ARÇELİK’in davetiyle gittiğim Milano’daki “EuroCucina” fuarında diğer stantları gezerken karşıma Kayseri’den tanıdığım bir marka çıktı:
- Ferre…
Standa girdim, “Ferre” marka fırınları üreten Femaş Grup çatısı altındaki Re-Ma Dış Ticaret CEO’su Mustafa Şarkışla ile konuştum.
Şarkışla, “EuroCucina”ya ilk kez katıldıklarını belirtti:
- 145 ülkeye ihracat yapıyoruz ama bu fuara giremiyorduk. Bu yıl ilk kez katılım sağlamış olduk.
Femaş Grubu’nun üretim merkezinin Kayseri’de olduğunu vurguladı:
- Recep Mamur’un kurduğu grubumuz 11 fabrikada üretim yapıyor. Fabrikaların 8’i Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB), 1’i Kayseri’deki serbest bölgede, 2’si de Silivri’de (İstanbul) bulunuyor.
İhracatlarını merak ettim, paylaştı:
- 145 ülkeye ihracat yapıyoruz. Geçen yıl 214 milyon dolarlık ihracat yaptık. Femaş Grup’un üretiminin yüzde 93’ünü ihraç ediyoruz.
214 milyon dolarlık ihracatı duyunca fiyat tutturma konusunu merak ettim, dert yandı:
- Maalesef fiyat tutturma konusunda sıkıntı yaşıyoruz.
Kilo başına ihracat gelirlerini sordum, hesapladı:
- Türkiye’nin 1.5 dolarlık ortalama kilo başına gelirinin biraz üzerindeyiz, 2 doları biraz aşıyor.
Mustafa Şarkışla ile kısa sohbet sonrası bu yılın Ocak ayı başlarında Kayseri Temsilcimiz Hilal Sönmez ve Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Emre Sönmez rehberliğinde Şeref Oğuz ve Hakan Güldağ’la birlikte Femaş Grup tesislerine yaptığımız ziyaretten notlarıma baktım.
Femaş’ı ziyaretimizde bizi Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Mamur karşılamış, Kayseri OSB’deki tesislerini anlatmıştı:
- 300 bin metrekaresi kapalı alan olmak üzere 600 bin metrekare alanda 8 tesisimiz yer alıyor. Burada kalıp ve makine üretimi de yapıyoruz.
Yakın dönemde Avrupa’nın en gelişmiş ankastre tesisini kurduklarını bildirip eklemişti:
- Son 5 yıllık yatırımlarımız toplam 250 milyon doları buluyor.
Yusuf Mamur, tesislerinin kapasitesiyle ilgili şu hesabı ortaya koymuştu:
- Pişirme grupları (fırın) üretiminde 500 milyon dolarlık kapasiteye ulaşmış bulunuyoruz. Kendi markamızın yanı sıra fason üretim de yapıyoruz.
Son 10 yıldır pişirme grupları sektörüne Çin’in damga vurduğuna işaret edip, benimsediği formülü paylaşmıştı:
- Çin, üreticisine çok yüksek sübvansiyon sağlıyor. Lojistik desteği veriyor. Bu koşullarda Çinli şirketlerle rekabete girmek yerine onları partner gibi görmek gerekiyor.
Ardından eklemişti:
- Fason üretim yaptığımız markalar arasında Çinli firmalar da yer alıyor. İhracatımızın yüzde 12’sini Çinli firmalara yaptığımız üretim oluşturuyor.
Femaş Grup, 145 ülkeye 214 milyon dolarlık ihracatında fiyat tutturma sancısı yaşasa da “Ferre” markasıyla Milano’daki “EuroCucina”ya katılıp, işin peşini bırakmıyor, pes etmiyor…
Mardin’den çizgilerle ‘taht’ üretti, kilo başına ihracatta 30 doları buldu
MİLANO’ya “EuroCucina” için gitmişken aynı fuar alanında gerçekleşen “Milano Salone de Mobile”deki stantları da gezdim.
Milano’ya aynı uçakla gittiğimiz NDesign’ın Yönetim Kurulu Üyesi Abdulselam Güleç’le markanın standında sohbet ettim.
Abdulselam Güleç, kardeşi, şirketin Yönetim Kurulu Başkanı, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanvekili, MOSFED Başkanı Ahmet Güleç’i sorduğumda takıldı:
- O, sivil toplum örgütlerine, TİM’e daha çok zaman ayırıyor. Ben ihracat peşinde koşuyorum.
Biraz sonra Ahmet Güleç de standa döndü, sohbeti birlikte sürdürdük. Ahmet Güleç, önce fuarla ilgili bilgi verdi:
- Milano Mobilya Fuarı her yıl açılıyor. “EuroCucina” iki yılda bir gerçekleşiyor.
NDesign olarak ihracatlarını merak ettim, paylaştı:
- 10 milyon dolar düzeyinde ihracatımız var.
1998 yılından beri tasarımcı istihdam ettiklerini vurgulayıp, doğup büyüdükleri kentin, Mardin’in çizgilerini yansıtan ürünlere işaret etti:
- Hikayesi olan tasarımlarla katma değerimizi yüksek tutmaya çalışıyoruz.
Kızı Hale Betül Güleç’in mimar olduğunu belirtti:
- Hale Betül, İtalya’da mobilya üzerine yüksek lisans yaptı. Tasarım ekibimizi o yönetiyor. Ayrıca Milano’da ofisimizi de kızım yönetiyor.
Abdulselam Güleç ve Ahmet Güleç, stanttaki Mardin çizgilerini yansıtan “taht”a oturmamı istedi. Oturdum, VR gözlükle Mardin’den görüntüleri izledim.
