Düşük gelirli haneler, bütçelerinin çok daha büyük bir kısmını "kalite merdiveninin" alt basamaklarında yer alan ucuz ürünlere ayırıyor. Bu ürünlerdeki fiyat artış oranları yüksek olduğunda, yoksul hanelerin maruz kaldığı kişisel enflasyon oranı, zengin hanelere göre çok daha yüksek hale geliyor.
Uzun bayram tatilinden sonra iki önemli verinin geldiği haftadayız. Bu verilerden ilki haftanın ilk günü gelen 1. çeyrek büyüme verisi iken, diğeri haftanın son günü açıklanan Mayıs ayı enflasyon verisi.
Ben yazıyı yazarken TÜİK enflasyonu henüz açıklanmamıştı. Fakat yine de mayıs ayı verisine ışık tutabilecek 2 farklı enflasyon verisi gördük.
Bunlardan ilki; İstanbul Ticaret Odası tarafından açıklanan ‘İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi Mayıs 2026’ verisi. Mayıs ayında aylık değişim yüzde 1,83 olurken, gıda ve alkolsüz içecek grubunun aylık bazda yüzde 0,83 arttığını, buna karşılık lokanta ve oteller grubundaki aylık artışın ise yüzde 4,14 seviyesinde gerçekleştiğini görmüş olduk.
Diğeri ise Web TÜFE. Burada da mayıs ayında enflasyon artış oranı yüzde 1,55 olarak gerçekleşmiş. İTO TÜFE’ye benzer şekilde hizmetler grubunda ‘lokantalar ve konaklama hizmetleri’ndeki artış yüzde 4,25 ile çok yüksek bir oranda görülmekte. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunun taze meyve ve sebze fiyatlarındaki sert mevsimsel düşüş sonucunda aylık yüzde -0,88’e gerileyerek Web TÜFE'ye -0,23 puan negatif katkı yaptığını ve bu hareketin Web TÜFE artışını sınırlandıran temel faktör olduğunu da yine bültenden öğrenmiş olduk.
Her iki enflasyon ölçümünde de mevsimsel etkilerden kaynaklı ‘gıda fiyatlarındaki düşüş’ün aylık enflasyonun yüzde 2 altında gelmesine ana neden olduğu gözükse de Web TÜFE’de, Mayıs 2026 itibarıyla, taze sebze ve meyvelerin yıllık artış oranının yüzde 51,3, ekmek ve tahıllar grubunun yüzde 41,5, işlenmemiş gıda grubunun ise yüzde 40,1 artış gösterdiğini görüyoruz.
İTO TÜFE verisinde genel endeks yıllık yüzde 36,77 iken, gıda ve alkolsüz içecekler grubunda yıllık artış oranı 38,94. benzer bir durum TÜİK TÜFE’sinde de mevcut.
Bu hafta içinde ‘National Bureau of Economic Research’ tarafından yayınlanan bir dizi çalışma arasında Kunal Sangani’nin 35235 numaralı ‘Cheapflation Cycles’ başlıklı çalışması, enflasyonu daha uzun süre tartışacağımızı ve enflasyonun uzun süre gündemimizde olacağını dikkate aldığımızda, dikkat edilmesi gereken noktaları bize sunan bir çalışma.
Firmalar, girdi maliyetlerindeki artışı fiyatlara mutlak değerle yansıtıyor
Sangani’nin bulduğu sonuçlara birazdan değineceğim ancak "Cheapflation" terimi ile ilk defa karşılaşanlara, bunun açıklamasını yapmak daha doğru olacaktır.
Ucuz ürün enflasyonu, "ucuz" ve "enflasyon"un bir araya geldiği bir ekonomi terimi. "Cheapflation" akademik yazında aynı malın ucuz çeşitlerinin fiyatlarındaki artış hızının, daha pahalı çeşitlerinin fiyatlarına göre daha hızlı olduğunu ifade etmekte. Biraz daha açarsak, elimizde aynı ürünün bütçeye uygun diyeceğimiz (Cheap) ucuz bir markası olsun; diğerinin de daha pahalı olarak adlandıracağımız, ‘premium’ adı verilen bir markası olduğunu varsayalım. Premium ürünün kâr marjı daha yüksek olduğu için, fiyat artışlarına karşı söz konusu marj bir koruma kalkanı oluştururken, ucuz ürün için böyle bir kalkandan söz edilebilmesi mümkün değil.
Bir başka gerçeklik ise maliyet enflasyonu yaşandığında firmaların girdi maliyetlerindeki artışı fiyatlara yüzdesel olarak değil, artış bazında kuruş, lira, sent, dolar olarak, yani mutlak değerle yansıtma eğiliminde olmaları.
