Adem Adıgüzel/Kocaeli
Pandemi döneminde kadınların üretimde daha görünür hale gelmesi amacıyla 2021 yılında Kocaeli Dilovası’nda kurulan bir kadın girişimi üretim ve işletme kooperatifi olan Gilem unutulmaya yüz tutmuş Hereke halısı ve kilim dokumacılığını yeniden canlandırıyor. Geleneksel üretimi çağdaş pazarlama modelleriyle buluşturan kooperatif, kök boyalı iplikten Türk kırmızısına, sertifikalı üretimden e-ticarete uzanan çok katmanlı bir yapıyla dikkat çekiyor.
“Bu bölgede kadınlara ait güçlü bir platform yoktu”
Kooperatif fikrinin bir ihtiyaçtan doğduğunu vurgulayan Gilem Kurucu Başkanı Elif Özhuy, “Bu bölgede yaptığımız her sosyal sorumluluk projesinde şunu gördüm: Kadınlara ait güçlü, sürdürülebilir bir üretim platformu yoktu. Hep erkek egemen alanlar vardı ama kadınların emeğini görünür kılacak bir yapı eksikti. Pandemi döneminde biraz durup düşündüğümüzde, köylerde çok sayıda Hereke halısı dokuyan kadın olduğunu öğrendim. ‘Bu kadınlar neden bir araya gelmesin?’ diye sordum kendime. İşte Gilem böyle doğdu” ifadelerini kullandı.
Hereke halısının halktan kopmuş bir miras haline geldiğini dile getiren Özhuy, “Hereke halısı bugün müzelerde yaşatılmaya çalışılıyor. Milli Saraylar bünyesinde korunuyor ama halk tabanında üretim yapan bir kooperatif, bir atölye neredeyse yok. Oysa bu bir kültür mirası. Yaşaması için halkın elinde olması gerekiyor” dedi.

“Güven olmadan üretim olmaz”
Kadınların başlangıçta Hereke halısına mesafeli durduğunu anlatan Özhuy, “Kadınlarımızlakonuştuğumda şunu söylediler: ‘Biz çok emek verdik ama karşılığını alamadık.’ Bir buçuk–iki metrekare bir halı, bir kişi için neredeyse bir yıl sürüyor. Beş halı dediğinizde beş yıl demek. Ama tüccarlar, simsarlar bu emeğin karşılığını hakkaniyetle ödememiş. Kadınlar yıpranmış, küsmüş. Ben de dedim ki, o zaman gelin kilim dokuyalım. Daha hızlı üretilebilen, emeğin daha çabuk karşılık bulduğu bir alanla başlayalım” diye konuştu.
Kooperatifin en önemli kazanımlarından birinin kadınlar için oluşturulan güven ortamı olduğunu vurgulayan Elif Özhuy, “Bizim burada en çok üzerinde durduğumuz şey güven. Kadınların evlerinden çıkıp buraya gelebilmesi, kendini güvende hissetmesi, ‘Ben buradayım ve değerliyim’ diyebilmesi çok önemli. İlk zamanlar kadınlar çekingen geliyordu. Ev–çocuk–mutfak üçgeninden çıkmak kolay değil. Buraya gelen kadın sadece dokuma yapmıyor. Sohbet ediyor, gülüyor, kendini ifade ediyor. Kendi yaptığı ürünü eline alıp ‘Bunu ben yaptım’ demesi, onun özgüvenini değiştiriyor. Mutlu oluyor, aktifleşiyor, hayata karışıyor. Bu bizim için en büyük başarı. Biz burada sadece halı ya da kilim dokumuyoruz. Kadınlara ait bir alan, bir dayanışma zemini kuruyoruz. Kültür mirasımız kaybolmasın diye uğraşıyoruz. Bu işler zor ama çok kıymetli. Çünkü bunlar kaybolmayacak kadar değerli” şeklinde konuştu.

