Para piyasası ve kısa vadeli serbest fonlar tarafında da önemli değişiklikler bekleniyor. Borsa İstanbul Para Piyasası işlemlerinin Takasbank teminat sistemi içine alınması ve çeşitlendirme kurallarının güçlendirilmesiyle birlikte, son dönemde mevduatın oldukça üzerinde getiri sağlayan bazı fonların getirilerinde normalleşme görülebilir.
Fon piyasası büyüdükçe, düzenlemeler de artıyor. Aslında bu şaşırtıcı değil. Birkaç yıl öncesine kadar daha sınırlı bir yatırımcı kitlesine hitap eden yatırım fonları, bugün 10 trilyon TL'yi aşan büyüklüğüyle sermaye piyasalarının en önemli aktörlerinden biri haline geldi. Böyle bir ölçekte artık sadece fon getirileri değil, sistemin bütünü açısından oluşabilecek riskler de düzenleyici kurumların gündeminde yer alıyor.
Son dönemde peş peşe gelen düzenlemeleri de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. İlk bakışta birbirinden bağımsız teknik değişiklikler gibi görünseler de, fiili dolaşım oranına ilişkin karar, borsada işlem gören gayrimenkul ve girişim sermayesi yatırım fonlarına yönelik değerleme düzenlemesi, Takasbank tarafında atılan risk yönetimi adımları ve yakın zamanda tamamlanması beklenen yeni fon düzenlemesi aslında aynı büyük resmin parçaları.
Ortak amaç oldukça net: Piyasada değerinden kopan fiyatlamaları daha makul seviyelere çekmek, fiyat oluşumunu daha sağlıklı hale getirmek ve yatırımcı ile sistem tarafında oluşabilecek riskleri henüz büyümeden kontrol altına almak.
Fiili dolaşımda yeni dönem
Aslında bu sürecin sinyalleri uzun süredir veriliyordu. Geçen yıl SPK Başkanı ile ekonomi yönetiminin fonlarda manipülasyon riskine yönelik açıklamaları, MSCI ve S&P gibi uluslararası endeks sağlayıcılarının Türkiye piyasasına ilişkin değerlendirmeleri ve son dönemde belirli hisselerde yaşanan fiyat hareketleri birlikte değerlendirildiğinde, düzenlemelerin neden bugün gündeme geldiği daha net anlaşılıyor.
İlk önemli adım fiili dolaşım tarafında atıldı. SPK'nın kararıyla şirket ortaklarının serbest veya özel fonlara devrettiği payların fiili dolaşım hesabına dahil edilmemesi benimsendi. Teknik gibi görünen bu değişiklik aslında oldukça önemli. Çünkü bazı şirketlerde fiili dolaşım oranı yüksek görünmesine rağmen payların önemli bölümü fiilen işlem görmeyen fon yapılarında tutulabiliyordu. Bu durum hem BIST endekslerindeki ağırlıkları etkiliyor hem de yabancı yatırımcı açısından piyasanın gerçek likiditesinin olduğundan farklı algılanmasına neden olabiliyordu.
İkinci önemli düzenleme ise borsada işlem gören GYF ve GSYF paylarının yatırım fonu portföylerinde nasıl değerleneceğine ilişkin oldu. SPK, bu fonların borsada oluşan son fiyat yerine kurucu portföy yönetim şirketi tarafından açıklanan son birim pay değeri üzerinden değerlenmesine karar verdi. Böylece gerçek değerinden önemli ölçüde uzaklaşan fiyatların diğer yatırım fonlarının portföy değerlerini de yapay biçimde yükseltmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor.
Taslak metin önemli ipuçları içeriyor
Ancak piyasanın asıl beklediği başlık serbest fonları da kapsayacak yeni düzenleme. Şubat ayında portföy yönetim şirketlerine gönderilen taslak metin, henüz nihai hale gelmemiş olsa da önemli ipuçları içeriyor. Taslağın temel yaklaşımı; yoğunlaşma riskini azaltmak, şeffaflığı artırmak, benzer stratejilere sahip fonların aynı varlıklarda aşırı yığılmasını önlemek ve yatırımcıyı daha sağlıklı bir risk-getiri yapısıyla buluşturmak.
Özellikle son dönemde yüksek getiriyle öne çıkan bazı serbest fonların çok sınırlı sayıdaki hisse senedinde yoğunlaşması kısa vadede güçlü performans sağlayabiliyor. Ancak bu yapı tersine döndüğünde yalnızca ilgili fon yatırımcılarını değil, aynı hisselerde pozisyon taşıyan diğer fonları ve piyasanın genel fiyat oluşumunu da etkileyebilecek bir sistemik risk oluşturuyor.
Taslakta dikkat çeken bir diğer başlık ise grup içi varlıklara yatırım sınırları. Portföy yönetim şirketinin bağlı bulunduğu banka, holding veya grup şirketleri tarafından ihraç edilen borçlanma araçlarının fon portföylerinde yoğun şekilde taşınmasının sınırlandırılması hedefleniyor. Kısa vadede bu durum bazı fonların getiri potansiyelini azaltabilir. Ancak uzun vadede çıkar çatışması ve likidite riskinin azaltılması açısından önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.
Para piyasası ve kısa vadeli serbest fonlar tarafında da önemli değişiklikler bekleniyor. Borsa İstanbul Para Piyasası işlemlerinin Takasbank teminat sistemi içine alınması ve çeşitlendirme kurallarının güçlendirilmesiyle birlikte, son dönemde mevduatın oldukça üzerinde getiri sağlayan bazı fonların getirilerinde normalleşme görülebilir. Burada amaç getiriyi düşürmek değil, yüksek getirinin hangi risk alınarak elde edildiğini daha görünür hale getirmek.
Peki tüm bu düzenlemeler yatırımcı açısından ne ifade ediyor?
Bence en önemli değişim, yalnızca geçmiş performansa bakarak fon seçme döneminin giderek sona ermesi olacak. Bundan sonra fonun hangi varlıklara yatırım yaptığı, belirli hisselerde yoğunlaşıp yoğunlaşmadığı, grup içi varlık taşıyıp taşımadığı, likidite yapısı, yatırım stratejisi ve risk yönetimi çok daha fazla önem kazanacak.
Çünkü fon piyasası artık küçük bir piyasa değil. 10 trilyon TL'yi aşan büyüklüğüyle sermaye piyasalarının ana taşıyıcılarından biri haline geldi. Böyle bir ölçekte yaşanabilecek sorunların yalnızca ilgili fonla sınırlı kalmayıp piyasanın geneline yayılma riski bulunuyor. Bu nedenle düzenlemelerin temel amacı yatırımcıyı yüksek getiriden mahrum bırakmak değil; fon sektörünün büyümesini daha sağlıklı, daha şeffaf ve daha sürdürülebilir bir zemine oturtmak. Uzun vadede bundan en fazla fayda sağlayacak taraf da yine yatırımcı olacaktır.