Gayrimenkul yatırımlarında yaşanan yüzde 20 gerileme, bu bileşenin COVID döneminde toplam içinde yüzde 50’lere çıkan seviyelerden normal düzeyine gerilediğini gösteriyor.
Derneğimizi, çalışmalarımızı ve dünya ile Türkiye’deki uluslararası doğrudan yatırım (UDY) akışlarına ilişkin değerlendirmelerimizi sizlerle paylaşmak ve bu alanda yürütülen çalışmalara referans oluşturmak amacıyla başladığımız bu köşede sizlerle dördüncü kez buluşuyoruz.
Dünyada ve ülkemizde, yatırım ortamına önemli yansımaları olan ekonomik ve siyasi gelişmelerin yaşandığı bir yılı daha geride bıraktık. Üretim, yatırım ve ticaret süreçlerinin eşzamanlı olarak stres testine tabi tutulduğu, finansal koşulların sıkılaştığı ve belirsizliğin karar almayı zorlaştırdığı bu yılda, stratejik sektörlerdeki kabiliyetlerle kapasiteleri ve en genel anlamda verimliliği artırmayı hedefleyen dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlar UDY akımlarına canlılık kazandırdı.
Yatırım kararları üzerinde belirleyici etkisi olan makroekonomik gelişmelere ülkemiz açısından baktığımızda, uygulanan sıkı para politikası ve enflasyonla mücadelede sergilenen kararlı duruşun Türkiye’ye yönelik risk algısında kayda değer bir iyileşme sağladığını gözlemliyoruz. Bununla beraber, sıkı finansal koşullar ve reel olarak değerli Türk Lirası’na dayanan makroekonomik çerçeve, reel sektör üzerinde; finansmana erişim, nakit akışı yönetimi ve ihracat rekabetçiliği alanlarında oldukça zorlayıcı bir zemin oluşturdu. Artan finansman maliyetleri ve kur uyum sürecinin yarattığı baskılar, şirketlerin yatırım iştahını ve operasyonel esnekliğini sınırlarken, bu alandaki ilerlemenin öngörülenden bir miktar daha yavaş seyretmesi, yatırım potansiyelimizi en üst düzeyde gerçekleştiremememize yol açtı. Öte yandan, mali disiplinin kademeli olarak güçlenmesi ve özelllikle İklim Kanunu, Emisyon Ticarete Sistemi hazırlıkları, 5G ihalesi ve dijital hizmet vergisinin azaltılması gibi yeşil dönüşüm ve dijitalleşme alanlarında kaydedilen gelişmelerin, yatırımcı beklentilerini olumlu etkileyen gelişmeler olarak vurgulamakta fayda görüyoruz.
Yatırım sermayesi girişleri arttı
Böyle bir tablo çerçevesinde, geride bıraktığımız yılı UDY girişleri açısından değerlendirdiğimizde; yılın ilk 11 ayını yansıtan resmi veriler Türkiye’ye toplam 12,4 milyar dolar tutarında doğrudan yatırım girişi gerçekleştiğini işaret ediyor. Bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 28’lik bir artış anlamına gelen bu rakam memnuniyet verici. Detayına baktığımızda ise, özellikle yatırım sermayesi girişlerinin yüzde 64 artarak 8,9 milyar dolara ulaşması ve nitelikli UDY’yi işaret eden bu bileşenin toplam içindeki payının yüzde 72’ye yükselmesini de olumlu bir gelişme olarak görüyoruz. Gayrimenkul yatırımlarında yaşanan yüzde 20 gerileme bu bileşenin COVID döneminde toplam içinde yüzde 50’lere çıkan seviyelerden normal düzeyine gerilediğini gösterirken, borçlanma araçları yoluyla sağlanan kaynaklardaki yüzde 34 artış finansmana erişimde yaşanan zorlukların bir yansıması olarak önümüzde çıkıyor.
Bu noktada, zaman zaman kamuoyunda da tartışılan kâr transferleri konusundaki değerlendirmelerimizi de paylaşmak isterim. Ödemeler dengesi rakamları, bize, yurt dışına yapılan gelir transferlerinin önemli bir bölümünün doğrudan yatırım kârlarından değil, yerli firmaların dış borçlarına ödediği faizlerden kaynaklandığını söylüyor. Üstelik doğrudan yatırımlara atfedilen gelirler, yeniden yatırılan kazançları da içeriyor. Yani fiilî nakit çıkışı çoğu zaman sanılandan daha düşük. Dahası, Türkiye’deki yatırımların getiri oranı birçok gelişmekte olan ülkenin altında. Bu da bize önemli bir şey anlatıyor: Türkiye’ye gelen yatırımcılar kısa vadeli kâr peşinde değil; uzun vadeli pazar potansiyeline, stratejik konuma ve üretim kabiliyetine yatırım yapıyor.
