Türkiye’nin enerji dönüşümünü anlamak için önce bugünkü tabloya bakmak gerekiyor. 2024’te toplam nihai enerji tüketimimiz 128,6 milyon ton petrol eş değerine, yaklaşık 1.496 teravatsaatlik enerjiye ulaştı. 2025’te elektrik tüketimimiz ise 360,9 teravatsaat oldu. Ağustos 2026 itibarıyla elektrik kurulu gücümüzün yaklaşık %63’ü yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Yenilenebilir kaynakların 2025 elektrik üretimindeki payı yaklaşık %43, 2024 toplam birincil enerji arzındaki payı ise %19 düzeyinde. Bu göstergelerin her biri farklı bir büyüklüğü anlatıyor. Elektrikteki ilerlemeye karşılık sanayi, binalar ve ulaşımda fosil yakıtların ağırlığı sürüyor.
Tam bu noktada Türkiye’nin COP31 Başkanlığı tarafından ortaya konulan “2035’e kadar %35 elektrifikasyon” hedefi önem kazanıyor. Hedef, dünya genelinde nihai enerji tüketiminin elektrikle karşılanan payını %20’nin biraz üzerindeki seviyeden %35’e çıkarmak. Öncülük ettiğimiz dönüşüm, muhtemelen COP31 öncesi yayımlanacak ulusal enerji planımızı da etkileyebilir.
Yüzde 35’in büyüklüğü
Mevcut Türkiye Ulusal Enerji Planı, 2035’te elektrik tüketiminin 510,5 teravatsaate, elektriğin nihai enerjideki payının ise %24,9’a ulaşmasını öngörüyor. Türkiye’nin de %35 elektrifikasyon seviyesine yöneldiğini varsayarsak enerji verimliliği kazanımlarını dikkate alan senaryo çalışmamızda yıllık elektrik talebi yaklaşık 650 teravatsaate ulaşabilir. Bu hesap resmi bir tahmin niteliği taşımıyor; farklı teknoloji ve verimlilik varsayımlarına bağlı olarak değişebilecek olası bir senaryoyu gösteriyor. Ancak elektrik üretimi, şebeke, depolama ve enerji verimliliği yatırımlarında ihtiyaç duyulabilecek dönüşümün büyüklüğünü ortaya koyması açısından önemli.
Dahası, elektrik talebinin artması toplam enerji tüketiminin aynı oranda artacağı anlamına gelmiyor. Elektrikli araçlar ve ısı pompaları, fosil yakıtlı karşılıklarına göre aynı hizmeti çok daha az nihai enerjiyle sağlayabiliyor. Doğru elektrifikasyonla elektrik kullanımımız artarken toplam enerji ihtiyacımızın düşmesi mümkün.
Sanayide doğru sıra belirleyici
TÜİK’e göre 2024’te sanayide tüketilen enerjinin yalnızca %28,3’ü elektrikti. Geri kalan büyük bölüm doğal gaz, kömür ve petrol ürünleri gibi kaynaklardan sağlandı. Bu tablo özellikle proses ısısında büyük bir dönüşüm alanı olduğunu gösteriyor. Fakat ilk akla gelen çözüm en doğru çözüm olmayabilir. Elektrik fiyatı, üretim parametreleri, proses sıcaklığı, atık ısı imkanı ve şebeke bağlantısı birlikte değerlendirilmeden yapılan dönüşüm işletme maliyetlerini artırabileceği gibi teknoloji çöplüğüne dönüşecek atıl yatırımlara yol açabilir.
Örneğin sıcak su kullanan bir gıda tesisinde önce ısı kayıpları azaltılıp atık ısı değerlendirildiğinde gerekli ısıtma kapasitesi küçülür. Ardından uygun sıcaklık aralığında bir ısı pompası kullanılırsa bir birim elektrikle birkaç birim ısı sağlanabilir. Böylece daha az toplam enerjiyle üretim yapılırken yeni elektrik ihtiyacı da kontrol altında tutulur.
Bu nedenle yol haritamız açık olmalı. Önce ölçmek, ardından verimlileştirmek, atık ısıyı geri kazanmak, uygun süreçleri elektrifiye etmek ve sonuçları ölçerek doğrulamak. Performans garantili enerji hizmetleri modeli de bu yatırımların teknik ve finansal risklerini azaltabilir.
Şebeke de dönüşmek zorunda
Türkiye’nin 2035’te güneş ve rüzgâr kurulu gücünü 120 gigavata çıkarma hedefi önemli. Ancak elektrik talebinin büyümesiyle sorun yalnızca yıllık üretim miktarı olmayacak. Güneşin en çok üretildiği öğle saatleriyle sanayinin, klimaların ve elektrikli araç şarjlarının talebinin yoğunlaştığı saatler örtüşmeyebilir. Üretim ile tüketimin zamanlamasını yönetemeyen bir sistemde, yeterli kurulu güç bulunsa bile şebeke kısıtları oluşabilir.
Mevcut Ulusal Enerji Planı 2035 için 7,5 gigavat batarya ve 1,7 gigavat talep tarafı katılımı öngörüyor. Daha yüksek elektrifikasyon senaryolarında iletim ve dağıtım altyapısı, depolama, akıllı şarj ve esnek tüketim ihtiyacı yeniden değerlendirilmek zorunda. Binalarda yalıtım ve verimli iklimlendirme, ulaşımda akıllı şarj ile sanayide esnek işletme bu yüzden enerji stratejisinin ayrılmaz parçaları.
Son söz
COP31’in %35 hedefi, enerji dünyasında yeni bir yönü işaret ediyor. Türkiye açısından asıl fırsat, daha fazla elektrik tüketen bir ekonomi kurarken fosil yakıt bağımlılığını ve toplam enerji ihtiyacını azaltabilmekte. Bunun yolu verimlilik, doğru teknoloji seçimi, temiz elektrik üretimi ve güçlü şebekeyi birlikte planlamaktan geçiyor. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajını, elektrifikasyon yatırımına başlamadan önce hangi enerji ihtiyacını nasıl azaltacağını hesaplayan işletmeler elde edecek.