Resmi enflasyon gerilese de vatandaşın hissettiği hayat pahalılığı artmaya devam ediyor. Enflasyondaki düşüşte düşük gıda enflasyonu, zayıf iç talep ve kur politikası etkili olurken, hizmet sektöründe fiyat artışlarının kalıcılığı ve sanayi ile ihracattaki yavaşlama, enflasyonla mücadelenin büyüme üzerinde giderek daha yüksek bir maliyet oluşturduğunu gösteriyor.
Her ayın başında olduğu gibi, Türkiye ekonomisi açısından en önemli iki veriyi hafta başında öğrenmiş olduk. Temmuz ayı enflasyonu aylık %1,78 olarak açıklanırken, yıllık enflasyon %31 seviyesine geriledi. Beklentilerin bir miktar altında kalan bu rakam, hem geçen yılın aynı dönemine hem de son beş yılın temmuz ayı ortalamalarına göre daha olumlu bir görünüm sergiliyor. Ülkemiz dünya ölçeğinde pahalı hale gelmeye başladı, bu pahalılık her ay daha da artıyor.
Yönetilen ve yönlendirilen fiyat artışlarına, enerji maliyetlerindeki yükselişe rağmen enflasyonun bu seviyelerde kalmasının arkasında birkaç önemli neden bulunuyor.
Gıda yardımcı oldu
Bunlardan ilki gıda enflasyonu. Temmuz ayında gıda fiyatları yalnızca %1,63 arttı. Gıda enflasyonunun %2'nin altında kalması, manşet enflasyonun beklentilere yakın gerçekleşmesinde yine belirleyici rol oynadı. Son aylarda hava koşullarının tarımsal üretimi desteklemesi, özellikle meyve ve sebze fiyatlarındaki gerileme sayesinde gıda grubunun enflasyona olumlu katkı verdiğini görüyoruz. Bu etkinin ağustos, hatta kısmen eylül ayında da devam etmesi mümkün görünüyor.
Bununla birlikte yılın son çeyreğinde tablo değişebilir. Sera ürünlerinin devreye girmesiyle mevsimsel fiyat artışlarının yanı sıra, Hürmüz Boğazı ve Rusya-Ukrayna savaşının küresel gıda fiyatları üzerindeki etkilerinin Türkiye'ye de yansıması beklenebilir. Dolayısıyla yılın son aylarında gıdanın enflasyonu aşağı çeken etkisinin zayıfladığı bir döneme girebiliriz.
Enflasyonda talep etkisi
Enflasyonun beklentilerin altında kalmasının ikinci önemli nedeni ise iç talepte gözlenen belirgin yavaşlama. Konut ve otomobil satışlarından tüketici güven endeksine, tüketim eğiliminden beyaz eşya satışlarına kadar birçok gösterge iç talebin son yılların en düşük seviyelerine yaklaştığını gösteriyor. Yönetilen, yönlendirilen fiyatlar ve enerji maliyetlerindeki artışa rağmen bunların geçişkenliğinin sınırlı kalmasının önemli bir nedeninin zayıflayan talep koşulları olduğunu düşünüyoruz. Talepteki bu zayıflama fiyat artışlarının hızını sınırlayan en önemli unsur haline gelmiş durumda.
İç talepteki gerilemenin arkasında yalnızca yüksek faizler değil, aynı zamanda sanayi ve ihracattaki yavaşlamanın gelirler üzerindeki baskısı, reel ücretlerdeki erime ve altın fiyatlarındaki düşüşün yarattığı servet etkisi de bulunuyor. Altın fiyatlarındaki gerileme, hane halkının harcanabilir servet algısını zayıflatarak tüketimi baskılıyor.
Önümüzdeki dönemde ise tablo bir miktar değişebilir. Eylül ayından itibaren mevsimsel etkiler, altın fiyatlarında olası bir toparlanmanın yeniden yaratacağı servet etkisi ve yılsonu harcamaları iç talebi kısmen canlandırabilir. Buna rağmen, büyümeyi önceleyen yeni politika adımları atılmadığı sürece iç talepte güçlü bir toparlanma beklemiyoruz.
Enflasyonun görece düşük gerçekleşmesinde önemli rol oynayan bir diğer unsur da kur politikası oldu. Türk lirasının reel olarak değerlenmesini destekleyen politika devam ediyor. Nitekim dün açıklanan reel efektif döviz kuru endeksindeki yükseliş de TL'nin reel olarak değer kazanmaya devam ettiğini gösteriyor.