Tedarik zincirleri sürekli bir dönüşüm içinde
Ülkemizin yatırımcılarını de etkileyen, küresel yatırım, üretim ve ticaret ilişkilerini detaylı bir şekilde değerlendirdiğimizde, tedarik zincirlerinin sürekli bir devinim içinde olduğunu görüyoruz. Ülkelerin stratejik yaklaşımlarının önemli düzeyde şekillendirdiği ve temel olarak yeşil ve dijital dönüşüm süreçleri aracılığıyla hayat bulan bu dönüşümler, her geçen gün yeni zorluklar ve verimsizlikleri de beraberinde getiriyor.
Bu resimde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği’nin (AB) tedarik zincirlerini yeniden şekillendirmeye yönelik adımlarının, Türkiye açısından hem önemli fırsatlar hem de dikkatle yönetilmesi gereken riskleri içinde barındırdığını gözlemliyoruz. Özellikle, Gümrük Birliği’nin (GB) güncellenmesi, AB’nin Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzaladığı ülkelerle Türkiye’nin STA müzakerelerinin hızlandırılması ve AB Gümrük Kodu ile uyum gibi konularda atılacak adımların rekabet gücümüzü artıracağına daha önce de dikkat çekmiştim. Bu kapsamda, Pan-Avrupa-Akdeniz Tercihli Menşe Kurallarının (PAAMK) etkin biçimde uygulanması büyük önem taşıyor. PAAMK, özellikle otomotiv gibi küresel tedarik zinciri derinliği yüksek sektörlerimiz açısından ihracat rekabetçiliğimizi destekleyen kritik bir sistem niteliğinde. Mevcut durumda, ülkemizin PAAMK sisteminden etkin biçimde yararlanabilmesi için Fas, Tunus ve Mısır ile mevcut STA’ların güncellenmesini bekliyor ve gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
AB’de gündemde olan Temiz Sanayi Mutabakatı ve “asgari AB içeriği” tartışmaları da yakından takip edilmesi gereken bir diğer başlık. YASED olarak yaptığımız çalışmalar, bu sürecin Türkiye’yi kamu alımlarından ziyade en çok düşük karbonlu ürünlere yönelik yeni pazarlar ve teknik kriterler üzerinden etkileyeceğini gösteriyor. Şöyle ki; AB’nin beşinci büyük tedarikçisi konumunda olan Türkiye’nin ilişkili olabilecek ürünlerde AB’ye olan ihracatı toplam ihracatının yaklaşık yüzde 11’ini oluşturuyor. Yeni yasanın kapsamına girmesi beklenen ürünlerde Türkiye’nin AB’ye ihracatının yaklaşık yarısı otomotiv sektöründen geliyor. Türkiye’nin bu ürünlerdeki AB ile entegrasyonu ise klasik bir ihracat ilişkisi değil; özellikle otomotiv ve sanayi ürünlerinde AB üretimini ikame etmeyen, onu tamamlayan ve büyük ölçüde AB sermayesiyle Türkiye’de yerleşik yatırımlara dayanan bir yapı söz konusu.
Özetle, Türkiye’nin AB ile ilişkisi klasik bir ihracatçı-tedarikçi ilişkisinden çok daha öte; üretim ağlarının ayrılmaz bir parçasıyız. Bu nedenle kapsayıcı, performansa ve karbon yoğunluğuna dayalı bir yaklaşımın hem Avrupa sanayisinin dönüşüm hedeflerine hem de Türkiye-AB entegrasyonuna hizmet edeceğini düşünüyor, Gümrük Birliği’nin temel prensipleri ile çelişen politika çözümlerinden son tahlilde kaçınılacağını ümit ediyoruz.
Yeşil ve dijital dönüşümün önemi her geçen gün artıyor
Yeşil dönüşüm alanında, ifade ettiğim üzere, İklim Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (TR-ETS) çerçevesinin oluşturulması kritik gelişmeler olarak öne çıkıyor. YASED olarak, Karbon Piyasası Danışma Kurulu üyesi sıfatıyla sürece aktif bir şekilde katkı sunuyor ve ETS’nin etkin şekilde kurgulanması halinde Türkiye açısından önemli yatırım fırsatları yaratacağına inanıyoruz. Ayrıca, COP31’e ev sahipliği yapacak olmamız, 2026 yılında bu alanda daha somut ilerlemeler kaydedileceğine dair beklentilerimizi güçlendiriyor.
Dijital dönüşümde ise, Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’ne (GDPR) uyum süreci, Dijital Hizmet Vergisi ve 5G ihalesinin tamamlanması önemli adımlar oldu. Önümüzdeki dönemde AB Veri Yasası, Siber Dayanıklılık Yasası ve Ticari Sırların Korunmasına Dair Direktif gibi düzenlemelerin de yakından takip edilerek sürecin ileri bir aşamaya taşınması büyük önem taşıyor. Yapay zekâ alanının ise etik ve güvenlik hassasiyetleri gözetilerek; Türkiye’yi yenilikçi ve teknolojik gelişmenin merkezlerinden biri haline getirme vizyonu doğrultusunda ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Bu alandaki bir diğer önemli inisiyatifin de şirketlere, özellikle kaynakları sınırlı olan orta ölçekli işletmelere, operasyonlarına yapay zekanın en verimli bir şekilde entegre edilmesi noktasında sağlanacak yol göstericilik olduğunu düşünüyoruz.