Kilimle başladı, Hereke’ye uzandı
Kilim dokumacılığı için bölgede eğitici bulmakta zorlandıklarını söyleyen Özhuy, “İlçede kilim dokumasını bilen, öğretici pozisyonunda kimse yoktu. Araştırdım, Manisa’dan bir kilim hocası buldum. Konaklamasıyla, masraflarıyla bir yıl boyunca burada kaldı. Halk Eğitim Merkezleri’nde kurslar açtık. Belediyemiz destek verdi. Yavaş yavaş kadınlar tezgâha oturmaya başladı” dedi.
Bugün gelinen noktada Gilem bünyesinde 25 üye ve 25 aktif tezgâh bulunduğunu belirten Özhuy, “MARKA desteğiyle iki adet geleneksel Hereke halı tezgâhı aldık. Şu anda bir yün Hereke halısına başlıyoruz. Bu bizim için sembolik olarak da çok önemli. ‘Biz bu işi gerçekten yapıyoruz’ diyebilmek için Hereke halısı dokumamız gerekiyordu” ifadelerini kullandı.

“Bizim yaptığımız iş, Kültür ve Turizm’in tam merkezinde duruyor”
Gilem’in yalnızca üretim yapan bir kooperatif değil, aynı zamanda kültür ve turizme hizmet eden bir yapı olduğunu vurgulayan Özhuy, “Bizim yaptığımız iş, Kültür ve Turizm’in tam merkezinde duruyor. Hereke halısı, kilim, kök boya; bunların her biri turistin görmek, deneyimlemek istediği değerler. Ama Türkiye’de bu işler genelde vitrin ürünü olarak kalıyor. Biz bunu yaşayan, üreten, dokunan bir deneyime dönüştürmek istiyoruz. Hayalim şu: Buraya gelen bir ziyaretçi, bir turist, tezgâhın başına geçsin, ipliğe dokunsun, kök boyanın kokusunu alsın. Bu iş ancak böyle anlatılabilir. Kültür turizmi dediğimiz şey, kitapta okunan değil, yaşanan bir şey olmalı” diye konuştu
“Kök boya bu işin kalbi”
Gilem’in en çok üzerinde durduğu konulardan birinin kök boyalı iplikler olduğunu vurgulayan Elif Özhuy, “Halıda ve kilimde en büyük maliyet kalemi ipliktir. Kök boyalı iplik pahalıdır ama kaliteyi belirler. Piyasada ‘kök boyalı’ diye satılan pek çok ipliğin aslında sentetik olduğunu gördüm. Eller boyanıyor, yıkayınca akıyor. Şu anda 10 renkte sertifikalı kök boyalı ipliğimiz var. Hepsi uluslararası akreditasyona sahip. Türk kırmızısı da bunların içinde. Çünkü ihracat yapmak istiyorsanız, ‘doğal’ demeniz yetmiyor. Belge istiyorlar, analiz istiyorlar. Biz hepsini yaptık” ifadelerini kullandı.

“Türk kırmızısı bir renk değil, bir kültür”
Türk kırmızısının kendisi için ayrı bir yerde durduğunu belirten Elif Özhuy, “Türk kırmızısı sadece bir renk değil. Bir süreç, bir kültür. Yüzyıllar boyunca casusluğu yapılmış, Avrupa’ya kaçırılmış bir bilgi. Biz neredeyse bu rengi kaybediyorduk. Türk kırmızısının bir etiket, bir değer olarak dünyada yeniden tanınması benim hayalim” dedi.
Pazarda en büyük sorun algı
Üretimde en zorlandıkları alanın pazar olduğunu dile getiren Özhuy, “Kooperatif deyince insanlar ‘ucuz’ bekliyor. Oysa bizim maliyetlerimiz farklı değil. İplik aynı, emek aynı. Ben kâr marjımdan feragat ediyorum ama emeği ucuzlatamam. Kadınların alın teri bu. E-ticaret altyapımız hazır. Kurumsal firmalarla workshop’lar, sosyal sorumluluk projeleri planlıyoruz. Boyner ile yürüttüğümüz iş birliği çalışması var bu bizim için çok kıymetli. Çünkü bu iş birlikleri geleneksel üretimin sürdürülebilir olmasını sağlıyor” ifadelerini kullandı.