Dr. Y. BURAK ASLANPINAR
Elektronik tebligat sistemiyle ilgili son 3 ayda arka arkaya çok önemli gelişmeler yaşandı. Önce Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesi ile ilgili iptal kararı verildi ancak yürürlüğü 9 ay ertelendi. Ardından Danıştay 3. Dairesi, AYM kararının devam eden davalarda dikkate alınması gerektiği yönünde karar verdi. Son olarak da 1 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7587 sayılı Kanun ile VUK’un 107/A maddesi yeniden düzenlendi.
Peki yeni düzenleme e-tebligat ile ilgili yaşanan sorunları çözdü mü? 1 Temmuz 2026’dan önce elektronik tebligatla yapılmış işlemler bakımından hâlâ iptal iddiası ileri sürülebilir mi?
Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle süreci önemli noktalarıyla baştan itibaren hatırlatmakta fayda var.
Anayasa Mahkemesi neyi iptal etti? Neden 9 ay ertelendi?
AYM, VUK’un 107/A maddesindeki elektronik tebligat ile ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığı’na verilen sisteme giriş-çıkış, zorunluluklar gibi konuları içeren yetkinin kapsamının çok geniş olduğu, sınırlarına ilişkin temel ilkelerin kanunla belirlenmediği, bunun da mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle iptal kararı verdi (AYM, T:15.01.2026, E:2025/94, K:2026/11). Karar, 3 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı ama yürürlüğü 9 ay ertelendi.
9 aylık erteleme ile deyim yerindeyse top yasama organına atılmış ve TBMM’nin bu konuda yeni bir düzenleme yapması için süre tanınmıştı. Peki Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen hüküm, yeni düzenleme yapılıncaya kadar hiçbir şey olmamış gibi idare tarafından uygulanmaya devam mı edecekti? Davalarda AYM’nin kararı dikkate alınacak mıydı?
Bu soruya cevabı da Danıştay 3. Dairesi verdi.
Danıştay 3. Dairesi, e-tebligatla yapılan işlemleri iptal etti
Danıştay 3. Dairesi, elektronik ortamda tebliğ edilen ödeme emirlerine dayalı haciz işlemine dair uyuşmazlık hakkında AYM’nin iptal kararını doğrudan dikkate alarak, Anayasa’ya aykırılığı saptanmış bir hükmün görülmekte olan davalarda uygulanmaya devam etmesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağına karar verdi (T:06.04.2026, E:2024/4288, K:2026/1632).
Danıştay’ın kararı haciz aşamasına gelmiş işlemler hakkında olsa da bu kararın etkisi daha geniş düşünülmemeli. Çünkü e-tebligat, vergi ve ceza ihbarnamelerinde, ödeme emirlerinde, defter ve belge isteme yazılarında ve idarenin daha birçok işleminde karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla “süre geçti”, “işlem kesinleşti”, “artık dava açılamaz” denilen durumlarda, somut olayın ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir.
Yeni düzenleme ile e-tebligat kimler için zorunlu oldu?
Bu gelişmelerden sonra, 1 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan ve yürürlüğe gire 7587 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle VUK’un 107/A maddesi yeniden düzenlendi.
Yeni kanuni düzenleme ile e-tebligat sistemine zorunlu olarak dahil olacaklar şu şekilde belirlendi:
- Kurumlar vergisi mükellefleri,
- Ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri,
- Kollektif şirketler ile adi komandit şirketler,
- ÖTV Kanununa ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişiler ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküller.
Ayrıca zorunlu olmayan kişilerin isteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dahil olabilecek.
E-tebligat sisteminden nasıl çıkılır?
Zorunlu kapsamda olmadığı halde isteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dahil olan kişiler, talep etmeleri halinde sistemden çıkabilecek.
Zorunlu olarak e-tebligat sistemine dahil olan tüzel kişilerde; ticaret siciline kayıtlı olanlar ticaret sicil kayıtlarının, diğerleri ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silindiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılacak.
Zorunlu olarak e-tebligat sistemine dahil olan gerçek kişiler, kişinin ölüm tarihi veya gaipliğine karar verildiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılacak. Deyim yerindeyse “can çıkmadan e-tebligattan çıkış yok!”