Politika koordinasyonu ve kamu özel iş birliği önemini koruyor
2025 yılında Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) ve bu kapsamda düzenlenen Yatırım Danışma Konseyi (YDK) toplantıları, kamu ve uluslararası yatırımcılar arasındaki politika diyaloğunun güçlendiği önemli platformlar oldu. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında gerçekleştirilen YDK toplantısında dijital dönüşüm, yapay zekâ, lojistik altyapı ve insan kaynağı gibi başlıklar ele alındı; uluslararası yatırımcıların bölge yöneticilerinin katılımı bu platformun değerini daha da artırdı. 2026 yılında bu mekanizmaların daha etkin işlemesi için eylem planlarının uygulama hızının artırılmasını ve istişare süreçlerinin daha kurumsal hale getirilmesini önemli buluyoruz. YOİKK’in başarısının, bu mekanizmayı uluslararası bir iyi uygulama örneği olarak daha görünür kılacağını ve ülkemizin yatırım ortamının tanıtımına katkı sağlayacağını düşünüyoruz.
Bu noktada, küresel UDY’den yüzde 1,5 pay alma hedefimizin hâlen gerisinde olduğumuzu görüyoruz. Türkiye’nin düzenleyici çerçevede öngörülebilirliğin güçlendirilmesi, makroekonomik istikrarın pekiştirilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi yönünde ilerleme kaydetmesi halinde, yıllık 25–30 milyar dolar aralığında doğrudan yatırım çekme potansiyeline sahip olduğuna inanıyoruz.
2026 ajandamız yoğun
2026 yılında önceliğimiz ise, Türkiye’nin iş ve yatırım ortamını güçlendirmek ve yatırım çekme konusundaki rekabetçiliğini artırmak olacak. Küresel ölçekte sektörlerinin liderleri arasında yer alan üyelerimizin Türkiye’deki yatırımlarını büyütmesinin, yeni yatırımcıların ülkemize yönelmesi açısından en güçlü tanıtım unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda, mevcut yatırımlarını artırmayı planlayan şirketler ile Türkiye’ye ilk kez yatırım yapmayı değerlendiren yatırımcılara yönelik tanıtım ve bilgilendirme çalışmalarımıza önem veriyoruz.
Üye şirketlerimizin genel merkezleri, büyükelçilikler koordinasyonunda ülkemizi ziyaret eden yatırımcı heyetleri, finans kuruluşları, yatırım bankaları ve uluslararası yatırımlar alanında faaliyet gösteren kuruluşlarla yürüttüğümüz temaslar, YASED’in UDY konusunda küresel ölçekte referans bir yapı haline gelmesine katkı sağlamakta; aynı zamanda Türkiye’nin iş ve yatırım ortamının uluslararası alanda tanıtımını güçlendirmekte.
2026 yılında da öncelikli gördüğümüz tüm bu politika alanlarında en iyi küresel uygulamaları ülkemize kazandırma hedefiyle paydaşlarımızla yakın iş birliği içinde çalışmaya devam edecek; Türkiye’nin iş ve yatırım ortamında kaydedilen ilerlemeyi küresel ölçekte görünür kılmak amacıyla yurt dışı faaliyetlerimizi de artıracağız. 2026, YASED’in uluslararası düzeyde tanınırlığının da daha fazla arttığı bir yıl olacak.
YASED AKADEMİ İLE GENÇLERİMİZİN YANINDAYIZ
Yazımı tamamlamadan önce, bizleri son derece memnun eden bir gelişmeyi de paylaşmak isterim. Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) olarak, üniversite öğrencilerimizin kariyer yolculuklarına daha donanımlı başlamalarını desteklemek amacıyla 2021 yılından bu yana YASED Akademi programını başarıyla yürütüyoruz.
Beş yıl önce, Türkiye’nin gelişmekte olan bölgelerinden seçilen 30 öğrenci ve sınırlı sayıda üye şirketimizin katkılarıyla hayata geçirilen programımız, bugün 45 ayrı eğitim oturumunu kapsayacak şekilde, 67 ilden 136 üniversiteden 1.000’den fazla üniversite öğrencisinin katılımıyla, ulusal ölçekte bir yetkinlik geliştirme platformuna dönüşmüş durumda.
Dijital dönüşüm ve yapay zekâ, sürdürülebilirlik, profesyonel çalışma hayatı ve iletişim becerileri ile küresel ticaret, finans, hukuk ve regülasyon okuryazarlığı gibi alanlarda yetkinlik kazandırmayı hedefleyen bu yılki programımız, yine tamamen çevrim içi ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. Programa üyelerimizin ve CEO’larımızın eğitimci olarak gösterdiği yoğun ilgi bizleri daha da motive etti. Ülkemizin geleceği açısından kritik bir rol üstlenen gençlerimize yönelik bu desteğimizi önümüzdeki yıllarda da sürdürmeyi hedefliyoruz.
Herkes için güzel bir yıl olması dileğiyle…