Merkez Bankası reel sektör kuruluşlarına her ay iktisadi yönelim istatistikleri kapsamında “Sanayi dalınızdaki genel gidişatla ilgili olarak bir ay önceye kıyasla görüşünüz nedir” şeklinde bir soru yöneltiyor. Reel sektöre bu anket kapsamında yöneltilen bir dizi soru var da, bu soru aslında tüm çalışmanın özeti gibi. Reel sektör kuruluşları bu soruya “daha iyimser, aynı, daha kötümser” olmak üzere üç yanıt veriyor. İyimser olanlarla kötümserlerin farkı da net durumu gözler önüne seriyor.
İşte Merkez Bankası’nın söz konusu istatistiklerine ve bu çerçevede yöneltilen genel gidişat sorusuna ekim ayında verilen yanıtlar, reel sektörün son yılların en karamsar dönemini yaşadığını ortaya koydu.
Ekim ayında reel sektörün yüzde 5,2’si bir önceki aya göre daha iyimser, yüzde 21,3’ü ise kötümser olduğu yanıtını verdi. İki oranın farkı 16,1 puan.
Ekim ayındaki bu oran, 2023 yılı başından bu yana olan dönemin en yüksek ikinci oranı. Başlangıcı 2023 olarak almamın nedeni tahmin edileceği gibi yeni ekonomi yönetimi dönemini kapsamak.
2023 yılı başından bu yana geçen yaklaşık dört yıllık dönemde en kötümser olunan ay ise bu yılın nisanı. Nisanda daha iyimser olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 4’te kalmış, daha kötümser olduğunu ifade edenlerin oranı yüzde 24,1’e tırmanmış, fark da 20,1 puan olmuştu. Nisandaki bu karamsar tablo, savaş yüzündendi. Bu kez gerekçe başka…
Fon vurgununun etkisi
Merkez Bankası iktisadi yönelim istatistiklerini her ayın ilk yarısındaki verilerle oluşturuyor. Dolayısıyla eylül ayının ortasında patlak veren fon vurgunu eylül ayı anket sonuçlarına yansımadı. Fon sorununun etkileri ekim verilerinde görüldü.
Kaldı ki fon sorunu daha önce yaptığım benzetmede olduğu gibi henüz kıyıya tam vurmamış tsunamiyi andırıyor. Elbette binlerce mağdur var, elbette sermaye piyasalarına olan güven inanılmaz sarsıldı ama bu sorunun yol açtığı ve kendini yeni yeni belli eden ödeme krizi henüz kapıya tam dayanmadı.
Ödemelerde yaşanacak tıkanıklık ve bunun dalga dalga yayılması da zaten reel sektörün uykularını belli ki şimdiden kaçırıyor. Ekim ayında ortaya çıkan tablo da bunun ilk işareti sayılmalı.
Bu yüzden reel sektörün genel gidişata ilişkin değerlendirmesinin önümüzdeki aylarda daha da olumsuz bir hal alması şaşırtıcı olmayacak.
Mali imkansızlık üretimi çok az etkiliyormuş!
Merkez Bankası’nın iktisadi yönelim istatistikleri kapsamında reel sektöre üç ayda bir yönelttiği “Şu anda hangi faktörler üretiminizi kısıtlamaktadır” sorusuna verilen yanıtlar çok ilginç bir tablo ortaya koyuyor.
Meğer reel sektör için üretimi kısıtlayan faktörler arasında ne o çok yakınılan talep düşüklüğü önemli bir yer tutuyormuş, hele hele ne o sürekli yakınılan mali imkansızlıklar!
Yanıtlar bunu söylüyor çünkü. İnanılmaz görünüyor ama gerçek bu, iktisadi yönelim istatistiklerine yanıt verenlerin yaklaşımı böyle. Üstelik bu durum yıllardır aynı.
Söz konusu soru her yılın ocak, nisan, temmuz ve ekim istatistiklerinde yer alıyor; bu yılın ekimi de açıklandığına göre 2026 da tamamlanmış oldu.
2021’den bu yana olan dönemin özetini aktarayım:
● Reel sektör çok büyük bir ağırlıkla “Üretimimi kısıtlayan bir faktör yok” diyor; evet böyle diyor. 2021’den 2026’ya, altı yıl boyunca bunu söyleyenlerin oranı ortalama olarak yüzde 52,4. Son oran, yani ekim ayındaki oran yüzde 55,6.
Demek ki reel sektörün yarıdan fazlası üretimini kısıtlayan hiçbir faktör olmadığı görüşünde. Bu görüşü dile getirenlere de herhalde şunu söyleme hakkı doğar:
“Öyleyse üretin! Madem üretiminizi kısıtlayan bir engel yok, daha çok üretip daha çok satıp daha çok para kazanın, piyasadaki arz da artsın!”
● Talep yetersizliğini gerekçe gösterenlerin altı yıldaki ortalaması yüzde 14,3, son oran yüzde 12,8.
● İşgücü sorunları yüzünden üretiminin kısıtlandığını dile getirenlerin ortalama oranı yüzde 8,6, son oran ise hemen hemen aynı ve yüzde 8,5.
● Hammadde sorunlarını gerekçe gösterenlerin ortalama oranı yüzde 10,3, son oran yüzde 9.
● Geliyoruz mali imkansızlıklardan yakınanların oranına… Mali imkansızlıklar, bu çerçevede faizlerin yüksekliği, krediye erişim zorluğu gibi bir dizi gerekçenin toplamına bakıyoruz; altı yılın ortalamasında bu oran yüzde 8,8 düzeyinde. Bu yılın ekim ayı itibarıyla dile getirilen oran da çok farklı değil, yüzde 9,1.
“Kredi bulamıyoruz, bulsak da çok pahalı, bu yüzden üretim aksıyor” diye yakınanlarla Merkez Bankası’nın bu çalışmasına katılıp yanıt verenler çok farklı sanayiciler mi, bu ankete katılanlar Türk sanayicisini temsil etmekten uzak mı, yoksa Merkez Bankası’na yanıt verirken yaklaşım mı değişiyor, bilinmez; ama ortada ciddi bir çelişki olduğu da kesin.
● Üretimin aksamasına diğer nedenlerin yol açtığını belirtenlerin oranı ise altı yılın ortalamasında yüzde 5,6, bu yılın ekim ayı için yüzde 5.

