HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA
Türkiye’de ithalata rağmen düşmeyen, zaman zaman çift haneye yükselen gıda enflasyonu, tarımsal üretimin ekonomik sürdürülebilirliğini de zayıflatıyor. İthalatın gıda güvencesi için güvenilir bir alternatif olmadığına dikkat çekilen "Tarımsal Bilgi Platformu" raporuna göre, Türkiye tarımsal üretimde dünyada 7’nci, Avrupa’da 1’inci sırada olmasına rağmen gıda güvencesinde kırılgan ülkeler arasında yer alıyor. Raporda gıda güvencesi “sağlıklı ve yeterli gıdaya erişim” olarak tanımlanıyor.
5 ana eğilim var
Tarım-gıda-kırsal kalkınma gibi alanlarda yapısal politikalar geliştirmek, kamuya ve karar vericilere çözüm önerileri sunmak amacıyla uzman bilim insanları ve araştırmacıların bir araya geldiği Tarımsal Bilgi Platformu kamuya yönelik ilk çalışmasında gıda güvencesi konusunu ele aldı. Platform üyesi Prof. Dr. Ahmet Şahinöz koordinatörlüğünde hazırlanan Dünya ve Türkiye’de Tarım ve Gıda Güvencesini Kuşatan Eğilimler- Gelişmeler başlıklı çalışmada, gıda güvencesinin devletlerin siyasi bağımsızlığını sağlayan temel stratejik hedeflerden birisi olduğu kaydedildi. Raporda, küresel düzeyde tarımı olumsuz yönde etkileyen beş ana eğilim olduğu belirtiliyor. Bunların ilk üçü; İklim değişikliği, Trump’ın ek gümrük vergileriyle başlayan ticaret savaşları ve bölgesel savaşlar olarak sıralanıyor. Paris İklim Anlaşması’nda öngörülen karbon salımının azaltılmasına yönelik hedeflerin de sektörü kısıtlayacağına dikkat çekilirken, dijital dönüşümün ise gelişmiş ülkeleri, gelişmekte olan ülkelere göre gıda güvencesinde daha avantajlı bir konuma taşıyacağı aktarılıyor.
İthalat güvenilir değil
Son yirmi yıllık dönemde (2007, 2011 ve 2024 yıllarında) verim ve rekoltenin, küresel düzeyde düşüş gösterdiği belirtilen raporda, ihracata getirilen bazı kısıtlamaların (kota, takvim, taban fiyat, işlenmiş ürün koşulu vb.) olağanüstü durumlarda gıda güvencesini temin etmede ithalatın da artık güvenilir bir alternatif olamayacağını gösterdiği kaydediliyor. Küresel düzeyde gözlenen eğilimler ve şokların Türkiye tarım sektörünü ve ulusal gıda güvencesini de doğrudan etkilediğine değinilen raporda, Türkiye’nin tarımsal hasılada dünyada 7’nci, Avrupa’da 1’nci sırada olduğu aktarılıyor. Buna karşılık gıda güvencesi göstergelerinde Türkiye’nin kırılgan ülkeler arasında yer aldığı belirtilen raporda, 2024 yılında 33.8 milyar dolar ihracat ile dünya ticaretindeki payın yüzde 1.4’te kaldığı vurgulandı. Türkiye’nin sahip olduğu yüksek potansiyele rağmen 2022 yılı verilerine göre küresel gıda güvence indeksinde 113 ülke arasında 49’uncu sırada olduğu bilgisinin verildiği raporda, bunun temel nedeninin gıda fiyatlarındaki yükseklik olduğu belirtildi.
Tüketici refahı azaldı
Raporda yer alan diğer hususlar şöyle: Son yirmi yıllık dönemde endüstri bitkilerinde (pamuk, tütün), gıdalar (tahıllar, bakliyat, yağlı tohumlar, et), yem ham maddelerinde (soya, mısır, küspe, kepek) ve tarımsal temel girdilerde ithalata bağımlılık yüksek düzeyde bir artış göstermiştir. İthalata rağmen gıda enflasyonu düşürülememiş, tarımsal üretimin ekonomik sürdürülebilirliği zayıflamış ve tüketici refahı da azalmıştır.
