ve kredibilitede ilave aşınmalara yol açmakta” yorumunu yaptı.

Faiz ödemeleriyle gündeme gelen Hazine’nin Merkez Bankası’ndan elde ettiği “faiz gelirleri”
Yılmaz, bütçe gelirlerinde belirsizliğin arttığına işaret ederek, Hazine’nin 2026’da faiz gelirlerindeki yüzde 121,5 oranında artışla 212,1 milyar TL geliri yorumladı. Bu tutarın, Hazine ödediği faizin yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geldiğine ve ağırlıklı olarak Merkez Bankası’ndan elde edildiğine, bunun da Merkez Bankası’nın zararının devam edeceği anlamına geldiğine dikkati çeken Yılmaz, “Sonuç olarak enflasyonun yükselmesi, toplam talebin ve büyümenin düşmesi ile enerji maliyetlerindeki artış bütçede gelir ve gider kalemlerini özellikle mayıs ayından itibaren etkilemeye başlamıştır. Bu ise alınan tedbirlerin uygulanmasını zorlaştırmakta ve esnekliği düşük olan bütçede yeni tedbirleri gündeme getirmektedir. Eğer tedbir alınmazsa enerji maliyetlerindeki artışla birlikte savaşın bütçeye olan maliyetinin GSYH’ya oran olarak nette bütçe açığını artıcı olarak yaklaşık yüzde 0,5 seviyesinde artması anlamına gelecektir” yorumunu yaptı.