Dolardan kaçışla birlikte doların değerinin düşmesi gerekir. Altın karşısında değerinin düştüğü açık da başka para birimleri karşısında ne kadar düştüğü o kadar açık değil.
Rahmetli Mümtaz Soysal ara sıra köşe yazılarında, dilimize yabancı kökenli sözcüklerin giderek daha çok yerleşmesi sevimsizliğine dikkat çekerdi. Verdiği çarpıcı örneklerden biri de ‘cankurtaran’ yerine ‘ambulans’ sözcüğünün kullanılır olmasıydı. O hayattayken cankurtaran sözcüğü bir ölçüde hâlâ kullanılıyordu. Ama artık yerini tümüyle ambulansa bıraktı.
‘Dezenflasyon’ sözcüğü de eskilerde yoktu. Mesela ‘dezenflasyon’un alasının yaşandığı 2002-2005 döneminde Merkez Bankası duyurularında “ne güzel de dezenflasyon yaptık” gibilerinden kullanıldığını hatırlamıyorum. Oysa şimdilerde ‘dezenflasyon’ aşağı ‘dezenflasyon’ yukarı. Çok şükür; hiç olmazsa ‘dezenflasyon prosesi’ denilmiyor henüz, ‘dezenflasyon süreci’ hâlâ yürürlükte.
Kağıt paraların değeri enflasyonla düşüyor
Tarihte metal para döneminde, metal paraların içerdiği gümüş ya da altın miktarı düşürülerek bütçe açıkları ve savaşlar finanse edilmeye çalışılırmış. Günümüzde kağıt paralar var; onların değeri enflasyonla düşüyor. Paranın değerini azaltan/azaltmaya çalışan uygulamalar için İngilizce ‘debasement’ sözcüğü kullanılıyor. Başlıktaki ‘dezbaz’ oradan geliyor. Aslında ‘dezbazisyon’ falan demek gerekiyordu ama o kadarına da cesaret edemedim. Neyse…
Dolar cinsinden altın fiyatları 2025’te yüzde 67 oranında yükseldi. 27 Ocak itibariyle ise 2025 sonuna kıyasla yüzde 15,9 artmıştı. Bu ‘çılgın’ gidişatın arkasındaki nedenler bir süredir tüm dünyada tartışılıyor. Güven Sak’ın iteklemesiyle “ben de eksik kalmayayım” düşüncesi hâkim oldu. Birkaç yazı üzerinde durayım istiyorum. Ama böyle hassas bir konuda önceden uyarmak gerekiyor: Altın uzmanı falan olmadığım gibi yatırım işleriyle de ilgilenmem; bu ölümlü dünyada daha güzel vakit geçirecek işler var çünkü. Daha çok altına hücumun arkasındaki nedenler ve işin ABD dolarının değer kaybetmesi kısmı ile ilgiliyim.
Böyle olunca da konuya önce -en azından benim için- eğlenceli bir açıdan yaklaşmadan edemiyor insan. Düşünsenize, bir zamanlar küresel finansal piyasaların güvenli limanı olan, bizim gibi ülkelerde işler sarpa sarardığında yatırımcıların pılılarını pırtılarını çarçabuk toplayıp, arkalarına bile bakmadan, hızla ona doğru yelken açtıkları bir ülkenin parasından kaçıştan söz ediliyor. Valla ediliyor işte; edenlerin yalancısıyım. Diyesiler ki bir süredir ABD artık güvenli bir liman değil.
Dolar, 2015-2022 dönemine kıyasla daha değerli
Dolardan kaçış elbette başka mali varlıklara yöneliş anlamına geliyor. Bunların başında da altın var. Dolardan kaçışla birlikte doların değerinin düşmesi gerekir. Altın karşısında değerinin düştüğü açık da başka para birimleri karşısında ne kadar düştüğü o kadar açık değil. Evet, şu anda dolar endeksinin değeri 2025 başına göre çok daha düşük bir düzeyde (dolar değersiz) ama öte yandan haziran sonlarından itibaren de yatay bir seyir izliyor. Üstelik 2015-2022 dönemine kıyasla daha değerli. Elbette 2025’in ilk yarısında gerçekleşen hareketin bundan sonra devam etmesi bekleniyor olabilir, ABD’nin ihracatını artırmak için Trump böyle bir politika uygulamaktadır, falan.
Bu durumda dolar endeksinin şu andaki durumuna bakıp fazla bir çıkarsama yapmanın anlamı yok. Olası nedenlere odaklanmak daha yararlı. Dolardan kaçışı açıklamaya çalışanların bir kısmı, ABD’nin çok yüksek kamu borcu nedeniyle enflasyonun daha yüksek düzeylere çıkartılarak borcun kısmen eritilmeye çalışılacağı ihtimaline dikkat çekiyorlar. Çoğu uzman bu görüşe katılmıyor. Böyle olsaydı uzun vadeli ABD Hazine tahvil faizlerinin sıçraması gerekirdi, öyle bir olgu yok oysa diyorlar.
İşte burada bizim gibi ülkelerin deneyimleri işe yarıyor. Bir ülkenin parasından kaçış için illa enflasyonun yükselmesinin beklenmesi gerekmiyor. İç siyasetteki çarpıcı gelişmeler ya da dış politikaya ilişkin gerginlikler de bizim gibi ülkelerden çıkışı tetikleyebilir. Ya da ekonomi politikasında saçma sapan işlere yönelirsiniz. Elbette bu tür saçmalıkların arkasından enflasyon da sıçrar ama tetikleyici unsur enflasyonun yükselmesi bekleyişi değildir, saçma sapan işlere yönelinmesidir. İşte bu çerçevede, Trump’ın ve yönetiminin uygulamaları bir tetikleyici unsur olmuş mudur sorusu akla geliyor? Yorumcuların çoğunun yanıtı ‘evet’ şeklinde. Elbette başka nedenler de dile getiriliyor.
Haftaya devam edeceğim.