Dünyanın herhangi bir yerinde çıkan büyük bir savaş, sadece o bölgedeki ülkeleri değil, tüm dünyayı etkiliyor. Özellikle petrol üreticisi ülkelerin içinde bulunduğu Orta Doğu'da yaşanan her kriz, küresel ekonominin dengelerini sarsıyor. ABD ile İran arasında yaşanabilecek ya da yaşanan bir savaş da bunların en önemli örneklerinden biridir. Böyle bir çatışmanın etkisi yalnızca askeri alanda kalmaz; petrol fiyatlarından altına, borsalardan döviz kurlarına kadar hemen her alanda hissedilir.
Peki, ABD-İran savaşı döviz kurlarını neden etkiliyor?
Çünkü dünya ekonomisi güven üzerine kuruludur. İnsanlar ve yatırımcılar belirsizlikten hoşlanmaz. Savaş ise belirsizliğin en büyüğüdür. Savaş başladığında yatırımcılar riskli gördükleri ülkelerden paralarını çekmeye başlar. Bunun yerine daha güvenli gördükleri para birimlerine yönelirler. İşte bu noktada Amerikan doları, İsviçre frangı ve Japon yeni gibi para birimleri değer kazanmaya başlar.
ABD ile İran arasında yaşanacak büyük çaplı bir çatışmada ilk yükselen genellikle dolar olur. Çünkü dünya ticaretinin önemli bir bölümü dolar üzerinden yapılmaktadır. Yatırımcılar güvenli liman olarak doları tercih ettikçe doların değeri yükselir. Dolar yükseldiğinde ise gelişmekte olan ülkelerin para birimleri değer kaybedebilir.
Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler bu süreçten daha fazla etkilenmektedir. Çünkü Türkiye petrol ve doğalgaz ihtiyacının büyük bölümünü dışarıdan karşılıyor. Savaş nedeniyle petrol fiyatları yükseldiğinde Türkiye'nin enerji faturası da kabarıyor. Daha fazla döviz ödenmesi gerektiği için dövize olan talep artıyor. Talep arttıkça da döviz kurlarında yukarı yönlü baskı oluşuyor.
Savaşın en önemli etkilerinden biri de petrol fiyatlarıdır. İran, dünyanın önemli petrol üreticilerinden biridir. Ayrıca dünyanın petrol taşımacılığı açısından en kritik noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı da İran'ın kontrol ettiği bölgede bulunuyor. Bu boğazdan her gün milyonlarca varil petrol geçiyor. Savaş nedeniyle bu güzergâhta aksama yaşanması halinde petrol arzı azalıyor, fiyatlar ise hızla yükseliyor.
Petrol fiyatlarının yükselmesi ise zincirleme bir etki oluşturuyor. Akaryakıt zamlanıyor, nakliye maliyetleri artıyor, üretim giderleri yükseliyor. Fabrikalar daha pahalı üretim yapıyor. Market raflarındaki ürünlerin fiyatları da bundan etkileniyor. Sonuçta enflasyon yükseliyor.
Enflasyon yükselince merkez bankaları faiz politikalarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalabiliyor. Faiz kararları değişince döviz piyasaları da hareketleniyor. Böylece savaşın ilk günlerinde başlayan dalgalanma uzun süre devam edebiliyor.
Döviz piyasalarında psikoloji de en az ekonomik veriler kadar önemlidir. İnsanlar geleceğe ilişkin kaygı duyduklarında döviz almaya yöneliyor. "Param değer kaybetmesin" düşüncesiyle döviz talebi artıyor. Bu durum bazen ekonomik gerçeklerden daha güçlü bir etki oluşturabiliyor. Yani sadece savaşın kendisi değil, savaş beklentisi bile döviz kurlarında yükselişe neden olabiliyor.
Türkiye açısından bakıldığında dolar kurundaki artış birçok alana yansıyor. İthal edilen elektronik ürünlerden otomobile, ilaçtan sanayi hammaddelerine kadar pek çok ürün döviz üzerinden satın alındığı için fiyatlar yükseliyor. Bu da vatandaşın cebine doğrudan yansıyor.
İhracat yapan şirketler ise ilk bakışta döviz yükseldiği için avantajlı gibi görünse de durum her zaman böyle olmuyor. Çünkü birçok ihracatçı üretimde ithal hammadde kullanıyor. Döviz yükseldikçe maliyetleri de artıyor. Dolayısıyla kur artışının olumlu etkisi önemli ölçüde azalabiliyor.
Turizm sektörü açısından ise farklı bir tablo ortaya çıkabiliyor. Döviz yükseldiğinde yabancı turistler açısından Türkiye daha uygun fiyatlı hale gelebiliyor. Bu durum turizm gelirlerini artırabilir. Ancak savaşın bölgeye yayılması halinde turist sayısında azalma da yaşanabilir. Dolayısıyla olumlu ve olumsuz etkiler aynı anda görülebilir.
Merkez bankalarının bu süreçte en önemli görevi piyasalarda paniğin büyümesini önlemektir. Gerektiğinde döviz rezervleri kullanılabilir, faiz politikaları yeniden düzenlenebilir ve piyasalara güven veren açıklamalar yapılabilir. Güven ortamı sağlandığında dövizdeki aşırı hareketlerin önüne geçmek daha kolay olur.
Vatandaşların da böyle dönemlerde panikle hareket etmemesi büyük önem taşır. Geçmişte yaşanan birçok uluslararası kriz göstermiştir ki, ani kararlarla yapılan döviz alımları çoğu zaman zarar ettirebilmektedir. Ekonomik gelişmeler dikkatle takip edilmeli, kısa süreli dalgalanmalar nedeniyle acele karar verilmemelidir.
Sonuç olarak ABD-İran savaşı yalnızca iki ülkenin meselesi değildir. Bu tür büyük jeopolitik krizler küresel finans sistemini, enerji piyasalarını ve döviz kurlarını doğrudan etkiler. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde ise etkiler daha belirgin hissedilir. Petrol fiyatlarının yükselmesi, enflasyon baskısının artması, yatırımcıların güvenli liman arayışı ve küresel belirsizlikler döviz kurlarında yukarı yönlü hareketlere neden olabilir. Böyle dönemlerde ekonomik istikrarı koruyabilmek için güçlü para politikaları, sağlam mali disiplin ve piyasalara güven veren uygulamalar büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki ekonomik krizlerin en güçlü ilacı, güven ve öngörülebilirliktir.