Ardından “taht”a iki kardeşi oturtup fotoğraflarını çektim. Kilo başına fiyatını öğrenmek istedim. Abdulselam Güleç, fiyat listesine baktı, hesapladı:
- 30 dolar…
Ahmet Güleç araya girdi:
- Sektörümüzün kilo başına ihracatı 4 dolar iken bizim ürünlerde modele göre çoğunlukla 10-20 dolar arasında değişiyor. “Taht” gibi 30 doları bulan modellerimiz de var.
Mobilyada tasarımın “katma değer” etkisini Mardin izlerini taşıyan “taht” örneği ortaya koyuyor…
Hâlâ nadastayız
MOBİLYA Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili Ahmet Güleç’e Milano’daki Mobilya Fuarı’nda sektörün durumunu sordum, iki kelimeyle özetledi:
- Hâlâ nadastayız…
Sektörün toplam ihracatının 2022 yılında beri 4.6 milyar dolar düzeyinde seyrettiğini belirtti:
- Maalesef Türk mobilya sektörü olarak dünyadaki rakiplerimize göre fiyatımız pahalı kaldı.
İstanbul’u mobilyada tasarım merkezine dönüştürme çabalarına, bu amaçla düzenledikleri fuara değindi:
- Bu konuda Ticaret Bakanlığımıza müteşekkiriz. Tasarım konusunda bize destek veriyor.
Türkiye’nin güçlü bir mobilya endüstrisine sahip olduğunun altını çizdi:
- 45 binin üzerinde mobilya üreticisi var ülkemizde. Sektöre ürün veren yan sanayi de oldukça güçlü.
Milano’daki fuara katılım durumunu sordum, aktardı:
- Aslında bu fuara katılabilecek firmamız çok ama bu yıl 20 civarında firmamız burada.
Ben susuyorum artık eserlerim haykıracak
ÜNLÜ sanatçımız Ahmet Güneştekin’in kendi adını taşıyan vakfı adına Venedik’te satın aldığı Palazzo Gradenigo, 6 Mayıs 2026’da kapılarını Yıldız Holding’in sponsorluğundaki “Sessizlik” sergisiyle ziyaretçilere açıyor.
Güneştekin, sosyal medyadaki paylaşımında “Ahmet Güneştekin Vakfı”na ait “Palazzo Gradenigo”yu şöyle tanımladı:
- 16. yüzyıldan bugüne gelen bu yapı artık yalnızca bir mekan değil, yüzyılların içinden bugüne ulaşan bir hafıza. Şimdi “Güneştekin Vakfı”nın öncülüğünde ülkemizin sanatını ve sanatçılarını dünyaya açan bir eşik.
Söz sırasının “Palazzo Gradenigo”da sergilenen eserlerine geldiğini belirtti:
- Her sergi yalnızca bir üretim olarak değil zamanla kurduğum ilişkinin ve biriktirdiğim hafızanın yoğunlaşmış bir sonucudur. Sanat benim için bireysel bir ifade alanının ötesinde kolektif belleğe dokunan bir düşünce biçimidir.
Sanatı her zaman bilgi ile beslediğini vurguladı:
- Her sergi öncesinde yoğun okumalar ve araştırmalar yaptım. Çünkü, bir eserin görünmeyen omurgası onun düşünsel derinliğinde saklıdır. Sanat üretimim yarım asrı aşan bir zamana yayılır. Çocukluk, gençlik, bugün.
“Sessizlik”in bu birikimin sonucu olduğunun altını çizdi:
- Hazırlığı 2 yıl sürdü ama başlangıcı çok eskiye dayanır. Bu serginin ardında büyük bir emek ve güçlü bir ekip ruhu var.
Bronz ve mermer heykellerin tonlarca ağırlıkta olduğuna dikkat çekti:
- Asıl ağırlık, taşıdıkları hafızadır. Bu heykeller tarihin izlerini taşıyan kapılarla buluşuyor. Savaşları, kayıpları, adaletsizliği, eşitsizliği ve doğanın tahribini gördüm. İnsanlığın kendi yarattığı karanlıkta yüzleşmesini ve ondan kaçmasını izledim.
Yaşamı boyunca yıkımlara, felaketlere, savaşlara, hukuksuzluk, adaletsizlik ve eşitsizliklere tanıklık ettiğini irdeledi:
- Bunların karşısında çoğu kez sesimi yükselttim. Çok söz söyledim. Çok mücadele ettim. Sesim dünyanın farklı yerlerine ulaştı. Zamanla şunu gördüm. En derin gerçek çoğu zaman sessizliğin içinde var olur. Bu yüzden “Sessizlik” bir geri çekilme değil, bilinçli bir seçimdir.
“Sessizliği” bir “suskunluk” değil, sözün yön değiştirmesi şeklinde tanımladı:
- Ben artık “sessizliği” seçiyorum. Maskeler yalnızca yüzleri değil tarihin üzerini örten katmanları taşır. Kapılar, hatırlamakla unutmak arasındaki eşiği temsil eder.
Bu sergide sustuğunu kaydedip ekledi:
- Bu bir geri çekilme değil, sözü esere devretmektir. Ben sustuğumda eserlerim haykırır. Bu bir sergi değil, bir kayıt, bir yüzleşme, bir reddediş. Suskunluğa mahkum edilen her söz burada yeniden doğacak.
“Güneştekin Vakfı”nın Venedik’teki binasının Yıldız Holding sponsorluğundaki “Sessizlik” sergisiyle açılışının ön tanıtımına davetli değildim.
Ahmet Güneştekin’in sosyal medyadaki paylaşımlarında bina ve sergiyle ilgili konuşmasını izledim, etkilendim.
Emeğine, yüreğine sağlık Ahmet Güneştekin…
