Avrupa’nın farklı ülkelerinde eğitim, gelir adaleti, demokrasi ve gelecek kaygısıyla yükselen seslere Sırbistan’dan yeni bir hikâye eklendi. Yıllardır sokaklarda mücadele eden öğrencilerin siyasette yarattığı değişim, önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Gençler artık kendileri adına verilen sözlerle yetinmiyor. Geleceklerine ilişkin kararlarda söz sahibi olmak istiyorlar.
“Gelecek nesiller için” ifadesi iklim müzakerelerinde yasaklanmalı! Çünkü o gelecek nesiller büyüdü. Kendilerine daha yaşanabilir bir dünya bırakılacağı söylenirken büyüdüler. İklim krizinin giderek ağırlaştığını, eşitsizliklerin derinleştiğini, eğitimli olmanın iyi bir işe ve insanca bir yaşama ulaşmak için giderek daha az güvence sunduğunu görerek büyüdüler. Şimdi sokaktalar. Fransa’da ve Avrupa’nın farklı kentlerinde...
Üstelik artık kendileri adına verilen sözleri dinlemekle yetinmiyor, hesap soruyorlar. Ekonomik ve toplumsal dönüşümün bedelinin, bu dönüşüm üzerinde en az söz sahibi olanların omuzlarına yüklenemeyeceğini hatırlatıyorlar. Sırbistan’da yaşananlar ise bu tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı.
Bir tren istasyonundan başlayan itiraz
Her şey 1 Kasım 2024’te Novi Sad’daki tren istasyonunda yaşanan faciayla başladı. İstasyonun beton sundurmasının çökmesi, 16 kişinin ölümüne yol açtı. Olay, ülkede uzun süredir biriken yolsuzluk ve hesap verebilirlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Öğrenciler önce sorumluların ortaya çıkarılmasını istedi.
Ardından protestolar büyüdü. Üniversitelerde başlayan hareket, kentlere yayıldı. Öğrenciler yürüdü, meydanları doldurdu, yolları kapattı. Siyasi baskılara rağmen geri adım atmadı. Burada dikkat çekici olan, öğrencilerin ilk günden itibaren kendilerini geleneksel siyasi partilerin bir uzantısı olarak konumlandırmamalarıydı. Talepleri açıktı: Şeffaflık, hesap verebilirlik, hukukun üstünlüğü. Bir tren istasyonunda yaşanan facia, giderek ülkenin nasıl yönetildiğine ilişkin daha büyük bir sorgulamaya dönüştü. Ve iki yıl boyunca devam eden bu mücadele, sonunda sandığa taşındı.
Dün dövüldükleri sokaklarda bugün kutlama yapıyorlar
25 Ekim seçimlerinin ardından Belgrad sokaklarında yaşananlar, iki yıllık mücadelenin nasıl bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Aleksandar Vucic’in seçim yenilgisini kabul etmesinin ardından on binlerce kişi Belgrad’ın ana caddelerini doldurdu. Novi Sad’da da binlerce insan sokaklara çıktı. İlk sonuçlara göre öğrencilerin desteklediği liste, 250 sandalyeli parlamentoda 135 ila 140 sandalye kazanırken Vucic’in partisi 105 sandalyede kaldı.
Guardian’a açıklamada bulunan 24 yaşındaki Sara’nın anlattıkları ise gerçekten etkileyici…
Sara, daha önce polis tarafından dövüldükleri, güvenlik güçlerinin müdahaleleri karşısında defalarca geri çekildikleri sokaklarda şimdi kazanan taraf olarak bulunmanın tuhaflığını anlatıyor. Bir zamanlar korkuyla uzaklaştıkları sokaklarda şimdi arkadaşlarıyla kutlama yapıyor.
35 yaşındaki Tamara ise önlerinde zor bir dönem bulunduğunun farkında. Yine de bu sonucun kendilerine devam etmek için güç verdiğini söylüyor.
Belgrad’daki kutlamalar arasında Guardian’a konuşan 52 yaşındaki Dusko Suvajac da seçim sonucunu Avrupa ve dünya açısından sembolik buluyor.
Bence burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta var. Sırbistan’daki öğrenciler iki yıl boyunca mücadele ederken, siyasetin bildik kalıplarının dışına çıktılar. Hareketin yarattığı toplumsal destek, sonunda seçim sonuçlarına yansıdı. Ama şimdi başka bir sınav başlıyor.
