DÜNYACA ünlü tenor Murat Karahan, Sibel Kaya’nın organize ettiği “Patronlar Okulu” buluşmasında öyküsünü anlatmaya çocukluğundan girdi:
- Çok yazık olmuş iki yetenekli insanın çocuğu olarak Ankara’da dünyaya geldim. Annemin ve teyzemin sesi muhteşemdi. Babamın sesi bir başka muhteşem.
Baba tarafının tüccar, anne tarafında da siyaset (İsmet Sezgin dayısıydı) olduğunu belirtti:
- Çocukken aklımda hiç sanatçı olmak yoktu. Babam gibi tüccar veya idolüm olan İsmet dayım (Sezgin) gibi siyasetçi olmak istiyordum.
Annesinin teşvik ve çabalarıyla kendisini bir anda sınavda bulduğunu anımsadı:
- Aslında o günlerde anneme itiraz ederdim, “Ne yani Pavarotti gibi tayt giyip sahneye mi çıkacağım” derdim. 200 kişi sınava girdik. Operayı kazanan 4 kişiden biri oldum. Bir ay sonra da rol verdiler.
İtirazları sırasında annesinin sık sık yinelediği yanıtı aktardı:
- Annem, “Bir gün dünya çapında sanatçı olacaksın, gelip benden özür dileyeceksin” diyordu.
Sibel Kaya, Limak Holding’in kurucularından Nihat Özdemir, Pegasus Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Nane, Akkök Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü, bankacı Hakan Ateş’in konukları arasında yer aldığı buluşmada Murat Karahan’a sordu:
- Annenizden özür dilediniz mi?
Karahan soruya şöyle yanıt verdi:
- Operada ilk rolü aldıktan sonra “sanat ve sahne zehiri” o anda kanıma girdi. Annemin öngörüsü muhteşemdi. Gittim, anneme sarılıp “Allah senden razı olsun” diyerek ağladım.
Siyasetin içine doğduğunu ortaya koyan şu cümleyi kullandı:
- Dayım İsmet Sezgin, kirvem 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’di. Ayrıca babam da Ispartalı’dır.
Sibel Kaya, bu noktada şu soruyu yöneltti:
- Ülkemizin dünyaca ünlü tenoru olduktan sonra siyaset hiç aklınızdan geçti mi? Düşünüyor musunuz?
Arada milletvekilliğinin aklından geçtiğini belirtip, yanıtladı:
- Bugünkü siyasi iklim bana uymuyor. Ayrıca çok sevenim var. Siyasete girip neden onları üzecek adımlar atayım?
Şu noktanın altını çizdi:
- Sosyal medyada hiç siyasi paylaşım yapmam. İdeolojik tavır sergilemem. Bana göre sanatçı etrafında gördüğü yanlışlara muhalefet eder, partilere değil.
Kendini, “Atatürk milliyetçisi” olarak tanımladı:
- Sahnede, seyircinin kalbindeyim. Bu noktaya ulaşmışken siyaseti düşünür müyüm? Sanmıyorum.
Sibel Kaya, Karahan’a Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ve Genel Sanat Yönetmenliği görevini anımsattı. Karahan, şu değerlendirmeyi yaptı:
- 6 yıl o görevi yaptım. Sanat kariyerimi engelleme noktasına gelmişti. Ben de idari görevi bırakma yolunu seçtim. Çünkü, davet edildiğim 10 prodüksiyonun ancak ikisine gidebilir durumdaydım.
Ardından ekledi:
- Benim en mutlu olduğum yer sahne…
Sanatın yanı sıra ticarete de girdiğini kaydetti:
- Ticarette kendime bir hedef koydum. Bir şirket kurdum. Konser organizasyonlarımızı o şirket üzerinden yürütüyoruz. Şirketteki ekibim o işleri yürütüyor.
Murat Karahan, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğüne atandığında rahmetli Hıncal Uluç, Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde çok sert eleştirmişti:
- Murat Karahan, sanatı değil, bürokratlığı seçmiş…
Karahan, aile dostu olan Hıncal Abi’ye şu yanıtı vermişti:
- Merak etme abi, genel müdürlük görevim yurt dışı temsillere çıkmamı engellemez…
Karahan, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü görevindeki 6 yılın ardından, “sanat kariyerimi engelliyor” duygusunu yaşayınca, tercihini sanatından yana koydu…
Karahan artık, sanat yönetmenliğini yürüttüğü Limak Filarmoni Orkestrası’yla projeler de dahil tümüyle sanata odaklanmış bulunuyor…
Ankara sevdalısıyım
MURAT Karahan, “Patronlar Okulu”nda Sibel Kaya’nın sorularını yanıtlarken, doğup büyüdüğü, halen ikamet ettiği Ankara’ya düşkünlüğünü şöyle tanımladı:
- Tam bir Ankara sevdalısıyım…
Ankara’nın “bozkır” olmadığını savundu:
- Ankara, sanıldığının aksine yeşildir. Her evin bahçesinde mutlaka en az bir ağaç vardır.