Bununla birlikte gerçek kişiler, mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılı sonundan itibaren talep etmeleri halinde ve sisteme olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla, e-tebligat sisteminden çıkarılabilecek.
Dikkat edilirse tüzel kişiler terkinle birlikte “otomatik”olarak”, gerçek kişiler ise mükellefiyet sona erse de 5 yıl bekleyip “taleple” sistemden çıkabiliyor. Bu halde, gerçek kişiler bakımından mükellefiyet sona erse bile sistemin uzun süre takip edilmesi gerekecek. Bu durum, özellikle artık faaliyeti bulunmayan, e-tebligat sistemini düzenli kontrol etmeyen veya mükellefiyetinin sona ermesiyle bu yükümlülüğünün de bittiğini düşünen kişiler açısından yeni hak kayıplarına neden olabilir. Hak kaybı ihtimali ve tüzel kişilerle olan eşitsizlik de yeni bir Anayasa’ya aykırılık iddiasını gündeme getirebilir.
Engelliler için giriş, 65 yaş üstü için çıkış istisnası var
Engellilik oranı %90 veya daha fazla olan malul ve engellilerin e-tebligat sistemine dahil olma zorunluluğu bulunmuyor. 65 yaşını doldurmuş kişiler, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılacak.
E-tebligat ile ilgili yeni düzenleme sorunları çözdü mü?
Yeni düzenleme ile kimlerin isteğe bağlı olarak girebileceği ve çıkışın hangi hallerde mümkün olacağı artık kanunda daha açık şekilde yer alıyor. Ancak bu, e-tebligatla ilgili bütün sorunların bittiği anlamına gelmiyor. Çünkü meselenin en önemli noktası hâlâ aynı: Mükellef gerçekten bu tebligattan haberdar oldu mu?
Elektronik tebligat sisteminde belge elektronik adrese düştükten 5 gün sonra tebliğ edilmiş sayılıyor. Fakat uygulamada birçok sorun yaşanabiliyor. SMS ve e-posta bilgilendirmesi doğru kişiye ulaştı mı? Bilgilendirme yapılan telefon numarası mükellefe/sorumluya mı ait? Şirket yetkilisi değişti mi? Mükellefiyeti sona eren kişi hâlâ sistemi kontrol etmesi gerektiğini biliyor mu? Bu sorular sadece teknik ayrıntı değil. Her biri doğrudan hak kaybına yol açabilecek nitelikte.
Elbette, e-tebligat çağın gereklerine uygun bir sistem. Ancak teknolojinin sağladığı kolaylık, mükellefin mahkemeye erişim hakkını zayıflatmamalı.
1 Temmuz 2026 öncesi ve sonrasındaki
e-tebligatların hukuka uygunluğu
1 Temmuz 2026’dan sonra yapılacak e-tebligatlar artık yeni kanuni düzenlemeye dayanacak. Ancak bu, 1 Temmuz’dan sonraki her elektronik tebligatın yine de her koşulda hukuka ve kanuna uygun kabul edileceği anlamına gelmez. Somut olayda her e-tebligat işlemi yine kendi şartlarına göre incelenmeli.
Diğer taraftan yeni düzenleme geçmişe yürümeyeceği için 1 Temmuz 2026’dan önce elektronik ortamda tebliğ edilmiş işlemler bakımından Danıştay kararında sözü edilen iptal nedenleri geçerli olacağından, dava süreçleri ve uyuşmazlıklar devam edecektir.
Defter ve belge ibraz etmeme (gizleme) suçu bakımından “beraat” kararları çıkabilir
Mükellefin defter ve belgelerinin istenmesi yazısı 1 Temmuz 2026’dan önce elektronik ortamda tebliğ edilmişse ve mükellef bu tebligattan haberdar olmadığı için ibraz gerçekleşmemişse bu durumun değerlendirilerek VUK’un 359. maddesinde belirtilen “gizleme” suçunun oluşmadığı iddia edilebilir.
Sonuç olarak; e-tebligatta 1 Temmuz 2026 sonrası için yeni bir kanuni dönem başladı. Ancak 1 Temmuz 2026’dan önce yapılan e-tebligatlar bakımından davalardaki iptal nedenleri ortadan kalkmış değil. Yeni kanuna dayalı olarak bu tarihten sonra yapılacak tebligatlar da hukuka ve kanuna uygun olması gerekiyor.