Ekonomik ve uluslararası politik gerekçelerle zayıflamasına ve yalnızlaşmasına rağmen bugünlerde Avrupa Birliği’nin kapısını çalan çok!..
Her şeyden önce Karadağ, 28. tam üyeliği kapmak için acele ediyor. Kanada’nın Avrupa Birliği (AB) ortak üyeliğinden bahsediliyor. 2004 yılında tam üyelik için başvuru yapan Türkiye’nin durumu büyük bir soru işareti olarak duruyor. Bu arada İngiltere (Birleşik Krallık) ani bir hamle ile yeniden AB’ye üye olma yolunda kararlı ve hızlı adımlar atmaya hazırlanıyor.
Aslında son gelişmeler ışığında, AB’nin görünürde ABD ile arasının bozulduğu, uluslararası arenada zayıflık sergilediği görülmekle beraber sınırlarını genişletmenin arifesinde kendini yenileme çabası içinde olduğu gözleniyor. Brüksel’in karar alma mekanizmalarında yeni yaklaşımlar belirlediği, oy ve karar süreçlerinde radikal değişimin yolunu açmaya çalıştığı, dış politika ile güvenlik alanında ve ticaret düzenlemelerinde yeni adımların gündemde olduğu anlaşılıyor.
Açıkçası AB yeni üyelerine kapısını açmadan evinin içinde yeni düzenlemelere gidiyor.
İngiltere’nin geçmişteki AB üyelik serüveni…
Tarih yaprakları, İngiltere’nin 1961 yılında o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve daha sonraki tanımlamayla Avrupa Topluluğu (AT) üyeliği için başvuru yaptığını gösteriyor. Ancak dönemin Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle’ün engeli ortaya çıkıyor ve iktidardan gidene kadar da bu engelini sürdürüyor. İngiltere, üçüncü başvurusu sonrası 1973 yılında AB üyeliğine kabul ediliyor.
İngiltere’nin AB ile ortak yolculuğu 2016 yılına kadar devam ediyor. 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan referandum ile seçmenlerin yaklaşık yüzde 52’si AB’den ayrılma yönünde oy kullanıyor. Uzun süren siyasi müzakere ve ertelemelerin ardından Birleşik Krallık, 31 Ocak 2020 tarihi itibarıyla AB’den resmî olarak ayrılıyor. Sonrasında ticaret, seyahat ve gümrük kurallarını içeren geçiş süreci tamamlanıyor.
Birleşik Krallık tarafından geçmişin ihtişamlı “Güneş batmayan imparatorluk” algısı nedeniyle AB olgusu çok da hazmedilebilmiş değildi. Zaman içerisinde ortaya çıkan yeni gerekçeler de bu ayrılığı hızlandırmıştı.
Ayrılığın sebepleri nelerdi?
- Egemenlik: Birlik kurallarının ve Brüksel’deki merkezî otoritenin İngiliz yasaları üzerindeki baskısından rahatsızlık duyulması ve ulusal egemenliğin tam olarak geri kazanılmak istenmesi.
- Göçmen karşıtlığı ve sınırlar: AB içi serbest dolaşım ilkesi nedeniyle Doğu Avrupa ve diğer bölgelerden gelen yoğun göçün kontrol altına alınmak istenmesi, yerel halkın iş ve kamu hizmetleri üzerindeki kaygıları.
- Bütçe katkıları: Brüksel’e ödenen yüksek üyelik aidatlarının İngiltere ekonomisinde kalmasının savunulması.
- Küresel politika ve ticaret: Ülkenin kendi başına, bağımsız dış ticaret anlaşmaları yapabilen küresel bir güç olma hayali.
- İç siyaset ve tepki: Londra merkezli elitlere ve mevcut siyasi düzene karşı toplumda biriken tepki ve isyan duygusu.
- Bu arada AB’nin ortak para birimi euroya geçilmemesi, adanın trafik düzeninin soldan işlemeye devam etmesi gibi nedenler de işin tuzu biberi olmuştu.