Ardından sözü Türkiye’ye taşıdı:
- İşim nedeniyle uzun süreli seyahatlerim çok oluyor. Dünyanın önemli merkezlerinde sahneye çıkıyorum. Hiçbirinde “Ben burada yaşasam” diye düşünmüyorum. Hiçbir yer Türkiye kadar güzel olamaz.
Yurt dışına taşınmayı, yerleşmeyi hiç düşünmediğini belirtti:
- Ne olursanız olun, ünlü, varlıklı, fark etmez, sonuçta başka ülkede “el”siniz. Yani, yabancısınız.
Emekçilikten geliyoruz, bizde ücretin ‘asgarisi’ yok
DAVİVA Healthcare Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hakan Yavuz, Başkanvekili Mehmet Suat (Fuat) Akın ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Tarkan Dizdar’la birlikte sohbet ederken, 19 ildeki 53 diyaliz merkezi ve yeni aldıkları hastaneleri işaret ederek bir iddiasını ortaya koydu:
- Bizde asgari ücret yoktur… En düşük ücretimiz asgari ücretin üstündedir…
Bunun üzerine sordum:
- Hizmet aldığınız taşeronlar da bu iddialı duruşunuza dahil mi?
Yanıtı netti:
- Taşeron şirketlerle anlaşırken “personele verdiğiniz en düşük ücret, asgari ücretin mutlaka üstünde olacak” şeklinde sözleşmeye madde koyarız. Aksi halde anlaşmayız.
Ardından ekledi:
- Biz emekçilikten geldik, bizde ücretin “asgarisi” olmaz…
Dr. Hakan Yavuz, personel ücretleriyle ilgili şu ayrıntıyı da paylaştı:
- Bankaların personel ücretleri için verdiği promosyonun tek kuruşu bizim boğazımızdan geçmez.
2023 yılını anımsadı:
- Diyaliz merkezlerimiz için cihaz satın almış, 4 milyon Euro borçlanmıştık. O yıl personelimizin ücretleri için bankanın verdiği promosyon 1 milyon Euro oldu. “O 1 milyon Euro’yu borç ödemede kullansak” düşüncesi aklımızdan bile geçmedi…
Hasta sayısı 100’ün altına inen 6 diyaliz merkezini çalışanlara devrettik
DAVİVA Healthcare Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hakan Yavuz, Türkiye’nin 19 ilinde 53 diyaliz merkezlerinin olduğunu belirtince, illeri sordum, bir çırpıda sayılarıyla sıraladı:
- İstanbul (10 merkez), İzmit (2 merkez), Bursa (5), Manisa (1), İzmir (10), Aydın (1), Antalya (3), Mersin (1), Adana (2), Hatay (1), Gaziantep (1), Kahramanmaraş (1), Kayseri (3), Konya (2), Nevşehir (1), Ankara (2), Samsun (4), Ordu (2).
Şu stratejileri üzerinde durdu:
- Hasta sayısı 100’ün altında olan diyaliz merkezlerimizi elimizden çıkardık.
O merkezlerin bulunduğu il ve ilçeleri paylaştı:
- Malatya, Beyşehir, Erzurum, Merzifon, Konya Ereğlisi, Kırşehir, Lüleburgaz, Balıkesir…
Bu merkezlerden 6’sını çalışanların devraldığını bildirdi:
- Benim de diyaliz merkezi sahibi olma öyküm, çalıştığım merkeze ortaklıkla başladı. Biz hasta sayısı 100’ün altına inen merkezleri elimizden çıkarma kararı verdiğimizde 6 merkezde işin başında olan arkadaşlar talepte bulundu. Biz de onlara devrettik.
İlaca ‘fason’la girdik, kendi fabrikamızı kurma planımız var
DAVİVA Healthcare Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hakan Yavuz, diyaliz merkezleri ile büyüdükleri sağlık sektöründe bir ekosistem oluşturmayı hedeflediklerini bildirdi:
- Diyaliz merkezi işimize iki hastane ile genel hastanecilik işini de ekledik. Ayrıca, sağlık alanında üretime de girmeyi hedefe koymuştuk. Nitekim ilk aşamada 5 ruhsat satın alıp fason üretim yaptırarak ilaç sektörüne de adım attık.
Böbrek ilaçlarına odaklandıklarını belirtti:
- İlaç üretimini zamanla kendi fabrikamızda yapma planımız var. Bu yatırım için de hazırlıklarımız sürüyor. Daviva İlaç’ın Genel Müdürlük görevini Can Hisarlı arkadaşımız yürütüyor.
“Diyalizör” üretimi hazırlıklarını da anımsatıp ekledi:
- Üreteceğimiz ürünlerin yüzde 40-50’sini kendi diyaliz merkezlerimiz ve hastanelerimizde tüketmeyi planlıyoruz.
