Bir ülkede herkes aynı maaşı almak zorunda değildir. Kimi daha fazla çalışır, kimi daha fazla risk alır, kimi daha yüksek eğitim alır. Bu nedenle gelir farkı her toplumda belli ölçüde vardır. Ancak mesele artık yalnızca “farklı gelirler” meselesi olmaktan çıktığında, yani zengin daha zengin olurken yoksul yerinde saymaya başladığında, işte o zaman gelir eşitsizliği toplumun en büyük sorunlarından biri haline gelir.
Bugün birçok insan aynı şehirde yaşasa bile bambaşka hayatlar yaşıyor. Bir tarafta ay sonunda yatırım hesabını büyüten insanlar var, diğer tarafta markete girerken fiyat etiketi görmekten yorulan aileler. Bir kesim çocuklarını yabancı dil kurslarına gönderirken başka bir kesim okul servisini bile karşılamakta zorlanıyor. Aynı sokakta yürüyen insanlar arasında bile ekonomik uçurum büyüyor.
Daha da önemlisi, bu eşitsizlik artık geçici değil; kalıcı hale geliyor.
Eskiden insanlar çalışarak, tasarruf ederek ya da eğitim alarak hayatlarını belirli ölçüde değiştirebileceklerine inanırdı. Bugün ise birçok kişi ne kadar uğraşırsa uğraşsın bulunduğu ekonomik seviyeyi aşamayacağını düşünüyor. Çünkü gelir eşitsizliği sadece bugünü değil, geleceği de şekillendirmeye başladı.
Bir çocuğun doğduğu aile artık onun hayat yolunu çok daha güçlü biçimde belirliyor. Varlıklı bir ailede doğan çocuk daha iyi eğitim alıyor, daha iyi besleniyor, daha güçlü çevreler ediniyor ve daha güvenli bir geleceğe hazırlanıyor. Dar gelirli bir ailede doğan çocuk ise çoğu zaman hayata geriden başlıyor. Böylece eşitsizlik nesilden nesile aktarılıyor.
Bu durum toplumda sessiz ama derin bir kırılma yaratıyor.
Çünkü gelir eşitsizliği yalnızca ekonomik bir konu değildir. Aynı zamanda psikolojik, sosyal ve kültürel bir meseledir. İnsanlar sürekli olarak başkalarının hayatlarını gördükçe kendi yaşamlarıyla kıyas yapıyor. Sosyal medya bu duyguyu daha da büyütüyor. Bir tarafta lüks tatiller, pahalı arabalar, gösterişli yaşamlar sergilenirken; diğer tarafta geçim sıkıntısı yaşayan milyonlar kendilerini başarısız hissetmeye başlıyor.
Oysa mesele çoğu zaman kişisel başarısızlık değil, yapısal eşitsizliktir.
Bugün birçok çalışan tam zamanlı işte çalışmasına rağmen yoksulluk sınırına yaklaşamıyor. Maaş artıyor ama kira daha hızlı artıyor. Ücret yükseliyor ama market fiyatları daha hızlı yükseliyor. İnsanlar daha çok çalıştıkları halde daha az nefes alabildiklerini hissediyor.
Özellikle büyük şehirlerde bu durum daha görünür hale geldi. Ev sahibi olmak artık milyonlar için hayal gibi görülüyor. Gençler uzun yıllar çalışsalar bile bir ev alma ihtimalinin giderek uzaklaştığını düşünüyor. Bu da toplumun geleceğe bakışını bozuyor.
Çünkü umut azaldığında ekonomi de zarar görür.
İnsanlar geleceğe güvenmediğinde harcamalarını kısar, yatırım yapmaz, risk almak istemez. Gençler hayal kurmak yerine hayatta kalmaya odaklanır. Eğitimli insanlar başka ülkelere gitmeyi düşünür. Toplumun enerjisi üretime değil, geçim mücadelesine harcanır.
