Fon krizinin yarattığı servet kaybı ve güven sorunu, tüketici harcamalarından konut ve otomobil satışlarına kadar ekonominin birçok alanında etkisini gösteriyor. İç talepte kısa vadede toparlanma beklentisi bulunsa da seçim döneminde büyümeyi destekleyecek politikaların enflasyon ve ekonomik sürdürülebilirlik üzerindeki etkileri yeni riskler doğurabilir.
Sermaye piyasalarında yaşadığımız sarsıntı bir ayını geride bırakıyor. Yaklaşık 500 bin mağdur ve 20 milyar dolarlık fon büyüklüğü üzerinden ilk etkilerini ortaya koyduğumuz tablo, dolaylı etkilerle daha büyük bir maliyet ve ikincil etkilerle daha yaygın bir makroekonomik etki oluşturmaya başlamış görünüyor.
Hisse senedi piyasamızdaki düşüş, gelişmekte olan ülkeler endeksinde Türkiye hisselerine yönelik kısmi dondurma kararıyla geçtiğimiz günlerde daha büyük boyutlara ulaşmaya başladı. Piyasa değerindeki kaybı dikkate aldığımızda, doğrudan fon etkisinin belki üç-dört katına çıkabilecek bir servet kaybından söz etmek mümkün. Bununla birlikte, borsadaki düşüşün kalıcı olacağını varsaymak çok gerçekçi değil. Ancak hızlı bir toparlanma olacağını öngörmek de çok gerçekçi görünmüyor.
MSCI'dan gelen açıklamalar, Haziran 2027'ye kadar Türk sermaye piyasalarında her anlamda normalleşmenin sağlanması gerektiğine dair net bir sinyal veriyor. İşin pozitif tarafından bakacak olursak, bunun tersinin Türkiye ekonomisinin yatırım yapılabilir statüsünü kredi notları açısından da olumsuz etkileyebileceğini dikkate aldığımızda, ekonomi yönetiminin tüm gücüyle bu noktaya düşmemek için gereken adımları atacağını ve normal statüye dönme ihtimalimizin yüksek olduğunu düşünebiliriz. Bununla birlikte, gelecek yılın haziran ayına kadar yaklaşık dokuz aylık bir süre olduğunu, bu kararı öne aldırmak için çok hızlı adımlar atılsa bile aylar sürecek bir normalleşme sürecinin piyasayı etkileyeceğini düşünmek yanlış olmayacaktır.
İç talepte yavaşlama belirginleşiyor
Diğer taraftan, makroekonomik değişkenlere baktığımızda gidişatla ilgili bazı değerlendirmeler yapabilecek verilere sahip olmuş durumdayız. Son dönemde sıkça dile getirildiği ve Merkez Bankamızın da vurguladığı gibi, yaşananların bir servet kaybını ve potansiyel servet kaybı riskini gündeme getirmesi nedeniyle iç talepte hissedilir bir yavaşlamaya yol açtığını net bir şekilde gördük.
Bloomberg HT Tüketici Güven Endeksi'nin eylül ayı ön ve nihai endekslerinde çok açık şekilde ortaya çıkan tüketim eğilimindeki yavaşlama, kredi kartı harcamalarından otomobil ve konut satışlarına kadar birçok öncü göstergede kendisini benzer yönde gösterdi.
İç talebi yüksek frekanslı veriler çerçevesinde izlediğimiz, internet üzerinden yapılan harcamalar dahil, vergi ve BES ödemeleri hariç toplam kredi kartı harcamalarının son dört haftalık hareketli ortalamasının yıllık değişimine baktığımızda, yavaşlamanın eylül ayında biraz daha hızlandığını ve son verilerle yüzde 37'ye gerilediğini görüyoruz. Yine öncü göstergelerden izlediğimiz otomobil ve konut satışlarında da benzer bir tablo olduğunu görüyoruz. Yılın ilk dokuz ayında yüzde 7,2 gerileyen konut satışlarında, eylül ayında düşüş hızının yüzde 9,3'e yükseldiğini görüyoruz. Özellikle ikinci el satışlardaki daralma yüzde 15,3'e ulaşarak eylül ayında rekor kırmış görünüyor.
Otomobil satışlarına baktığımızda da OSD verilerine göre bu yılın ilk dokuz ayında otomobil pazarının yüzde 15,5, toplam pazarın ise yüzde 13,2 daralma gösterdiğini görüyoruz. Buna karşın eylül ayında otomobil pazarındaki daralma yüzde 27,8'e, toplam pazardaki daralma ise yüzde 23,8'e ulaşmış durumda. Veriler, özellikle eylül ayında zaten var olan yavaşlama eğiliminin çok daha fazla hızlandığını gösteriyor.
Özetle, iç talepteki yavaşlamayı önce anekdot niteliğindeki gözlemlerle izledik. Şimdi bu tablo verilere de yansımış görünüyor. Mahalledeki kuaförden, OSD’deki sanayicilere benzer gözlemleri görmek mümkün.
Reel sektör finansmanında yeni zorluklar
Mevcut durumda talebi baskılayan ve önümüzdeki dönemde büyüme tarafında etkisini hissettirmeye devam edecek önemli noktalardan birisi, reel sektördeki finansman zorlukları olarak görünüyor.
