COP31 öncesi kritik durak Pasifik. Fiji ve Tuvalu’nun ev sahipliğinde 5-8 Ekim’de düzenlenecek Pre- COP31 toplantıları öncesinde Uluslararası Af Örgütü, dünya liderlerine “konuşma değil eylem” çağrısı yaptı. Fosil yakıtlardan çıkışın hızlandırılmasını, iklim finansmanının hibe ağırlıklı artırılmasını ve iklim krizinin ön cephesindeki toplumların karar süreçlerine dahil edilmesini isteyen örgütün Genel Sekreteri Agnès Callamard, “En büyük başarısızlık boş bir koltuk değil, boş bir vaattir” diyor.
Pasifik ülkeleri küresel iklim krizinin en çarpıcı adaletsizliğini yaşıyor. Küresel emisyonlara katkıları son derece sınırlı olmasına rağmen yükselen deniz seviyeleri, aşırı sıcaklar, kuraklık ve tuzlu su girişimi nedeniyle krizin en ağır sonuçlarıyla karşı karşıyalar.
Pasifik, Antalya’da 9-20 Kasım tarihlerinde düzenlenecek COP31 öncesinde dünyaya bir kez daha sesleniyor.
Fiji ve Tuvalu’da dün başlayan ve 8 Ekim’e kadar devam edecek olan Pre- COP31 toplantıları öncesinde Uluslararası Af Örgütü dünya liderlerine iklim krizine ilişkin yıllardır tekrarlanan söylemleri somut kararlara dönüştürme çağrısı yaptı.
Toplantılara çok sayıda dünya liderinin katılmamasının beklendiğine dikkat çeken Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, liderlerin fiziksel olarak Pasifik’te bulunmamasının sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağını vurguluyor.
Callamard’ın sözleri, Pre-COP31’in temel tartışmasını da özetliyor: “Boş bir koltuk en büyük başarısızlık değil. Daha büyük başarısızlık boş bir vaat. Pre-COP31, yıllardır süren söylemleri COP31’de dünyanın ihtiyaç duyduğu iklim hedeflerini sağlayacak somut taahhütlere ve eyleme dönüştürmeli.”
Pasifik neden bu kadar önemli?
Pasifik’in iklim müzakerelerindeki ağırlığı ekonomik büyüklüğünden ya da emisyon miktarından kaynaklanmıyor. Tam tersine, iklim krizine en az katkıda bulunan ülkelerden bazıları burada yer alıyor.
Örneğin Tuvalu, küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 0,003’ünden daha azından sorumlu. Buna karşılık deniz seviyesindeki yükseliş ülkenin toprağını, tatlı su kaynaklarını, gıda güvenliğini, konutları ve nihayetinde insanların kendi ülkelerinde yaşamaya devam edebilme hakkını tehdit ediyor.
Uluslararası Af Örgütü, Tuvalu ve Kiribati başta olmak üzere Pasifik ada ülkelerinde iklim değişikliğinin suya erişim, gıda, sağlık, barınma ve güvenli bir gelecek hakkı üzerindeki etkilerini uzun süredir izliyor.
Callamard, 2025 yılında gerçekleştirdiği Tuvalu ziyaretinde denizin ilerlemesine karşı yürütülen arazi kazanım çalışmalarını yerinde gördüğünü hatırlatıyor.
Mesajı oldukça sert: “İnsanların yükselen denizler ve aşırı sıcaklarla nasıl yaşadığını görün. Neden olmadıkları bir iklim krizinin etkilerine karşı her gün nasıl mücadele ettiklerine tanık olun. Tuvalu’da denizden geri kazanılan topraklar turistik bir manzara değil. Hayatta kalmak için mücadele eden bir ülkeyi temsil ediyor.”
İklim eylemi artık sadece siyasi tercih değil
Pasifik’in iklim mücadelesindeki etkisi yalnızca müzakere masasıyla da sınırlı değil. Pasifikli öğrencilerin başlattığı süreç, iklim krizini dünyanın en yüksek yargı organına taşıdı.
Uluslararası Adalet Divanı’nın Temmuz 2025’te açıkladığı tarihi danışma görüşü, devletlerin insan haklarını iklim değişikliğinin etkilerinden koruma konusunda hukuki yükümlülükleri bulunduğunu ortaya koydu. Uluslararası Af Örgütü’ne göre bu gelişme iklim tartışmasında önemli bir eşik anlamına geliyor: İklim eylemi artık yalnızca siyasi iradeye bırakılabilecek bir tercih değil; aynı zamanda hukuki ve ahlaki bir sorumluluk.
Bu nedenle örgütün Pre-COP31 öncesindeki talepleri üç başlıkta yoğunlaşıyor: Fosil yakıt kullanımının ve yeni fosil yakıt genişlemesinin adil geçiş çerçevesinde sona erdirilmesi, büyük kirleticilerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi ve yüksek gelirli, yüksek emisyonlu ülkelerin gelişmekte olan ülkelere sağladıkları iklim finansmanını ciddi biçimde artırması.
Burada özellikle finansmanın niteliğine dikkat çekiliyor. Talep, düşük gelirli ülkelerin borç yükünü daha da artıracak krediler yerine; azaltım, uyum ile kayıp ve zarar için kamu kaynaklarına dayalı, hibe ağırlıklı finansmanın büyütülmesi.
Pasifik dünyaya özetle şöyle diyor: İklim krizinin sonuçlarını en ağır yaşayanların artık yeni vaatlere değil, mevcut vaatlerin yerine getirilmesine ihtiyacı var. Callamard’ın ifadesiyle, “Pasifik alarm veriyor. Dünya burada harekete geçemezse, hiçbir yerde başarılı olamaz.”
İklim adaletinin yeni cephesi: Çevre savunucuları
Pre-COP31’in gündemindeki bir diğer konu iklim mücadelesi veren çevre ve insan hakları savunucularının durumu. Uluslararası Af Örgütü’ne göre dünyanın farklı bölgelerinde yerli halklar, çevre savunucuları ve iklim krizinin ön cephesindeki toplumlar fosil yakıt projelerine karşı çıkarken taciz, gözetim, kriminalizasyon, şiddet ve barışçıl protestolara yönelik kısıtlamalarla karşı karşıya kalıyor. Örgüt bu nedenle COP31 öncesinde “Geleceğimizi Korumak: Adil Geçişe Güç Veren Çevresel İnsan Hakları Savunucuları” başlıklı küresel bir kampanya başlatıyor. Kampanyanın odağında yalnızca fosil yakıt projelerine karşı direniş değil, bu toplulukların önerdiği alternatifler de yer alacak. Avustralya’da topraklarını ve denizlerini etkileyen açık deniz petrol ve gaz aramalarına karşı çıkan First Nations toplulukları bunlardan biri. Uluslararası Af Örgütü, hem Avustralya hem de Fiji yönetimlerine sivil toplumun, yerli halkların, iklim krizinden doğrudan etkilenen toplulukların ve çevre savunucularının karar süreçlerine anlamlı biçimde katılabilmesi çağrısında bulunuyor.
