Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın 1 Ocak 2026 itibarıyla mali yükümlülük dönemine geçmesi, Türkiye’nin AB’ye ihracatında yeni bir dönemi başlattı. Demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre başta olmak üzere karbon yoğun sektörlerde ihracatçıların maliyet, emisyon verisi ve rekabet baskısıyla karşı karşıya kalması bekleniyor.
Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamında geliştirdiği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (Carbon Border Adjustment Mechanism-CBAM), 1 Ocak 2026 itibarıyla kesin uygulama dönemine geçmiştir. Mekanizma, AB’ye ithal edilen belirli karbon yoğun ürünlerin gömülü emisyonlarını fiyatlandırarak, AB üreticileri ile üçüncü ülke üreticileri arasında karbon kaçağını önlemeyi ve rekabet eşitliğini sağlamayı amaçlamaktadır.
Türkiye, AB ile derin ticari entegrasyonu nedeniyle bu düzenlemeden en fazla etkilenen ülkelerden biridir.
Açık kaynaklardan yararlandığım yazımı bilgilerinize sunuyorum…
CBAM kapsamındaki sektörler demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen olarak belirlenmiştir.
CBAM’ın temel yapısı ve uygulama takvimi
Geçiş dönemi (Ekim 2023-Aralık 2025) boyunca yalnızca raporlama zorunluluğu varken, 2026’dan itibaren mali yükümlülük başlamıştır.
AB ithalatçıları, ithal ürünlerin gömülü emisyonları için CBAM sertifikası almak zorundadır.
Sertifika fiyatı, AB Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) izin fiyatlarına bağlıdır; 2026’nın ilk çeyreğinde ton başına yaklaşık 75,36 Euro, ikinci çeyreğinde 75,28 Euro seviyesinde açıklanmıştır.
2026 ithalatına ilişkin ilk yıllık beyan ve sertifika teslimi 30 Eylül 2027’ye kadar yapılacaktır.
Ayrıca, demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre için yıllık 50 tonluk kütle bazlı muafiyet eşiği uygulanmaktadır; bu eşiğin altında kalan ithalatlar yükümlülük dışı kalır.
Türkiye’nin maruziyeti: Rakamlar ve sektörel dağılım
Türkiye’nin AB’ye toplam ihracatı toplam mal ihracatının yaklaşık yüzde 40-42’sini oluşturmaktadır. CBAM kapsamındaki ürünlerin AB’ye ihracatı 2023 itibarıyla yaklaşık 6,5 milyar ABD Doları seviyesinde olup, Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 3’üne, AB’ye ihracatının ise yüzde 6,2’sine karşılık gelmektedir.
Bu rakamlarla Türkiye, Çin’in ardından AB’ye CBAM kapsamlı ürün ihracatında ikinci sırada yer almaktadır.
Sektörel dağılımda metaller ağır basmakta
Demir-çelik ve alüminyum, en yüksek değerli kalemlerdir (2023’te demir-çelik yaklaşık 2,7 milyar, alüminyum 2,8 milyar ABD doları).
Çimento yaklaşık 294 milyon, gübre ise 67 milyon ABD Doları seviyesindedir.
Türkiye çelik üretiminde elektrik ark ocağı (EAF) payının yüksek olması (yaklaşık yüzde 70) sayesinde, küresel ortalamalara göre daha düşük karbon yoğunluğuna sahiptir (demir-çelikte ortalama 2 tCO₂e/ton civarı).
Alüminyum ise daha yüksek yoğunluk göstermektedir (yaklaşık 8,97 tCO₂e/ton).
Çimento sektörü ise ülkenin sanayi sera gazı emisyonlarının önemli bir kısmını oluşturmaktadır.
Makroekonomik etkiler kısa vadede sınırlı kalmaktadır.
Bazı analizler, CBAM’ın GSYİH üzerindeki etkisini yüzde 0,01 seviyesinde veya daha düşük tahmin etmektedir.
Ancak sektörel ve bölgesel etkiler daha belirgindir.
CBAM etkilenen sektörler yaklaşık 160 bin kişiyi istihdam etmekte ve bazı illerde (örneğin Zonguldak demir-çelik) yerel istihdamın önemli kısmını oluşturmaktadır.
Olumlu ve olumsuz etkiler
- Olumlu yönler
Türk çelik sektörünün EAF ağırlıklı yapısı, yüksek emisyonlu rakiplere (özellikle bazı Asya üreticileri) karşı kısa vadede rekabet avantajı sağlamaktadır.