Yüksek reel faizler nedeniyle finansman güçlüğü yaşayan reel sektör, bankaların kredi limitlerindeki sınırlamalar nedeniyle yüksek faiz ödemeye razı olsa bile krediye ulaşmakta zorluk çekiyordu. Bu zorluğu halka arzlar ve özel sektör tahvilleriyle kısmen aşmaya çalışan reel sektörün, borsadaki düşüş ve özel sektör tahvillerini büyük oranda tutan fonların artık böyle bir talebinin olmama ihtimalini dikkate aldığımızda, alternatif kullandığı iki önemli finansman kanalında ciddi bir zorlanma içerisinde olduğunu görüyoruz. Sonuç olarak dış rekabet zorluğuna, iç talep de gerileme ve finansman zorluğunun da artması eklenmiş görünüyor.
Mevcut makroekonomik görünüm devam eder mi?
Şimdi kritik soru, olumsuz tablo devam mı edecek yoksa geri dönüş için bazı kanallar açılacak mı? Yanıtımız açılacağı yönünde. Servet kanalıyla ortaya bir talep daralması çıkmış olmakla birlikte, ülkemizdeki toplam servet büyüklüğünü dikkate aldığımızda ortaya çıkan kaybın geri dönülmez bir talep düşüşüne yol açmayacağı görüşündeyiz. Son iki-üç yılda sadece yastık altı altın servetini bile 300 milyar dolar üzerinde arttırmış bir ülkede yaşıyoruz. Kaybı ya da yaşananları kesinlikle küçümsemiyor, çok ciddi bir sorun olduğunu ve kayıpların olabildiğince adaletli bir şekilde telafi edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Diğer taraftan, MSCI’dan çıkma riskimizi ortadan kaldıracak düzenlemeler devreye girdikçe hisse senedi piyasamız toparlanacak ve negatif servet etkisi azalacaktır. Ödeme sistemindeki sorunlara yönelik politika adımları, borç yapılandırması dahil muhtemelen gelecektir. İç talebe ilişkin ortaya çıkan daralmanın dip seviyelerden geri döndüğüne dair sinyaller de geliyor. Bloomberg HT ekim ayı tüketici güven endeksi ön verileri, son bir aydaki sert düşüşün ardından toparlanmaya işaret etti. Her ne kadar endeks iki ay öncesinin altında olsa bile önemli bir toparlanma olduğunu ve tüketicinin otomobil, konut ve dayanıklı tüketim malları alımına yönelik isteğinin yeniden artmaya başladığını izliyoruz.
Bu durumun ekonomiye daha belirgin şekilde yansıması muhtemelen birkaç aylık zaman alacaktır. Kasım ayı ortalarından itibaren yüksek potansiyelli promosyonların ve 2027 yılında iç talebe dayalı büyüme politikalarının, özellikle maliye politikası yoluyla devreye girmesinin bugün yaşadığımız büyüme kaygılarını kısmen telafi edeceğini düşünüyoruz.
OVP’de de ortaya konduğu gibi seçime giderken maliye politikası ağırlıklı büyüme yönündeki hamleler muhtemelen sonuç verecektir. Büyüme iç talep ağırlıklı tekrar toparlasa da enflasyon başta olmak üzere makroekonomik sürdürülebilirliği oldukça zorlayabilecek bir çerçevede olacağı için seçim dönemi sonrasında büyümenin tekrar yavaşlama hatta daralma ihtimalini ciddi biçimde değerlendirmek gerekiyor. Bu çerçevede kısa vadede önce bir-iki aylık yavaşlama, ardından büyüme ve sonrasında yeniden yavaşlama şeklinde bir konjonktürel çerçeve içerisinde bulunduğumuzu öngörüyoruz.
Güvenin yeniden sağlanması kritik öneme sahip
Bu sürecin yönetilmesinde en kritik noktalardan birisi, yerleşiklerin TL'de kalmaya devam etmesi ve iç talebi canlandırmaya yönelik adımlara nasıl cevap vereceği olarak görünüyor.
Sermaye piyasalarında yaşananların güven üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi ortadan kaldırmak zaman alacaktır. Türk tüketicisi, sermaye piyasalarında yaşananlardan sonra tepkisini iç talebi zayıflatarak ve kısmen dövize yönelme eğilimini artırarak göstermiştir.
Elbette toplam tasarruflar içerisinde TL'nin payı hâlâ yüksektir ve fon krizi sonrasında da TL'ye yönelme eğilimi devam etmiştir. Bununla birlikte, eylül ayında toplam net yabancı çıkışı 1,9 milyar dolar seviyesindeyken yerleşiklerin yabancı para cinsinden mevduatları 6 milyar doların üzerinde artış göstermiş bulunuyor. Çok büyük olmasa da bir taraftan kısmen dolarizasyon eğilimini artıran, diğer taraftan iç talebi baskılayan bir tüketici davranışıyla karşı karşıyayız. Her iki eğilim de ekonomi yönetiminin çok arzu etmeyeceği bir tabloya işaret ediyor.
Bu nedenle hem büyümeyi hızlandıracak adımların hem de sermaye piyasalarındaki sorunları çözmeye yönelik düzenlemelerin hızlı bir şekilde devam edeceğini düşünüyoruz. Bu adımların makroekonomik etkileri kısmen yumuşatması mümkün olacaktır. Ancak güven tarafındaki olumsuz etkilerin ortadan kalkması oldukça uzun zaman alabilir.
