Geçen hafta COP31’in 2035’e kadar %35 elektrifikasyon hedefini ve Türkiye açısından ne anlama gelebileceğini ele aldım. Verimlilik kazanımları dikkate alındığında, ülkemizin elektrik talebinin 2035’te yaklaşık 650 teravatsaate ulaşması olası senaryolardan biri. Resmi bir öngörü olmasa da dönüşümün ölçeğini gösteriyor. Peki, elektriği üretecek yatırımların yanında onu taşıyacak, dağıtacak ve yönetecek altyapıyı aynı hızda geliştirebilecek miyiz?
Şebekenin görevi değişiyor
Elektrik sistemimiz uzun yıllar büyük santrallerden tüketiciye doğru tek yönlü akışa göre gelişti. Bugün fabrika çatılarındaki güneş santralleri, elektrikli araçlar, ısı pompaları, depolama sistemleri ve elektrikli sanayi prosesleri bu yapıyı değiştiriyor. Aynı işletme bir saat elektrik üretirken başka bir saatte şebekeden yüksek güç çekebiliyor. Böyle bir düzende yalnızca yeni hat döşemek ve transformatör kapasitesini artırmak yeterli olmayacak. Üretimin ve tüketimin nerede, ne zaman değiştiğini izleyen, öngören ve yöneten bir şebekeye ihtiyaç var.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 Türkiye değerlendirmesi de bağlantı darboğazlarına, şebekenin güçlendirilmesine, depolamaya ve talep tarafı esnekliğine dikkat çekiyor. Enerji dönüşümü platformu SHURA’nın dağıtım sektörü çalışması ise tek yönlü altyapıdan iki yönlü enerji akışına geçişin planlama ve işletmecilik anlayışını değiştirmesi gerektiğini vurguluyor.
Sanayici üretmek istiyor, bağlantı kapasitesi bulamıyor
Sorunun sanayici açısından iki yüzü var. İlki, doğal gazla çalışan bir prosesi ısı pompasıyla elektrifiye etmek isteyen tesisin yeni elektrik yükünü, mevcut bağlantı ve transformatör kapasitesinin karşılayamaması. Teknik olarak doğru yatırım, şebeke güçlendirmesinin maliyeti veya gecikmesi yüzünden ertelenebilir.
İkincisi ise daha bugünden yaşanıyor. Bazı bölgelerde sanayi kuruluşları kendi çatılarına güneş enerjisi santrali kurmak istese de yeni üretim bağlantısı için tahsis edilebilir kapasite bulunmadığından projelerini hayata geçiremiyor. TEİAŞ’ın transformatör merkezi bazında kalan lisanssız güneş ve rüzgâr üretim kapasitelerini düzenli yayımlaması da bu kısıtın önemini gösteriyor. Burada fiziksel transformatör kapasitesi ile bağlantıya tahsis edilebilir kapasitenin aynı şey olmadığını da unutmamalıyız.
Ortaya çelişkili bir tablo çıkıyor. İşletmeleri enerji maliyetlerini düşürmeye, karbon ayak izlerini azaltmaya ve yenilenebilir enerji yatırımı yapmaya teşvik ediyoruz. Ancak bağlantı olanakları sınırlı kaldığında yatırım istekleri somut projeye dönüşemiyor. Özellikle OSB’lerde bugünkü tüketim kadar gelecekteki çatı güneşi, proses elektrifikasyonu, şarj ve depolama talepleri de birlikte öngörülmeli.
Yatırımın tutarı kadar yönü de önemli
EPDK, 2026-2030 döneminde elektrik dağıtım yatırımı bütçesini 776 milyar liraya, planlı bakım bütçesini 189 milyar liraya çıkardığını açıkladı. Ancak başarının ölçüsü yalnızca harcanan para veya yenilenen hat uzunluğu olmamalı. Hangi bölgede ne kadar yeni tüketim ve yenilenebilir üretim bağlantısı açıldı? Bağlantı bekleme süreleri kısaldı mı? Kesinti sıklığı ve güç kalitesi iyileşti mi?
Şebeke yatırımları yapılırken iletim ve dağıtım işletmecileriyle OSB’lerin ortak planlama yapması, kapasite bilgilerinin güncel ve anlaşılır biçimde paylaşılması önemli. Kullanılmayan tahsislerin mevzuat çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi ve depolama, akıllı şarj, esnek bağlantı gibi uygulamaların teknik koşullara uygun yaygınlaştırılması mevcut kapasitenin daha etkin kullanılmasını sağlayabilir. Bazı yatırımlar böylece öne çekilebilir, bazı pahalı genişletme ihtiyaçları ise azaltılabilir.
Örneğin aynı OSB’deki fabrikaların çatı güneşi kurması, proseslerini elektrifiye etmesi ve araç filolarını şarj etmesi bekleniyorsa kapasite hesabı mevcut sayaç tüketimiyle sınırlı tutulamaz. Gelecekteki üretim ve tüketimin saatlik profili birlikte modellenmeli; hangi güçlendirme yatırımının ne zaman yapılacağı da yatırımcılara önceden açıklanmalı. Böylece sanayici kendi yatırım takvimini şebeke bağlantı takvimiyle eşleştirebilir.
Son söz
Elektrifikasyon ilerledikçe şebeke, sanayinin rekabet gücünü belirleyen altyapılardan biri olacak. Elektriği güvenilir, kaliteli ve uygun maliyetle kullanamayan; kendi ürettiği temiz elektriği sisteme bağlayamayan işletme için yeşil dönüşüm hedefleri kâğıt üzerinde kalabilir. Bu nedenle geleceğin şebekesini bugünün talebine bakarak planlamakla yetinemeyiz. Önümüzdeki on yılların üretim, tüketim ve elektrifikasyon ihtiyacını şimdiden hesaba katmalıyız. Enerji dönüşümünün hızını şebekedeki darboğazlar belirlememeli.