Yolsuzlukla mücadele, demokratik kurumların güçlendirilmesi, basın özgürlüğü, Avrupa Birliği ile ilişkiler ve Kosova meselesi yeni dönemin zorlu başlıkları arasında. Sokakta değişim talep etmekle, o değişimi yönetmek farklı sorumluluklar gerektiriyor. Üstelik seçimi kazanmak, toplumun bütün sorunlarının çözüldüğü anlamına gelmiyor.
Yine de Sırbistan’da yaşananlar, uzun yıllar değişmeyeceği düşünülen siyasi dengelerin değişebileceğini gösteriyor.
İklim krizinden demokrasiye aynı kuşağın itirazı
Fransa’daki gençlerin talepleriyle Sırbistan’daki öğrencilerin mücadelesini aynı siyasi hareketin parçaları olarak değerlendirmek doğru olmaz. Ama Avrupa’nın farklı ülkelerinde yükselen bu itirazlar arasında göz ardı edilmemesi gereken bir ilişki var. Eğitimli gençler, giderek daha belirsiz bir ekonomik gelecekle karşı karşıya. Konut fiyatları, yaşam maliyetleri, iş güvencesi, gelir dağılımı, iklim değişikliği... Bugün alınan kararların sonuçları, onların hayatını önümüzdeki onlarca yıl boyunca etkileyecek. Oysa bu kararların alındığı masalarda gençlerin temsili hâlâ sınırlı.
İklim politikaları açısından da benzer bir sorunla karşı karşıyayız. Bir yanda 2050, 2053, 2060 net sıfır hedefleri açıklanıyor. Diğer yanda bugünün yatırımları, enerji tercihleri, üretim ve tüketim modelleri bu hedeflere ulaşmayı giderek zorlaştırabiliyor.
Üstelik dönüşümün ekonomik ve toplumsal maliyetinin nasıl paylaşılacağı konusu yeterince tartışılmıyor. İklim politikalarının başarısı, toplumsal adaletten bağımsız düşünülemez. Bugün bu tartışmaya gençlerin gelecek hakkını da eklememiz gerekiyor.
Antalya’da gençlere hangi söz verilecek?
● Önümüzde COP31 var. Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek iklim zirvesinin, taahhütlerin uygulamaya dönüştüğü bir COP olması hedefleniyor.
Finansman, enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, uyum politikaları... Bunların hepsi önemli. Ancak bence Antalya’da konuşmamız gereken bir başka konu daha var: Bugünün gençleri bu dönüşümün neresinde?
İklim politikalarının sonuçları uzun vadede ortaya çıkarken, kararları bugün alıyoruz. Bugün üniversitede okuyan bir genç, 2050 yılında çalışma hayatının en önemli dönemlerinden birini yaşayacak. Bugün doğan bir çocuk, 2060 yılında 34 yaşında olacak.
Biz ise hâlâ onlar adına konuşuyoruz. Gençlere daha yaşanabilir bir dünya bırakacağımızı söylüyoruz. Fakat o dünyanın nasıl şekilleneceğine ilişkin kararları alırken onları yeterince dinlemiyoruz.
Sırbistan’daki öğrencilerin hikâyesi, bu nedenle iklim müzakereleri açısından da düşündürücü.
İki yıl önce bir tren istasyonunda yaşanan facianın ardından hesap soran gençler, bugün ülkelerinin yönetiminde söz sahibi olmaya hazırlanıyor.
Fransa’da gençler, ekonomik ve toplumsal tercihlerin hayatlarına etkisini sorguluyor. Bütün bunlar, gençlerin artık geleceği beklemek istemediğini gösteriyor.
Belki de Antalya’da “gelecek nesiller” ifadesini her kullandığımızda kendimize şunu hatırlatmalıyız: Gelecek dediğimiz zaman, aslında bugün yaşayan insanların hayatından söz ediyoruz. Ve onların, kendileri adına verilen sözlerden daha fazlasına ihtiyacı var.
Kararların alındığı masalarda yer almaya, taleplerinin duyulmasına, bugünden başlayan değişime ihtiyaçları var.
Sırbistan’da öğrenciler bunu kendi mücadeleleriyle gösterdi. Şimdi mesele, onların sesini duymak için her defasında sokaklara çıkmalarını beklememek.
