Bilindiği üzere, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 17/09/2026 tarih ve 57/1706 ile 57/1707 sayılı kararları uyarınca 7 portföy yönetim şirketinin bünyesinde bulunan toplam 121 fonun tasfiyesine karar verilmiştir.
Söz konusu fonların tasfiyesi; fon portföyünde bulunan hisse senedi ve/veya diğer finansal varlıkların satılarak nakde çevrilmesi ve elde edilen nakdin yatırım fonu katılma belgesi sahiplerine orantılı şekilde dağıtılması suretiyle gerçekleşecektir.
Yatırım fonu ve benzeri finansal varlıklarda oluşan değer artış kazançları ancak yatırım fonu katılma belgelerinin satılması ve benzeri şekillerde elden çıkarılması halinde vergilendirilir. Dolayısıyla, fon satılmadığı ve başka şekillerde elden çıkarılmadığı müddetçe yatırım fonu değer artışı kazançlarına ilişkin vergi ödenmez.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na göre yatırım fonu katılma paylarından elde edilen kazançlar, kanunun geçici 67’nci maddesi kapsamında, ödemeyi yapan banka veya aracı kurum tarafından tevkifata tabi tutulur.
Cumhurbaşkanı’nca vergi oranlarına ilişkin olarak yapılan düzenleme uyarınca, değişken, karma, eurobond, dış borçlanma, yabancı, serbest fonlar ile unvanında “döviz” ifadesi geçen yatırım fonları %17,5 oranında gelir vergisine tabidir (09.07.2025 tarihinden itibaren alınan yatırım fonları için).
Yatırım fonlarının tasfiyesi halinde söz konusu vergilendirmenin nasıl olacağına ilişkin olarak gelir vergisi mevzuatına herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 67’nci maddesine göre katılma paylarının ilgili fona iadesinden elde edilen gelirler vergiye tabi olup, fonun tasfiyesi katılma payının fona iadesini gerektirmektedir. Ne var ki, söz konusu iade yatırımcının veya portföy yönetim şirketinin serbest iradesiyle değil, kamu otoritesinin tek taraflı kararıyla gerçekleşmektedir. Bu nedenle, fonun zorunlu tasfiyesi nedeniyle fonun elden çıkarılmasının kanunda zikredilen “fona iade” kavramını tam olarak ifade edip etmediği noktasında belirsizlik bulunmaktadır.
SPK kararıyla tasfiye edilen fonların önemli bir bölümü değişken fon veya serbest fon olarak gelir vergisine (%17,5 oranında) tabi bulunan fonlardır. Dolayısıyla, söz konusu fonların tasfiye edilmesi sonucunda yatırımcının hesabına geçen paranın fonun alış maliyetinin üstünde olması halinde ciddi bir vergi yükünün doğması anlamına gelmektedir.
Yatırım fonları uzun vadeli bir yatırım aracı olduğu için vergi planlaması açısından oldukça elverişli olan yatırım araçlarıdır. Bu bağlamda, değer artışına rağmen yatırım fonunun elden çıkarılmaması vergi idaresine ödenecek olan verginin aslında fonun bünyesinde kalarak tekrar yatırıma dönüşmesine imkân sağlamaktadır.
Fonların tasfiyesi dolayısıyla yatırım fonu katılma belgelerinin zorunlu olarak elden çıkarılması söz konusu vergi planlamasını ortadan kaldırdığı ve öngörülebilirlik ilkesine aykırılık oluşturduğu için yatırımcı açısından ciddi bir mağduriyetin oluşmasına sebebiyet verecektir.
Her ne kadar yatırım fonları riskli yatırım araçları arasında yer aldığı için yatırımcının basiretli davranma beklenir ise de devletin düzenleyici ve denetleyici otoritelerinin söz konusu görevlerini yeterince yerine getirmemesinin maliyetinin yatırımcıya yüklenmesi hakkaniyetli değildir. Zira yatırımcı söz konusu finansal varlıklara yatırım yaparken varlıkların parametlerine ilişkin risklere maruz olduğunun farkında olup, yatırımcının devletin düzenleyici ve denetleyici görevini tam anlamıyla yerine getirmeyeceğini hesaba katması beklenemez.
Yatırım fonlarının zorunlu tasfiyesi dolayısıyla ortaya çıkacak başka bir sorun zarar mahsubuna ilişkin bulunmaktadır. Gelir Vergisi Kanunu’na göre, aynı türden (sınıf) menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracı alım satımından doğan zararlar aynı takvim yılı içinde tevkifat matrahından (aynı sınıftaki menkul kıymetlere ilişkin kazançlardan) mahsup edilir. Bu bağlamda, yatırım fonları değişken getirili kıymetler olarak bir sınıf, bono, tahvil vb. sabit getirili menkul kıymetler ise ayrı bir sınıf oluşturmaktadır. Dolayısıyla, yatırım fonunun tasfiyesinin bir yatırımcı açısından zararla sonuçlanması halinde söz konusu zararın başka bir sınıftaki menkul kıymetlerden elde edilen kârdan mahsup edilmesi mümkün değildir.
Aynı şekilde, yatırım fonunun tasfiyesinin içinde bulunulan takvim yılını aşması halinde söz konusu fona ilişkin zararın aynı menkul kıymet sınıfında bulunan yatırım fonundaki kârdan mahsup edilmesi yasal olarak mümkün değildir.
Son olarak, vergi mevzuatına göre, aynı menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası aracından değişik tarihlerde alımlar yapıldıktan sonra bunların bir kısmının elden çıkarılması halinde, ilk giren ilk çıkar yöntemi kullanılmak suretiyle, tevkifat matrahının tespitinde dikkate alınacak alış bedeli belirlenir. Bu bağlamda, tasfiye dolayısıyla fon sahiplerine ilişkin ödemelerin tek seferde değil, kısım kısım yapılması halinde her kısmi ödemede maliyetin nasıl eşleştirileceği konusunda belirsizlik oluşacaktır.
Öte yandan, Kanunun 67’nci maddesi gereğince Cumhurbaşkanı bu maddede yer alan oranları her bir sermaye piyasası aracı, ihraç edenler, ihraç veya iktisap tarihi, hesap türü, hesap açılış tarihi, kazanç ve irat türü ile bunların vadesi, elde tutulma süresi ve bunları elde edenler itibarıyla, yatırım fonlarının katılma paylarının fona iade edilmesinden veya diğer şekillerde elden çıkarılmasından elde edilen kazançlar için fonun portföy yapısına göre, ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %40’a kadar artırmaya yetkilidir.
Sonuç
Yatırım fonlarının zorunlu tasfiyesi nedeniyle yatırımcının vergi yüküyle karşı karşıya bırakılması vergi planlaması pratiğine ve öngörülebilirlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğinden ciddi mağduriyetlerin ve hukuki ihtilafların ortaya çıkmasına sebebiyet verir.
Söz konusu mağduriyet ve ihtilafların önüne geçilmesi açısından, yatırım fonlarının tasfiye şekline ilişkin olarak TBMM’de görüşülmekte olan kanun teklifine fonların tasfiyesinden kaynaklanan vergi ile düzenlemelerin de dahil edilmesi fayda bulunmaktadır. Öte yandan, Cumhurbaşkanının Gelir Vergisi Kanunu’nun fonların elden çıkarılması şekline bağlı olarak vergi tevkifatı oranlarına ilişkin verdiği yetkiyi tasfiye edilen fonların sahipleri lehine kullanması da mümkün bulunmaktadır.