Enflasyonla mücadelede büyümeden yeterince ödün verilmemesi hedeflerin kaçırılmasına yol açtı. Savaşlar ve enerji fiyatlarındaki artış süreci çok zorlaştırırken, bu tercih sanayi, ihracat ve turizm üzerinden uzun vadeli büyümeyi giderek zayıflatıyor.
Yılın ilk altı ayını geride bıraktık. Yıl başında 2026 sonu için belirlenen enflasyon hedefi yüzde 16 iken, o tarihte yıllık enflasyon yüzde 30,89 seviyesindeydi. İlk altı ayın sonunda ise yıllık enflasyon yüzde 32,11'e yükseldi. Başka bir ifadeyle, yılın ilk yarısında enflasyon hedefinden daha da uzaklaşılmış oldu.
Bugün açıklanan Koç Üniversitesi Hanehalkı Enflasyon Beklentileri Araştırması da bu tabloyu destekliyor. Araştırmaya göre vatandaşın hissettiği enflasyon yüzde 51 seviyesinde bulunurken, önümüzdeki 12 aya ilişkin enflasyon beklentisi yüzde 45 olarak ölçülüyor. Geçtiğimiz aya göre anlamlı bir değişim görülmemesi dikkat çekiyor. Bu oran, piyasa katılımcılarının beklentilerini yansıtan TCMB anketindeki yaklaşık yüzde 45 seviyesine de oldukça yakın.
Merkez Bankası ise yıl sonu enflasyon tahminini, savaşın ve yükselen petrol fiyatlarının etkisini dikkate alarak yüzde 26'ya revize etti. Gelecek yıl sonu hedefi ise yüzde 15 olarak korunuyor. Bu çerçevede, gelecek yılın bu dönemlerinde Merkez Bankası'nın enflasyon tahmininin yüzde 20'ler civarında şekillenmesini beklemek yanlış olmayacaktır.
Ancak burada dikkat çeken asıl konu, vatandaşın enflasyon beklentisinin Merkez Bankası tahminlerinin iki katından fazla olması. Beklentiler arasındaki bu büyük fark, tüketim ve tasarruf davranışlarını önemli ölçüde etkiliyor. İç talepte bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, yüksek enflasyon beklentisi nedeniyle tüketimin beklenenden daha dirençli kaldığı, tasarrufların ise daha yüksek reel getiri sağlayabilecek riskli yatırım araçlarına yönelmeye devam ettiği görülüyor. Bu durum, para politikasının talebi kontrol etmesini ve enflasyon beklentilerini yönetmesini önemli ölçüde zorlaştırıyor.
Faiz indirim alanı çok dar
Önümüzdeki dönemde petrol fiyatlarının mevcut seviyelerini koruması ve hızlı bir gerilemenin kolay görünmemesi, eylül ayından itibaren mevsimsel etkilerin de katkısıyla enflasyon üzerinde yeniden yukarı yönlü baskılar oluşturabilir. Böyle bir senaryoda yıl sonuna doğru enflasyonun yüzde 30-35 bandında seyretmesi halinde, Merkez Bankası'nın halen yüzde 40 düzeyindeki politika faizini aşağı çekebileceği alan oldukça sınırlı kalacaktır.
Bu nedenle mevcut koşullar altında eylül ayında bir faiz indirimi ihtimali düşük görünüyor. Savaşın sona ermesi ve küresel risklerin azalması halinde ise yılın son çeyreğinde daha sınırlı bir gevşeme gündeme gelebilir. Böyle bir senaryoda politika faizinin ekim veya kasım aylarında yüzde 37 seviyelerine, en iyimser ihtimalle yüzde 35 civarına gerilemesi mümkün olabilir.
Seçim sürecine yaklaşıldıkça büyümenin yeniden desteklenmesi ihtiyacı daha fazla hissedilecektir. Ancak enflasyonun yüzde 30'lar civarında kalmaya devam edeceği bir ortamda, para politikasının büyümeyi destekleme kapasitesi geçmiş dönemlere göre oldukça sınırlı olacaktır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde büyümenin desteklenmesinde maliye politikasının daha belirleyici hale gelmesini bekliyoruz.