Bazı çalışmalarda, CBAM’ın Türk demir-çelik ihracatını AB pazarında göreli olarak destekleyebileceği belirtilmektedir.
Ayrıca mekanizma, Türkiye’de iklim politikalarının hızlanmasına katkıda bulunmuştur.
2025’te kabul edilen İklim Kanunu ve ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) planları bu sürecin somut sonuçlarıdır.
- Olumsuz yönler ve riskler
Maliyet baskısı: Gerçek emisyon verisi sunulamayan durumlarda varsayılan (default) değerler uygulanmakta ve bunlar genellikle daha yüksek olmaktadır.
2026’da yüzde 10, sonraki yıllarda artan oranlarda ek yük getirilmektedir.
Veri ve doğrulama zorunluluğu: İhracatçılar, ürün bazında gömülü emisyon verilerini AB ithalatçılarına zamanında ve doğrulanmış şekilde iletmek zorundadır.
Bu, özellikle KOBİ’ler için operasyonel yük yaratmaktadır.
- Pazar kayması: Bazı firmalar AB dışındaki pazarlara (MENA, Afrika, Orta Asya) yönelme eğilimi göstermektedir.
Ancak aynı pazarlara yüksek karbonlu üreticilerin de kayması rekabeti artırabilir.
- Kapsam genişlemesi riski: Downstream ürünlerin (çelik ve alüminyum yoğun ürünler) 2028’den itibaren kapsama alınması, otomotiv yan sanayi gibi sektörleri de doğrudan etkileyecektir.
Uzun vadede karbon fiyatlarının yükselmesi ve ücretsiz tahsislerin kademeli olarak kaldırılması (2034’e kadar), maliyetleri artıracaktır.
Bazı projeksiyonlarda 2032’ye kadar yıllık CBAM maliyetinin 2,5 milyar Euro’ya ulaşabileceği belirtilmektedir.
Türkiye’nin hazırlık durumu ve politika yanıtları
Türkiye’de 2014’ten beri uygulanan İzleme, Raporlama ve Doğrulama (MRV) sistemi, CBAM sektörlerini kapsamakta ve AB standartlarıyla büyük ölçüde uyumludur.
2026’da pilot, 2027-2028’de tam operasyonel olması planlanan ulusal ETS, CBAM yükümlülüklerinden mahsup imkânı sağlayabilecektir (AB’nin Article 9 kuralı çerçevesinde).
Bu sistemin etkili işlemesi, ihracatçıların rekabet gücünü korumada kritik önem taşımaktadır.
Ticaret Bakanlığı bilgilendirme platformları, sektör dernekleri ve firmalar emisyon envanteri, ürün karbon ayak izi hesaplama ve sözleşme düzenlemeleri konusunda çalışmalarını hızlandırmıştır. Gerçek emisyon verisi sunabilen firmalar, varsayılan değerlerden önemli tasarruf sağlayabilmektedir.
Sonuç ve öneriler
CBAM, Türk ihracatı için hem risk hem de dönüşüm fırsatıdır. Kısa vadede makroekonomik etkiler sınırlı olsa da, demir-çelik, alüminyum ve çimento gibi sektörlerde maliyet, veri yönetimi ve pazar erişimi baskısı hissedilmektedir.
Uzun vadede ise karbon yoğun üretim modelinin sürdürülebilirliği sorgulanmaktadır.
İhracatçılar için öncelikli adımlar şunlardır:
Ürün bazında doğrulanmış emisyon verisi sistemlerinin kurulması,
AB müşterileriyle veri paylaşımı ve maliyet paylaşımı konularının sözleşmelerde netleştirilmesi,
Enerji verimliliği, alternatif yakıtlar, yenilenebilir enerji ve düşük karbonlu üretim teknolojilerine yatırım, Ulusal ETS sürecine aktif katılım.
Politika tarafında ise adil geçiş mekanizmaları, bölgesel destekler, finansman araçları ve AB ile teknik işbirliği önem taşımaktadır.
CBAM’ı yalnızca bir maliyet unsuru olarak değil, sanayinin yeşil dönüşümünü hızlandıran bir kaldıraç olarak değerlendirmek, Türkiye’nin uzun vadeli rekabet gücünü koruyacaktır.