Özetle; zayıf iç talep, kur politikasının desteği ve düşük gıda enflasyonu sayesinde yıllık enflasyon sınırlı da olsa geriledi. Ancak resmi rakam hâlâ %30'un üzerinde bulunuyor.
Hizmet enflasyonu ciddi biçimde negatif ayrışıyor
Daha önemlisi ise enflasyonun alt kalemleri. Manşet enflasyon aylık %1,78 olmasına rağmen hizmet enflasyonu %3,18 olarak gerçekleşirken, mal enflasyonu yalnızca %0,86 oldu. Yıllık bazda mallardaki enflasyon yaklaşık %27 seviyesindeyken hizmet sektöründeki enflasyon %40'a yaklaşmış durumda. Alt kalemlere baktığımızda kira artışlarının yaklaşık %45, ulaştırma fiyatlarının ise %50 seviyelerinde seyrettiğini görüyoruz.
Dolayısıyla, talep koşullarındaki belirgin zayıflamaya rağmen hizmet sektöründe fiyat artışlarının hâlâ %40'lar civarında seyretmesi dikkat çekiyor. Vatandaşın önümüzdeki 12 aya ilişkin enflasyon beklentisinin %45 seviyelerinde kalmasının temel nedenlerinden biri de bu görünüm.
Sonuç olarak enflasyonda %30-35 bandının giderek katılaşan bir yapı kazandığını düşünüyoruz. Burada da önemli var sayımlarımız var. İç talebin zayıf kalmaya devam etmesi, döviz kurunun kontrol altında tutulması ve gıda fiyatlarında yeni bir olumsuz şok yaşanmaması gerekiyor. Bu varsayımların herhangi birinde yaşanabilecek bozulma, enflasyon görünümünü hızla değiştirebilir. Dolayısıyla enflasyonun ekonomi açısından en önemli risk olmaya devam ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Büyüme tarafında gelen veriler de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI), aylardır olduğu gibi temmuz ayında da 50 eşik değerinin altında kalmaya devam etti ve yalnızca çok sınırlı bir yükseliş gösterdi. Bu da uygulanan ekonomi politikalarının sanayi ve ihracat üzerindeki baskısının sürdüğünü ortaya koyuyor.
Oysa dünyanın büyük bölümünde PMI verileri hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerde çok uzun süredir 50’nin üzerinde. Temmuz ayında küresel PMI verilerinde gerileme olmasına rağmen gelişmiş ülkelerde yükselmeye devam etti. Ülkemiz bu eğilimden belirgin biçimde ayrışması dikkat çekiyor.
Benzer bir görünüm tüketici güven verilerinde de mevcut. Bloomberg HT Tüketici Güven Endeksi temmuz ayında yaklaşık %5 yükselmesine rağmen tüketim eğilim endeksi %2,3 geriledi. Başka bir ifadeyle vatandaş, otomobil, konut ve dayanıklı tüketim malları satın almak için uygun bir dönemde olduğuna hâlâ inanmıyor.
Mart ayında savaşın başlamasıyla sert biçimde gerileyen tüketim eğilimi mayıs ayında kısa süreli toparlansa da yeniden aşağı yönlü bir patikaya girmiş durumda. Otomobil, konut ve beyaz eşya satışları başta olmak üzere birçok gösterge bu zayıflamanın sürdüğünü teyit ediyor. Sahadan gelen gözlemler de turizm dahil olmak üzere iç talepte belirgin bir yavaşlamaya işaret ediyor.
Son veriler, bir tarafta dünya ortalamalarının çok üzerinde seyreden ve özellikle hizmet sektöründe kalıcılığını koruyan yüksek enflasyona, diğer tarafta ise büyüme ama özellikle sanayi üretimi ve ihracatta belirginleşen yavaşlamaya işaret ediyor. Küresel ekonomide enflasyon %3 seviyelerinde dolanırken, üretim sınırlı bir yavaşlamaya işaret ederken (Örneğin IMF ve OECD verilerine göre küresel ekonomi bir önceki yıla göre sadece %0.5 civarında zayıflayarak 2026 yılında %2.9 civarında büyüyecek. Enflasyonla mücadele yöntemimiz enflasyonu batırmakta zorlanırken, büyümeyi de bastırmaya başladı.
