İnsanların karar verdiği piyasalardan, sinyallerin yarıştığı piyasalara geçiyoruz. Ama koruyucu mimarimiz, bu hızda bir dünya için kurulmadı. Kurumlar bu açığı kapatmak için dayanıklılık fetişizmine yükleniyor. Daha çok stres testi, daha kalın tampon, daha ayrıntılı senaryo, daha yüksek teknoloji yatırımı...
Klasik iktisadın kurucu miti Homo Economicus'tu. Piyasada, kendi faydasını azamileştirerek dolaşan sözde hiper-rasyonel insan. Buna karşı, Kahneman gibi teorisyenler bunun aksini, yani insanın rasyonel olmadığını ortaya koydu. İnsan kayıptan kaçar, sürüye uyar, sezgiyle yanılır, duyguyla karar verir.
Şimdi, insanın yanına, onun irrasyonelliğin tam tersi davranan bir aktör geliyor. Algoritmalar! Bunun yaratacağı kırılma her alanda dramatik olacak. Piyasalarda, risk yönetiminde, pazarlamada, iletişimde…
Sebebi de algoritmaların sürtünmesiz ve keskin rasyonelliği. İnsanın karar vermesini etkileyen sezgiler, duygular, korku ve gecikmeler aslında bir kusur değil, tampondu. Algoritmalar o tamponu kaldırıyor. Geriye sadece saf optimizasyon kalıyor. Ve o saf optimizasyon gücü, sisteme risk yaratan bir yumruğa dönüşüyor.
İnsan krizde ne yapar? Korkar. Bekler. Başkalarını takip eder. Duygusal kararlar verir. Algoritmalar ne yapar? Mikro saniyeler içinde rasyonel bir karar verir. Herhangi bir duygusal ya da sezgisel frene sahip değildir. Verilerle hareket eder. Ve bunun sonuçları çok yıkıcı olabilir.
Verimliliğin tiranlığı!
Toplulukları ayakta tutan şey yalnızca akıl değil. Yavaşlık da önemli. Tereddüt de. Şüphe de. Hatta bazen kararsızlık bile.
Bir kurumun içinde, bir grup yöneticinin, aynı anda ortak karar verememesi çoğu zaman bir verimsizlik gibi görünür. Oysa, sistemlerin dayanıklılığı için bazen bu uyumsuzluk gereklidir. Birisi itiraz eder. Birisi gecikir. Birisi farklı düşünür. Birisi yanlış gittiğini hisseder. Bu küçük sürtünmeler, büyük kırılmaları engelleyen görünmez tamponlardır. Elbette bir ölçü içinde.
Modern dünyanın verimlilik tiranlığı ise bu sürtünmeleri ortadan kaldırmaya çalışıyor. Çünkü bunlar büyük bir verimsizlik olarak görülüyor.
Yapay zekâ ve algoritmalar yalnızca işleri hızlandırmıyor. Kararları da birbirine benzetiyor. Aynı veriyi kullanan, aynı sinyalleri izleyen, aynı hedeflere göre optimize edilen sistemler, zamanla aynı sonuçlara ulaşmaya başlıyor.
Bu noktada yeni bir risk ortaya çıkıyor. Sorun tek bir algoritmanın yanlış karar vermesi değil. Binlerce algoritmanın aynı anda, benzer kararı vermesi. Çünkü sistemler çoğu zaman hatalardan değil, korelasyonlardan çöker. Özellikle de herkes aynı anda ve aynı yöne hareket ettiğinde.
Böylece hız, sistem için yeni bir risk kategorisi haline geliyor. Örnekleri de yaşandı. 2010'daki Flash Crash sırasında, yüksek frekanslı işlem algoritmalarının birbirini besleyen hareketleri sonucu, ABD piyasalarında yaklaşık 1 trilyon dolarlık piyasa değeri 36 dakika içinde buharlaştı. Sonrasında büyük ölçüde geri geldi.
2012'de Knight Capital'in bir yazılım hatası, 45 dakikada 440 milyon dolar zarar yarattı. Şirket acil kurtarma sermayesi bulsa da varlığını sürdüremedi ve kısa süre sonra başka bir kurum tarafından devralındı. 2023'te ise Silicon Valley Bank'ten tek bir günde 42 milyar dolar çekildi. Sosyal ağlar ve dijital bankacılık sayesinde bir banka hücumu, tarihte benzeri az görülmüş bir hızda gerçekleşti.
Bu kusursuz fırtınanın mekanizması aslında basit. Bu tür bir müşteri hücumunu engelleyen şey insanların sakinliği değil, hareketin maliyetidir. Sürtünme zaman kazandırır. Oysa, algoritmalar zamanı sıfırlıyor. Sürtünme yok. Tereddüt yok. Hareketin maliyeti neredeyse sıfır olunca, kendini gerçekleştiren kehanet de anında yaşanıyor.
Ajan, algoritmalarla şirket zamanı arasındaki açığı sömürüyor. Şirketin tepki vermesi dakikalar alıyor. Onun karar vermesi ise sadece mikro saniyeler. Üstelik, bu algoritma sürüsünün vicdanı yok. Sorumluluk duygusu yok. Sadece hedef fonksiyonu var. Bu arada kötü niyet de şart değil. Algoritma sadece rasyonel davranıyor. Ama sonuçta sistemi çökertiyor.
Yeni risk kategorisi: Hız!
İnsanların karar verdiği piyasalardan, sinyallerin yarıştığı piyasalara geçiyoruz. Ama koruyucu mimarimiz, bu hızda bir dünya için kurulmadı. Kurumlar bu açığı kapatmak için dayanıklılık fetişizmine yükleniyor. Daha çok stres testi, daha kalın tampon, daha ayrıntılı senaryo, daha yüksek teknoloji yatırımı...
Risk yönetiminin tanımı da evriliyor. Artık, algoritmaların sürü psikolojisi de risk odaklı yönetilmek zorunda. Yani, tek tek ajanların kararını değil, ajanların kararlarının korelasyonunu da modellere katmak gerekiyor.
Eşiği biri kodladı. Toleransı biri belirledi. Hangi sinyalde hareket edileceğine biri karar verdi. Sürünün içinde sorumluluk yok. Ama birileri de o sürünün çobanlığını yapıyor.