MEHMET KAYA/ANKARA
ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırıda, Hürmüz boğazının kapanmasıyla dünya 1970’lerden sonra ilk kez küresel birincil enerji kaynağı kriziyle karşı karşıya kaldı. Enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı Türkiye, doğalgaz ihtiyacının yüzde 5.33’ünü, hem petrol ihtiyacının ise yüzde 20’sini kendi kaynaklarından karşılıyor. Uzmanlara göre Türkiye savaş kaynaklı yaşanan enerji krizinden tedarik yönünden değil, fiyat yönünden olumsuz etkileniyor.
ALTERNATİF GÜZERGAHLAR
Körfez bölgesinde üretilen ve taşınan ham petrol ile doğalgaza erişim, bu bölgeden yapılan ithalata bağımlı Uzakdoğu ve Avrupa ülkelerinde zorluklar ortaya çıkardı. IMF ve Dünya Bankası, yıllık bahar toplantılarının gündemini değiştirdi, bu iki kurum Uluslararası Enerji Ajansı ile birlikte küresel bir aktif görev grubu oluşturdu.
Türkiye bu denklemde yerini güçlendiriyor. 80’li yıllarda kendi ihtiyacı, 90’lı yıllarda küresel tedarik için boru hatlarıyla ham petrol ve doğalgaz yatırımı yapan Türkiye, 2000’li yıllarda yerli üretim ve başka ülkelerde ham petrol-doğalgaz arayışına başladı. Türkiye başta Irak olmak üzere küresel tedarikte alternatif her türlü güzergaha aday olduğunu ilan ettikten sonra krizin ve savaşın ortasında, Somali’ye sondaj gemisi göndererek küresel bir mesaj verdi.
ÇEŞİTLENDİRME GİRİŞİMLERİ
Türkiye’nin birincil enerji kaynakları, yerli ham petrol ve doğalgaz üretimi, boru hatları, yenilenebilir enerji yatırımları, yurt dışı ham petrol ve doğalgaz üretimi için arama anlaşmaları ile çeşitlendirmeye yönelik girişimler yoğunlaştı. Bütün bu çabalar aynı zamanda küresel risk ve çatışma alanlarında da boy gösterme anlamına geliyor. Somali ve Sudan ile Kızıldeniz’de anlaşmalarla boy gösterilirken, Doğu Akdeniz’de İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın çektiği bir yeni yapılanma söz konusu. Türkiye ve KKTC, haklarının ihlali nedeniyle bu bölgedeki faaliyetlere itiraz etse de küresel büyük şirketler Doğu Akdeniz’i neredeyse parsellemiş durumda.
YILLAR İÇİNDE DEĞİŞİM
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) ve Enerji Piyasaları Düzenleme Kurumu (EPDK) verilerine göre Türkiye’nin birincil enerji kaynaklarında 2025 sonunda üretim olarak; 6 milyon 470 bin ton ham petrol yerli üretimi, 31 milyon 938 bin ton ham petrol ithalatı; 3 milyar 212 milyon 954 bin metreküp doğal gaz yerli üretimi, 57 milyar 837 milyon metreküp doğalgaz ithalatı görüldü.
Yenilenebilir enerji kaynaklarında ise yine birincil enerji kaynağı olarak kurulu güç, 2025 sonunda 76.9 GW seviyesine ulaştı. Bunun 32.3 GW’lık kısmını oluşturan hidroelektrik santrallerinde, bu yıl yağış görece yüksek olduğu için, önceki yıllardan daha fazla üretim kapasitesi bulunuyor. Türkiye ham petrol ve doğalgazda ithalata bağımlı olsa da ticari işbirlikleri, ülke işbirlikleri ve stratejik nedenlerle ihraçta bağlantıları da bulunuyor. Bunlara bakıldığında, Türkiye’nin iç piyasaya arz ettiği birincil enerji kaynakları gözlenebiliyor.
TAŞIMA HATLARI GELİR KAYNAĞI
Diğer yandan, Türkiye’den geçen TANAP, Bakü-Tiflis-Ceyhan, TürkAkım, MaviAkım gibi boru hatlarından, satıcı ülkelerden ham petrol ya da doğalgaz satın alan şirketlerden anlaşmalarla belirlenmiş ücretler alınıyor. Bazı ülkeler bunları Türkiye dış ticaretiymiş gibi kayda alabiliyor ancak gerçekte sadece transit geçen ürünler olarak nitelenebilecek bir durum göze çarpıyor. Ayrıca, son birkaç yıla yayılan LNG anlaşmalarında, Türkiye’nin spot olarak LNG’leri başka ülkelere satma imkanı da bulunuyor.
Açık kaynaklardaki verilere göre, 2025 yılında Türkiye’den, Bulgaristan, Kuzey Makedonya, Macaristan, Sırbistan ve Suriye’ye doğalgaz veya LNG ihracı yapılıyor. Bu kapsamda 2025 yılında Türkiye’nin toplam ihracatı 2 milyar 284 milyon metreküp olarak kayda geçti. İhracat, stok gibi unsurlar dışarıda bırakıldığında, 2025 yılındaki toplam tüketim bir önceki yıla göre yüzde 10,76 artışla 58 milyar 663 milyon metreküp olarak kayda geçti. Bu veriler ışığında, Türkiye’de üretilen doğalgaz toplam tüketimin 2025 yılında yüzde 5,33’ünü karşıladı.
