ŞENAY ZEREN
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Başkanı Çetin Tecdelioğlu, ABD’nin tarife politikaları, Avrupa Birliği’nin korumacı yaklaşımı ve Ortadoğu’daki savaşın artırdığı lojistik ile enerji maliyetlerinin Türk ihracatçılarını da olumsuz etkilediğini belirterek, Avrupa Birliği ile mevcut Gümrük Birliği ve güçlü ticari bağların önemli bir avantaj olmaya devam ettiğini söyledi. İDDMİB Başkanı Tecdelioğlu, Paranın Yönü dergisinin haziran sayısına özel değerlendirmelerde bulunarak, yatırım tarafında uzun vadeli finansmana ihtiyaç olduğunu belirtti ve ihracatçılar açısından “Made in Türkiye” ile “Made in Europe” un buluşturulmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Türk ihracatçısının ‘Made in Türkiye’ markasıyla Avrupa pazarında güvenilir bir tedarik zinciri oyuncusu olarak konumlanması gerektiğini belirten Tecdelioğlu, “Bu çerçevede 'Made in Türkiye' ile 'Made in Europe'u evlendirmemiz önem taşıyor” dedi.
YATIRIM VE REKABET GÜCÜ ARTIRILMALI
İhracatçılara yönelik vergi indirimlerinin sektör tarafından olumlu karşılandığını dile getiren Tecdelioğlu, yüksek faiz, düşük kur politikası ve enflasyonla mücadele sürecinde firmaların ciddi baskı altında bulunduğunu, hükümetin attığı destekleyici adımların ise sektör açısından önemli ve değerli olduğunu kaydetti. Eximbank, Türk Ticaret Bankası ve İGE gibi kurumların ihracatçılar açısından kritik rol üstlendiğini belirten Tecdelioğlu, “İyi ki varlar ve daha da güçlendirilmeliler” ifadelerini kullandı. Özellikle yatırım tarafında uzun vadeli finansmana ihtiyaç olduğunu belirten Tecdelioğlu, 1-2 yıl geri ödemesiz ve 5 yılın üzerinde vadeli uluslararası kaynaklara erişimin, sanayici ve ihracatçıların yatırım ve rekabet gücünü artıracağını söyledi. Tecdelioğlu, Paranın Yönü'nün sorularına şöyle yanıtladı:
TÜRKİYE-AB EKONOMİK ENTEGRASYONU
▶"Dünyadaki konjonktüre baktığımızda yeni bir küresel düzen oluştuğunu düşünüyor musunuz? Türk metal ihracatçıları nasıl konumlanıyor?"
"ABD’nin tarife politikaları, Avrupa Birliği'nin kendi içindeki korumacı tavrı ve Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı lojistik ile enerji maliyetlerindeki artış, küresel ticarette yeni bir düzenin oluştuğunu gösteriyor. Bu süreçte Türk ihracatçıları da olumsuz etkileniyor. Ancak en önemli avantaj, Avrupa Birliği ile mevcut Gümrük Birliği ve güçlü ticari bağlar. Türkiye’nin Avrupa ile daha entegre, yalnızca gümrük değil vergisel ve ticari açıdan da daha bütünleşik bir yapıda değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. ‘Made in Europe’ yaklaşımı çerçevesinde Türkiye’nin güvenilir ülke statüsünün güçlenerek Avrupa üretim ve tedarik zincirine daha güçlü şekilde dahil olabileceğini değerlendiriyoruz. AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalar ve sınırda uygulanan ticaret düzenlemelerinde Türkiye’nin daha entegre konuma gelmesi gerektiğine yönelik beklenti bulunmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye’nin AB ile ekonomik entegrasyonunun derinleşmesine yönelik çalışmaların hızlandırılmasını hükümetimizden talep ediyoruz.
AB, TÜRKİYE’NİN EN KRİTİK TİCARET PARTNERİ
▶ Avrupa dışında nerelerde pazar arayışlarınız var ve buralarda nasıl fırsatlar görüyorsunuz?
2030 FIFA Dünya Kupası’nın Fas, İspanya ve Portekiz ortaklığında düzenlenecek olması ve bu kapsamda stadyum, ulaşım ve şehir altyapısına yönelik geniş ölçekli yatırımların devreye girecek olması, inşaat ve yapı malzemeleri sektörü için önemli bir pazar oluşacağını göstermektedir. Bu durumun, Türk ihracatçıları açısından da bölgedeki fırsatları artıran bir gelişme olduğunu değerlendiriyoruz. Türk Cumhuriyetleri’nde petrol gelirlerindeki artışla birlikte yatırım ve altyapı projelerinin yeniden hız kazandığını gözlemliyoruz. Bunun da Türk ihracatçıları için yeni fırsatlar oluşturduğunu düşünüyoruz. Afrika’nın, özellikle Kuzey ve Orta Afrika ile Mısır’ın, artan altyapı ve şehirleşme ihtiyacıyla birlikte Türk firmaları için önemli bir pazar olmaya devam ettiğini değerlendiriyoruz. Avrupa Birliği’nin ise Gümrük Birliği avantajıyla Türkiye’nin en kritik ticaret partneri konumunda olduğunu görüyoruz. Türk ihracatçısının, 'Made in Türkiye' markasıyla Avrupa pazarında güvenilir bir tedarik zinciri oyuncusu olarak konumlanması gerekiyor. Bu çerçevede 'Made in Türkiye' ile 'Made in Europe'u evlendirmemiz önem taşıyor.
