Emperyalizm… İşleri karmakarışık hale getiren bu terim oldu. Ne demekti bu? Temelde İngiltere tüm dünyaya hâkim oldu demekti. Marksistlerin kalemiyle sivriltilince bu kavram –emperyalizm- Fransa’ya ve Almanya’ya da uygulanır hale gelmişti. Almanlar herhalde şiddetle protesto etmişlerdir çünkü İngiltere’yle karşılaştırılınca minnacık kalan ticari ve finansal, hele hele askeri girişimlerinin emperyalizm sıfatını hak etmesine anlam verememişlerdir. Kolonyalist olmak başka yeni sıfatla emperyalist olmak başka. Orada da Hilferding imdada yetişti ve geç kalmış Alman sömürgeciliğini emperyalist yapmanın yolunu buldu: Kartelleşme. Ancak solun bir bölümü için pratikte konu şuydu: Avrupa işçi sınıfları emperyalizmin Asya, Afrika, Latin Amerika yağmalarından pay almışlar ve “uslu çocuklar” olmuşlardı. Lenin, savaş sırasında asıl ekseni Hobson olduğu halde Hilferding’e de dayanan bir politik propaganda broşürü – “bir vülgarizasyon çalışması”- kaleme alınca (1916, basımı 1917) –Bukharin’in 1915 tarihli daha derin eserinden zamanında bile çok daha yaygın okunan bir çalışma- işler iyice karıştı. Emperyalizm aydınlattığından daha fazla karartan bir terim olarak her yere yerleşti. Lenin’in çelişkili ve sadece o an için, Kautsky’nin ultra-emperyalizm teorisini çürütmek için işe yaraması gereken broşürü bu de karartmaya kısmen de olsa katkıda bulundu. Sadece sosyalistler arası tartışmada anlamlı olan konjonktürel bir analiz genel geçer hale geldi.
Oysa çok daha önemli ayrımlar vardı: Örneğin deniz ve kara imparatorlukları. İngiltere ve Hollanda yüzyılına tanık olan Çar Petro Rusya’yı sadece kara değil bir deniz imparatorluğu yapmaya soyunmamış mıydı? “Emperyalizm” yeniydi, evet. Bu terim ilk defa 1897’de –Hobson’un Emperyalizm başlıklı kitabı 1902 tarihlidir- İkinci Boer savaşı öncesinde İngiliz basını tarafından kullanılmıştı. Elbette İngiliz basınına göre emperyalist olan taraf İngiltere değildi. Öyle ya da böyle emperyalizm sömürgecilikten farklı bir olgu olarak kurgulanmıştı. Oysa “imparatorluk” hiç de yeni bir terim değildi. Ve 2500 yıldır bambaşka anlamlara gelmişti. Emperyalizm başkaydı imparatorluk başkaydı. Şöyle ki imparatorluk evrenseldir. Aynı zamanda imparatorluk genişlik demektir. İmparatorluk kozmopolittir. İmparatorluk kaçınılmaz siyasi biçim dahi olabilir çünkü coğrafya –yani siyasi tarih ve coğrafya bilimi dâhil hem fiziki coğrafya hem coğrafya bilimi olarak coğrafya- bunu mecbur kılabilir. Dante böyle düşünmüştü.
Örneğin Rusya imparatorluk olmaya yazgılıdır. Devasa bir araziye yayılmıştır. Moskova’da bir metro durağından diğerine yürüyen turist bile Rusya’nın imparatorluk olmaya yazgılı olduğunu anlar. Ya Rusya olmayacak, yerine küçük küçük prenslikler olacaktır ya da Rusya –yine mecburen tek elden demir yumrukla yönetilen- bir imparatorluk olacaktır. Hem Avrupa’da hem Balkanlar’da hem Asya’da doğal sınırları ve ticaret yolları olan bir dev ülke ancak merkezi bir imparatorluk olabilirdi.
Çin de doğal imparatorluktur. Bir kez birliğini sağlayınca o coğrafyada imparatorluk olmaktan başka şans yoktur; aksi bölünme ve bölünme de daha çok bölünme demektir. Bölünme savaştır. Çin coğrafyası bu durumda yüzyıllarca geriye gidebilir. Nitekim Batı sömürgeciliği gelince Çin 200 yıllık bir resesyona sürüklenmiştir. Fark şu ki Çin kalabalıktır, Rusya’nın nüfusu azdır. Birinde arazi çok işgücü az diğerinde tersi ve yüzyıllarca durum bu oldu.
ABD de imparatorluktur. Bir ulus-imparatorluk denebilir. Koloniler 1787’de Philadelphia’da gevşek bir konfederasyondan federal adı verilen merkezi bir ulus-imparatorluğa adım attılar. Kıta oldukları için o kıtayı birleştirmeden duramazlardı ve zaten 13 koloniden 50 eyalete (devlete) çıktılar. Başlarken bir siyasi kültürleri, daha önce yapılmış eyalet anayasaları, yerel meclisleri vardı. Bambaşka bir olgudur: Tekrar edilemez. Ne ABD gibi bir ülke yeniden kurulabilir ne ABD başkanlık sistemi başka bir coğrafyada uygulanabilir ne de ABD imparatorluğu taklit edilebilir.
Bu üç doğal imparatorluk da kıta boyutundadır. Kendilerini koruyabilecekleri doğal sınırlarına ulaşmışlardır. Fazla yayılan SSCB ise yeniden Rusya boyutuna çekilerek –hatta daha da küçülerek- tarihsel sınırları ideoloji ve silahla değiştirmenin kolay olmadığının yeni bir örneği olmuştur. Doğal hinterlandı kıta olmayan, fazla yayılmış imparatorluklar (Roma gibi) dağılmıştır ve yeniden kurulamazlar.
Peki, emperyalizm yok mu? Emperyalizm teorik ve politik bir açıklama denemesidir. Neyi açıklayacaktı? 20. Yüzyılın başında olup bitenleri ve ilk dünya savaşının nedenlerini açıklayacaktı. Bugün de bazı politikalar emperyalizm olarak nitelendirilebilir ama konunun ne finans kapital ile (her yerde zaten) ne sermaye ihracıyla (kolayca ihraç edilebiliyor, hatta sermayenin nereye bağlı olduğu bile net olmayabiliyor) ne tekelleşme/kartelleşmeyle (eksik rekabet evrensel) ilgisi kurulabilir. Pazar sorunu ise, varsa ve çözülecekse olduğun yerden çözülebiliyor. Kontrol etmek ve adları da nitelikleri de işlevleri de giderek değişen kıt kaynaklara piyasa veya ikili anlaşmalarla erişim asıl meseledir. İmparatorluk ise gerçektir. İmparatorluklar her zaman olmuştur ancak kalıcılıkları ayrı konudur.
Emperyalizmi finans kapital veya tekelleşme diyerek olmayacak yerlere çekmenin teoride gerilimler yaratması kaçınılmazdı. Benzer şekilde, koşulların olmadığı durumlarda imparatorluk hayalleri kurmanın sonucu pratikte düş kırıklığıdır.