YURTDIŞI ARAMALAR YOĞUNLAŞTI
Ham petrolde ise Türkiye’de bu ürünü kullanan çok sayıda endüstri bulunduğu için ikincil enerji yanında, petrokimya sektörü de ithalat yapıyor. Bu bakımdan, tüketim verileri karmaşıklaşıyor. Ham petrolde düşük miktarlı spot işlemler dışında ihracat gerçekleşmiyor. Ham petrolde, ithalatın yüzde 20,26’sı kadar yerli üretim yapılıyor. Türkiye’nin yurt dışında petrol üretimi son dönemde yoğunlaştı. Bu kapsamda, Libya, Somali, Pakistan, Sudan gibi ülkelerde yeni petrol aramaları, Azerbaycan’daki bazı yataklarda az da olsa ortaklığı bulunuyor.
İTHALATIN ÇOĞU KÖRFEZ DIŞINDAN
İran’a ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaş ve Hürmüz boğazının kapanmasıyla başlayan krizde ise Türkiye’nin tedariğinde ağır bir sorun ortaya çıkmadı. Türkiye’nin mevcut görünümde doğalgaz ithalatı Körfez dışındaki kaynaklardan, ham petrol ithalatı ise Akdeniz, Karadeniz bölgesinden gerçekleşiyor. EKONOMİ’ye daha önce bilgi veren Eski BOTAŞ Genel Müdürlerinden Gökhan Yardım, 2026 yılı için Türkiye’nin yıllık yerli üretim dahil yaklaşık 61 milyar metreküplük bir gaz tedarik kontratı olduğunu hatırlatmıştı. İran’dan boru hattıyla gelen gazın 9-9,6 milyar metreküp dolayında olduğunu, tamamı kesilse dahi bunun telafi edilebilir boyutta olduğunu vurguladı. Diğer yandan, Türkiye’nin iç tüketimini desteklediği Hatay Dörtyol üzerinden LNG’nin gazlaştırılarak sisteme dahil edilmesi nedeniyle, tedarik sisteminin bozulmasıyla ya da hava koşulları- teknik sorunlar nedeniyle bir risk bulunuyor. Türkiye’ye yükselen fiyatlar ise doğrudan etki ediyor.
KIZILDENİZ’DE ULUSLARARASI SONDAJ
Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına yönelik gerginlikler ve üretim paylaşımları son dönemde ağırlığını artırdı. Buna yakın zamanda Kızıldeniz de eklendi. Türkiye 2025’te yoğunlaştırdığı çalışmalarla Somali ile anlaşmalar sonrası sismik araştırmalarını tamamladığı bölgede, 2026 Nisan ayı itibariyle hidrokarbon keşfi için sondaj çalışmasına başladı. Savaş gemilerinin eşlik ettiği Çağrı Bey ismi verilen derin deniz sondaj gemisi, 13 Nisan gününde sondaj yapmak üzere belirlenen noktaya gitti. Bu hamle, İsrail’in Somali’de ayrılıkçı çatışmalar yürüten grubun etkili olduğu, ülkenin kuzeyindeki Kızıldeniz kıyısındaki topraklarda faaliyet gösteren Somaliland’i Aralık 2025’te ülke olarak tanımasının ardından geldi. Türkiye’nin Sudan ile de petrol anlaşmaları bulunuyor. Ayrıca her iki ülke ile askeri işbirliği ve çelişkili bilgiler verilse de askeri varlığı da bulunuyor.
Doğu Akdeniz hem mevcut, hem de gelecek dönem için potansiyel sorunlar barındırıyor
EKONOMİ’nin açık kaynaklardan derlediği verilerde ise Doğu Akdeniz’de yoğun bir uluslararası anlaşma dikkat çekiyor. Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail, Mısır ve Lübnan, hatta Filistin’in dahil olduğu Doğu Akdeniz petrol ve gaz üretim, arama anlaşmaları, ruhsatlara bakıldığında, son 5 yılda Yunanistan 11, İsrail ve Mısır 14, GKYR 10 hükümetler arası ve şirketlerle anlaşma imzaladı. Bu ülkelerin birbirileriyle yaptığı anlaşmalar bölgedeki doğalgaz ve ham petrolü arama-çıkarma için işbirliğini içerirken, şirketlerle yapılan anlaşmalar doğrudan arama ve üretim anlaşmalarını, ruhsatlarını içeriyor. Bölgede, Chevron ve ExxonMobil’in yoğun anlaşması dikkat çekiyor. Son dönemde, bu bölgede İsrail’in başını çektiği girişimlerle KKTC ve hatta Türkiye’nin de hakları ile çelişen sondaj-sismik araştırma faaliyetleri ve ruhsat verme işlemleri gerçekleşti. Doğu Akdeniz aynı zamanda Çin’e karşı üretim gücü olarak yapılandırılan Hindistan’ın Avrupa’ya uzanacak güzergahında, anlaşması da imzalanan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) olarak küresel ve orta-uzun vadeli stratejik bir girişimi de kapsıyor. İsrail’in son dönemde askeri varlık gösterdiği Lübnan ve Suriye’de kara harekatlarıyla kontrol altına aldığı bölgeler genellikle Akdeniz kıyılarında genişleme anlamına da geliyor.