HÜKÜMETİN ATTIĞI ADIMLARI DEĞERLİ BULUYORUZ
▶ Türk metal sektörünün ihracatını artırması ve küresel rekabette gücünü koruyabilmesi için hangi adımlar atılmalı, özellikle devlet desteği tarafında hangi düzenlemeler olmalı?
İhracatçılara yönelik vergi indirimleri sektör tarafından olumlu karşılandı. Yüksek faiz, düşük kur politikası ve enflasyonla mücadele sürecinde firmaların ciddi baskı altında olduğu bu dönemde, hükümetin attığı destekleyici adımları sektör açısından önemli ve değerli buluyoruz.
Önemli başlıklardan biri, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği süreci ve Serbest Ticaret Anlaşmaları. Mercosur, Hindistan ve diğer ülkelerle yapılan anlaşmaların hem riskler hem fırsatlar barındırırken, Türkiye’nin karbon düzenlemeleri ve sınır uygulamalarında Avrupa Birliği içinde bir ülke gibi değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Ayrıca Gümrük Birliği’nin güncellenmesi kapsamında dijital ticaret, kamu alımları, hizmet sektörü, yeşil dönüşüm, taşıma kotaları ve vizeler gibi alanlarda hükümetimizden çalışmalar yapılmasını bekliyoruz.
ENERJİDE SAATLİK MAHSUPLAŞMA ÖNEMLİ BİR BASKI
▶ Enerji dönüşümü ve yenilenebilir enerji yatırımları açısından mevcut düzenlemelerin sanayiye etkisi nedir?
Enerji konusu bizim için stratejik bir alan. SİBAN kapsamında enerji verimliliği, tasarruf ve ülkemizin dışa bağımlılığını azaltma hedefi doğrultusunda birçok sanayici olarak biz de kendi enerji yatırımlarımızı gerçekleştirdik. Daha önce uygulanan aylık mahsuplaşma sistemiyle, ay içinde ne ürettiysek ve ne tükettiysek bunu denkleştiriyor, ay sonunda da buna göre hesaplaşma yapıyorduk. Ancak şimdi saatlik mahsuplaşma sistemine geçildi. Bu durum bizim için bazı zorluklar yaratmaya başladı. Enerji maliyetleri açısından sanayiciler üzerinde önemli bir baskı oluştuğunu söyleyebilirim. Bu noktada ihracatçılar açısından enerji maliyetlerinin rekabet gücünü doğrudan etkilediğini düşünüyoruz. Bu nedenle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan ihracatçıya pozitif ayrımcılık yapılmasını talep ediyoruz.
Eximbank, Türk Ticaret Bankası, İGE iyi ki varlar
▶ Firmaların yüksek maliyetli finansmana erişimde zorlandığı ve borçluluk oranlarının arttığı bu dönemde, sanayicinin sürdürülebilir üretim ve yatırım için nasıl bir finansman modeli gerekiyor?
Hammadde ve emtia fiyatlarındaki artış, aynı üretim hacmini gerçekleştirmek için firmaların en az yüzde 30 daha fazla öz kaynağa ve sermayeye ihtiyaç duymasına neden oluyor. Buna karşın firmalarımızın sermaye yapısı zayıf ve büyük ölçüde dış kaynaklara, yani krediye bağımlı durumdayız. Yüksek faiz ortamı da bu tabloyu daha zor hale getiriyor. Bu noktada Eximbank, Türk Ticaret Bankası ve İGE gibi kurumlar ihracatçılar için kritik öneme sahip. Eximbank’ın güçlü desteğini hissediyoruz, Türk Ticaret Bankası hızla büyüyor, İGE ise teminat erişimini kolaylaştırarak önemli bir boşluğu dolduruyor. Bu kurumlar iyi ki varlar ve daha da güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle yatırım tarafında uzun vadeli finansmana ihtiyaç var. 1–2 yıl ödemesiz, 5 yıl ve üzeri vadeli uluslararası kaynaklara erişim sağlanabilirse, sanayici ve ihracatçı yatırım yapma ve rekabet gücünü koruma konusunda çok daha güçlü olacaktır.