Örneğin; kahve çekirdeği fiyatları arttığında, kahve üreticileri genellikle hem pahalı hem de ucuz kahve markalarının fiyatlarını kilogram başına benzer miktarda artırır. Aynı miktardaki mutlak artış, düşük fiyatlı (ucuz) ürün için çok daha büyük bir yüzdesel değişim anlamına gelir. Örneğin, 2011 yılındaki emtia artışında, en ucuz birim fiyat grubundaki kahvelerin enflasyonu yüzde 40'a ulaşırken, en pahalı gruptakilerin enflasyonu yalnızca yüzde 12'de kalmıştı. Bu olguya "cheapflation" (ucuz ürün enflasyonu) denilmekte.
Benzer bir durumu fast food sektöründe de görebilmek mümkün. Örneğin Mc Donalds’ın iki bilinen ürününün 2014 ve 2024 fiyatlarına baktığımızda; Mc Chicken fiyat artışı yüzde 199, Mc Double yüzde 168 iken, Mc Donalds’ın en bilinen ürünü Big Mac’in fiyat artışı yüzde 50’de kalmış (https://www.visualcapitalist.com/charted-mcdonalds-price-inflation-2014-2024/)
Düşük gelirliler, enflasyona daha fazla maruz kalıyor
Düşük gelirli haneler, bütçelerinin çok daha büyük bir kısmını "kalite merdiveninin" alt basamaklarında yer alan ucuz ürünlere ayırmakta. Bu ürünlerdeki fiyat artış oranları yüksek olduğunda, yoksul hanelerin maruz kaldığı kişisel enflasyon oranı, zengin hanelere göre çok daha yüksek hale gelmekte. Düşük gelirli haneler, tüketim sepetlerinin daha büyük bir bölümünü gıda ve enerji gibi temel mal ve hizmetlerden oluşturdukları için enflasyonun olumsuz etkilerine daha fazla maruz kalıyorlar.
Bununla birlikte, gelirimiz azaldığında sadece "daha az" harcamayız; harcama yapımızın "kimyası" değişir. Alışverişlerimiz daha fazla ucuz ürünlere doğru döner. Bu ‘zorunluluk’ enflasyona daha fazla maruz kalmamıza neden olur aslında.
Sangani çalışmasında özetle;
Fiyat seviyelerindeki geçişin, girdi fiyatlarındaki dalgalanmalara yanıt olarak ürün çeşitleri arasında enflasyonda sistematik farklılıklar yarattığını, girdi fiyatlarının göreceli fiyatı yükseldiğinde "cheapflation" yani "ucuz ürün enflasyonu" oluşturduğunu irdelemiş.
Resmi istatistiklerin, maliyet kaynaklı enflasyonun gelir dağılımındaki eşitsiz yükünü olduğundan düşük gösterdiğini, hatta hesaplamalarına göre; enflasyon oynaklığı ve yukarı yönlü maliyetlere duyarlılığın çeşitli ölçütleri için, resmi enflasyon istatistiklerindeki toplamanın gelir grupları arasındaki eşitsizlikleri yüzde 70 ila yüzde 90 oranında olduğundan düşük gösterdiğini söylüyor.
Toplu verilerin kullanımından kaynaklanan sapmaların, özellikle 2021-2023 dönemi gibi (Pandemi sonrası dönem) girdi fiyatlarının keskin bir şekilde arttığı durumlarda daha da şiddetli olduğunu, bulduğu sonuçların, politika yapıcılar için, yaşam maliyetinin en hızlı arttığı dönemlerin aynı zamanda enflasyon eşitsizliğinin de arttığı dönemler olduğunu ve resmi istatistiklerin bu dönemlerdeki enflasyon eşitsizliğinin boyutuna ilişkin yetersiz bir rehber olabileceğini gösterdiğini savunuyor.
Çalışma, gelir grupları arasında maliyet şoklarının eşitsiz dağılımına odaklanırken, aynı zamanda şehirlerin ve ülkelerin ortak maliyet şoklarına maruz kalma düzeylerinde de farklılıklar olduğunu ima ediyor.
Daha düşük fiyatlı çeşitlere sahip şehirlerin ulusal maliyet şoklarına yanıt olarak daha yüksek enflasyonla karşı karşıya kaldığını ve daha düşük fiyatlı çeşitleri ithal eden ülkelerin küresel maliyet şoklarının ardından, yüksek ithalat fiyat enflasyonuna daha fazla maruz kaldığını istatistiksel olarak gösteriyor.
Ucuzcu marketlerde ki yüksek fiyat artışlarının tek nedeni yüksek kâr hırsı olmayabilir. Bu yönüyle de irdelemek lazım bence.