Gelir eşitsizliğinin kalıcı hale gelmesinin en önemli nedenlerinden biri de servetin belli ellerde toplanmasıdır. Yüksek gelir grubundaki insanlar yalnızca maaşla değil; faiz, kira, hisse senedi ve çeşitli yatırımlarla da kazanç elde ediyor. Alt gelir grubundaki insanlar ise çoğu zaman sadece maaşa bağımlı yaşıyor.
Bu nedenle ekonomik kriz dönemlerinde bile bazı kesimlerin serveti büyüyebilirken, geniş halk kitleleri daha fazla zorlanıyor.
Bir başka önemli sorun ise fırsat eşitsizliği. Herkes aynı yarışa aynı noktadan başlamıyor. Eğitim kalitesi mahalleden mahalleye değişiyor. Sağlık hizmetlerine erişim farklılaşıyor. Teknolojiye ulaşım bile gelir durumuna göre şekilleniyor.
Pandemi döneminde bu tablo çok net görüldü. Bazı çocuklar evlerinde bilgisayar başında derslerine devam ederken bazı çocuklar internet bağlantısı bile bulamadı. Böylece ekonomik farklar eğitim farkına, eğitim farkı ise gelecekteki gelir farkına dönüştü.
Yani eşitsizlik kendi kendini büyüten bir sisteme dönüşmeye başladı.
Bu durum orta sınıfı da zayıflatıyor. Oysa güçlü bir orta sınıf, bir ekonominin en önemli dengelerinden biridir. Orta sınıf küçüldüğünde toplum ikiye ayrılır: Çok zenginler ve geçim sıkıntısı yaşayan geniş kitleler. Bu yapı uzun vadede sosyal huzuru da tehdit eder.
Çünkü insanlar yalnızca yoksulluktan değil, adaletsizlik hissinden de rahatsız olur.
Bir kişi zor şartlarda yaşasa bile sistemin adil olduğuna inanıyorsa sabredebilir. Ama insanlar çalışmanın karşılığını alamadığına, bazı kesimlerin sürekli avantajlı olduğuna inanırsa toplumsal güven aşınır. Bu da kutuplaşmayı artırır.
Peki çözüm ne?
Öncelikle gelir eşitsizliği kader gibi görülmemeli. Dünyada bu sorunu azaltmayı başaran ülkeler var. Bunun yolu yalnızca yardım dağıtmaktan geçmiyor. Asıl mesele fırsatları daha adil hale getirmekten geçiyor.
Nitelikli eğitime erişimin güçlendirilmesi, gençlerin meslek edinmesinin desteklenmesi, kadınların iş gücüne katılımının artırılması, kayıt dışı ekonominin azaltılması ve vergi sisteminin daha dengeli hale getirilmesi büyük önem taşıyor.
Ayrıca üretim yapısının güçlenmesi gerekiyor. Sadece tüketen değil, yüksek katma değer üreten bir ekonomi olmadan gelir dağılımındaki bozulmayı düzeltmek kolay değildir. Çünkü düşük verimli işlerde çalışan insanların gelirleri uzun süre sınırlı kalır.
Konut meselesi de kritik başlıklardan biri haline geldi. Barınma maliyetleri arttıkça insanların gelirlerinin büyük bölümü kiraya gidiyor. Bu da yoksulluğun daha kalıcı hale gelmesine neden oluyor.
Sonuç olarak gelir eşitsizliği yalnızca cebimizdeki paranın farklı olması değildir. Aynı zamanda insanların geleceğe farklı umutlarla bakması demektir. Bir kesim yarını planlarken başka bir kesim ay sonunu düşünüyorsa, orada sadece ekonomik değil toplumsal bir sorun da vardır.
Bir toplumun gerçek gücü, en zenginlerinin ne kadar zengin olduğu ile değil; en kırılgan kesimlerinin ne kadar güvende olduğu ile ölçülür.
Eğer gelir eşitsizliği kalıcı hale gelirse, yalnızca ekonomik dengeler değil, toplumsal bağlar da zayıflar. Bu nedenle mesele sadece ekonomi uzmanlarının değil, herkesin meselesidir. Çünkü aynı ülkede yaşayan insanların hayatları birbirinden ne kadar koparsa, ortak gelecek duygusu da o kadar zayıflar.