Hükümet gıda arzındaki tıkanıkları tarımsal üretimi artırarak ve üretici-tüketici zincirindeki sorunları çözerek değil, ithalata baş vurarak çözmeye çalışmaktadır.
Anlık ve geçici sorunların çözümünde etkili olabilen ithalat, yapısal sorunlardan kaynaklanan piyasa istikrarsızlıklarını kronikleşmesine ve gıda güvencesinin tümden yok olmasına neden olmaktadır. Öte yandan, ihracatın son on yılda %80 oranında arttığı düşünülürse (2015 yılında tarım, gıda-içecek ihracatı 18 milyar dolardan 2025 yılında 32,4 milyar dolara %80 yükselmiştir), ihracat amaçlı ithalat ve yurt içi arz yeteri kadar artmazken ihracatın artmaya devam etmesinin de fiyatlar üzerinde baskı oluşturduğu açıktır.
500 bin aile tarım dışı kaldı
Türkiye’de 2000 yılı sonrası dönemde birinci sınıf tarım arazilerinde azalma (yaklaşık 3,5 milyon hektar), girdi yoğunlaşması (su kaynaklarında nitrat kirliliği, toprakta fosfor ve ağır metal birikimi) ve biyolojik kapasite üzerinde artan baskılar tarımsal sürdürülebilirliği ciddi düzeyde zayıflatmaktadır. 2007- 2025 yılları arasındaki desteklemeler reel değere dönüştürüldüğünde, tarım ve kırsal kalkınmaya bütçeden sağlanan destekler tarihi dip seviyelere düşmüştür. Nitekim destekler 2007-2025 yıllarında reel olarak %27 azalmış, GSYH’ye oran olarak binde 22 (%0,65’ten %0,22’ye gerilemiş) seviyesine kadar düşmüş ve ABD doları olarak ise, söz konusu dönemde %26,5 oranında azalarak 4,27 milyar dolardan 3,14 milyar dolara gerilemiştir. Buna karşın çiftçi borcu/ destek oranı 1,7 kattan 8,1 kata çıkmıştır. Çiftçi borçları dolar olarak ise, 7,5 milyar dolardan 27,4 milyar dolara yükselmiştir. Bütün bu gelişmeler süresinde yaklaşık 500 bin çiftçi ailesi tarım dışına çıkmış ve 3 milyon hektardan fazla tarım arazisinin üretimden çekilmiştir. Tüm bu gelişmeler tarımsal büyümenin "kapsayıcı" olmadığını ve ekonomik refahın çiftçilere ve kırsal kesime yansımadığını göstermektedir.
"Türkiye'de gıda güvencesi kamucu yaklaşımla yapılacak planlamalara bağlı"
Türkiye tarım ve gıda üretiminde kendine yeterlilik düzeyini yükseltme, iç tüketimde dışa bağımlılığı asgari düzeye indirme, bir başka anlatımla gıda güvencesini tüm boyutlarıyla temin etmelidir. Bu yönde bir tarım stratejisi Türkiye’nin vazgeçilemez bir stratejik hedefidir. Bu bağlamda “tarım-gıda ve kırsal kalkınma politikaları” tarım-gıda sistemini ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilir bir yola koymayı amaçlamalıdır.
Son yıllarda yaşanan gıda krizi süreci bize, belirtilen amaçlara ve uzun erimli hedeflere mevcut politikalarda palyatif değişikler yapılarak ulaşılamayacağını açık bir şekilde göstermiş bulunmaktadır. Türkiye’nin nüfus, iklim, toprak, su ve altyapı potansiyeli ile ekolojik ilkeler dikkate alınarak hazırlandığı açıklanan üretim modelinin daha kapsamlı bir havza temelli tarımsal üretim planlanmasına dönüşmesine gereksinim duyulmaktadır.
Ülkemizin kendi kendine yeterliliği ve gıda güvencesi, kamucu yaklaşımla yapılacak bu türden planlamalara bağlıdır. Bu bağlamda Tarım Bilgi Platformu katılımcıları olarak tarımda, kırsalda ve gıda güvencesinde sürdürülebilir gelecek için yeni bir mimariye ihtiyaç olduğuna, yurttaşlarımızın ve gıda sistemindeki tüm aktörlerin/paydaşların dikkatini çekmeyi ulusal bir görev kabul etmekteyiz.