Şimdi de İngiltere’nin AB’ye geri dönüş hamlesi
AB ile süren yaklaşık 27 yıllık beraberlik sonrası ayrılmanın altıncı yılında İngiltere’nin yeniden AB’ye dönüş çabası…
İngiltere’nin çiçeği burnunda yeni Başbakanı İşçi Partili Andy Burnham, tekrar AB diyor. Burnham, İngiltere’nin daha yakın bağlar için seçenekleri değerlendirmesi gerektiğini ortaya koyuyor ve Brexit’in iyiye gitmediğini, daha çok zarara yol açtığını söylüyor. İşçi Partisi’nin yıllık konferansında konuşan Burnham, 2016’daki üyelik referandumunda AB’de kalmak için kampanya yürütmüş biri olarak ülkenin bir kez daha "Britanya’nın Avrupa’daki ortaklarımızla uzun vadeli ilişkisini" değerlendirmesi gerektiğini açıkça dile getiriyor. Britanya’nın AB’den ayrılmasının, destekçilerinin "kontrolü geri almak" vaadini yerine getirmediğini itiraf ediyor.
Burnham, Britanya’nın AB ile gelecekteki bir ilişki için seçenekleri yeniden değerlendirmesi gerektiğini, bunun sadece tam üyeliği değil, aynı zamanda AB’nin tek pazarı ve/veya gümrük birliğine yeniden katılmayı da kapsayabileceğini söyleyebiliyor ki bu da son 10 yıldır ülkeyi bölen tartışmayı yeniden alevlendiriyor.
Bu arada Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bu gelişmeden çok hoşnut görünmediği ortada; karmaşık tepkiler içinde. Üyelik konusunda yarım yol olmadığı hatırlatması dikkat çekici.
Gelelim İngilizlerin bakışına…
Britanyalılar AB’ye çoğunlukla yeniden katılmaktan yana. YouGov’un haziran ayında yaptığı ankete göre, seçmenlerin yüzde 55’i desteklemiş ve yüzde 34’ü karşı çıkmış durumda. The Guardian’da yayımlanan ve 12-24 Eylül tarihleri arasında 11 bin 461 kişiyle yapılan ankete göre, İngiltere’nin AB’ye yeniden katılmasını isteyenlerin oranı yüzde 49 ve karşı çıkanların oranı yüzde 28,5. Hatta katılımcıların yüzde 25,9’u AB’ye hemen dönülmesi, yüzde 22,9’u ise önümüzdeki üç yıl içinde dönülmesi yönünde görüş bildiriyor. Ancak yapılan anketlerde görülen destek, insanlara AB bütçelerine katkı yapma ve euroyu kabul etme sorulduğunda genellikle düşük.
Ankette, İngiltere’nin AB’ye yeniden katılması hâlinde bunun hangi yolla yapılması gerektiği de sorulmuş, katılımcıların üçte biri yeni bir referandum yapılmasını istemiş.
AB-İngiltere zirvesi kasımda
Burnham, BBC’ye temmuzda Keir Starmer’in istifasının ardından ertelenen bir Birleşik Krallık-AB zirvesine kasım ayında katılacağını söylüyor ve İngiliz sanayilerini ve göçü desteklemeye yönelik görüşmeleri ilerletmek istediğini belirtiyor. Yine de belirli sanayiler için daha iyi erişim sağlanmasının bazı AB kurallarını kabul etmek anlamına gelebileceğini ve seçmenlerin bu yaklaşımı destekleyip desteklemeyeceğini bilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Sonuç…
AB, aslında siyasi birlik hedefi olan çok büyük bir ekonomik ve ticari bölgesel birlik…
Biz de bu bölgesel birlik ile “Gümrük Birliği” başlığı altında ortaklık hâlindeyiz. 1996 yılında başlayan ve 30 yıla ulaşan bu özel statü ile birlikteliğimiz devam ediyor. Ancak AB’nin ticari ve ekonomik yaklaşımları yanında siyasal tavırları da gelişerek aleyhimize işliyor. Bizim ev ödevlerimizi yapmamamız ciddi bir engel teşkil ediyor. Şimdi de Çin, Hindistan gibi dev engeller devrede…
Aslında bizim ülke olarak yankı odalarından çıkıp gerçeklerle yüzleşmemiz, büyük düşünerek gelişmiş bloğun küresel bir parçası olmamız gerekiyor.
Tam bu noktada AB platformu vazgeçilmez gibi görünüyor.