Büyümede para politikası değil maliye politikası öne çıkabilir
Nitekim 2023 seçimleri öncesinde büyümeyi destekleyen temel araç para politikası olmuştu. Önümüzdeki dönemde ise vergi indirimlerinden sektör bazlı teşviklere ve sübvansiyonlara kadar uzanan maliye politikası uygulamalarının daha fazla öne çıkması muhtemel görünüyor. Bu nedenle önümüzdeki aylarda maliye politikasının büyüme ile enflasyon arasındaki dengeyi nasıl kuracağı ekonomi yönetiminin en kritik gündemlerinden biri olacaktır.
Enflasyondaki katılık ve reel faiz alanının daralması, hem faiz hem de kur tarafında mevcut görünümün korunması eğilimini güçlendirebilir. Bunun doğal sonucu ise özellikle sanayi sektörünün karşı karşıya bulunduğu rekabet sorunlarının devam etmesidir.
Sanayi, mal ve hizmet ihracatında zorlanıyoruz
Nitekim yılın ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 2,3 büyürken daralan tek sektör sanayi oldu. Sanayi katma değeri yüzde 0,8 küçüldü. Yılın ilk beş ayına ilişkin veriler de sanayide toparlanmanın henüz başlamadığını gösteriyor. PMI göstergeleri ve sanayi üretim endeksi birlikte değerlendirildiğinde, Nisan ayı hariç yarısında üretimin yatay hatta hafif negatif bir görünüm sergilediği anlaşılıyor. Nisan ayı hem baz hem savaşın etkisiyle ihracat talebindeki canlanmanın etkilerini yansıtmıştı.
İhracat tarafındaki görünüm de bu tabloyu destekliyor. İlk çeyrekte ihracatın büyümeye katkısı belirgin şekilde zayıflarken, reel ihracatta yaklaşık yüzde 12,5'lik daralma dikkat çekiyor. Nominal olarak bakıldığında ise geçen yılın ilk beş ayında yaklaşık 111 milyar dolar olan ihracatın bu yıl 109 milyar dolar seviyesinde kaldığı görülüyor.
Benzer sorunlar turizm sektöründe de hissedilmeye başlandı. Henüz resmi veriler açıklanmamış olmakla birlikte, sektör temsilcilerinden gelen bilgiler ve öncü göstergeler hem yabancı turist talebinin hem de yurt içi turizm hareketliliğinin beklentilerin altında seyrettiğine işaret ediyor. Önümüzdeki aylarda açıklanacak verilerin bu zayıflığı daha net ortaya koyması muhtemel görünüyor.
Uzun vadeli büyümeyi kurtarmak
Son birkaç yıldır enflasyonla mücadelede büyümeden yeterince fedakârlık yapılamaması nedeniyle enflasyon hedeflerine ulaşılamadı. Buna son dönemde savaş ve yükselen enerji fiyatları gibi dışsal şoklar da eklenince süreç daha da zorlaştı. Ancak bu tercih, Türkiye ekonomisinin uzun dönemli büyüme kapasitesini belirleyen sanayi, ihracat ve turizm gibi temel alanlar üzerinde giderek daha belirgin maliyetler yaratıyor.
Kısa vadede büyümeyi koruma çabası anlaşılabilir olmakla birlikte, üretken sektörlerin rekabet gücünün zayıflaması orta ve uzun vadede sürdürülebilir büyüme potansiyelini aşındırıyor. Bugün enflasyonu düşürememenin maliyetini konuşuyoruz; ancak asıl risk, bu süreçte üretim kapasitemizi, ihracat rekabetimizi ve büyümenin temel dinamiklerini aşındırıyor olmamızdır. Enflasyonla mücadelede gecikmenin, kısa bir süre büyümeden, iç talepten vazgeçmemenin faturası, yalnızca daha yüksek fiyatlar değil, aynı zamanda uzun vadede daha düşük potansiyel büyüme olarak karşımıza çıkabilir.
