Temel Akbaş/Eskişehir
Eskişehir’in tek özel sanat galerisi olarak Baksan Sanayi Sitesi'nde faaliyet gösteren The Key Art Gallery, geliştirdiği üç boyutlu gelir modeli, kurumsal danışmanlık hizmetleri ve uluslararası değişim programları ile sanat ekonomisinde yeni bir dönem başlatıyor. 1960’larda inşa edilen eski bir sanayi alanını sanatla dönüştürerek yola çıkan galeri, Anadolu’daki yetenekleri küresel ölçekte görünür kılmak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde şubeleşme çalışmalarına odaklanıyor.
Baksan'dan dünyaya sanat köprüsü
Galeriyi aktif olarak işletirken sanatçılardan hiçbir ücret talep etmediklerini belirten The Key Art Gallery Kurucusu Merve Küpeli, mekanın doğuşunu ve vizyonunu şu sözlerle aktardı:
"Bu galeriyi kurma fikrinin nasıl ortaya çıktığına gelirsek; aslında biz bu alanı tuttuğumuzda atölye tam anlamıyla perişan bir haldeydi. Zaten 1960’larda yapılmış, Baksan Sanayi Sitesi o dönem oldukça bakımsız bir yerdi. Biz bunu yaklaşık 15 sene önce büyüklerimizle de dile getirmiştik; burayı 'Baksan Sanat Sitesi’ne' dönüştürelim, bölge yavaş yavaş evrilsin ve sanatçılar burada çalışsın istemiştik. Çünkü dünyada bunun çok fazla örneği var; Yunanistan’da, Çin’de ve New York’ta eski sanayi alanları sanatla beraber dönüştürülmüş durumda. Fakat o zamanlar yaşımız çok küçük olduğu için çok kaale alınmadık, fikir geçiştirildi gitti. Eskişehir’de hiç galeri yoktu, 'Bu neden profesyonel bir işe dönüşmesin?' dedik. Oturup stratejisini ve fizibilitesini yaptığımızda, mantıklı düşünen hiçbir insanın bu işe girmeyeceğini gördük. Çünkü koyduğunuz yatırım maliyetinin size geri dönüşü çok uzun bir zaman alıyor. Yine de 'Olsun' dedim, çünkü buranın işletme maliyeti çok daha uygundu; işler konsinye usulü geliyor, sergiyi açıyorsunuz, temel maliyetiniz ise sadece elektrik ve kira oluyor. Tüm bunları değerlendirdikten sonra bu işi yapabileceğimize karar verdik." dedi.
İlk sergilerini açtıktan sonra Türkiye'de sanat üzerine bir iş modeli kurmanın zorluklarıyla karşılaştıklarını kaydeden Küpeli, kültürün tam oturmadığı bir ortamda sıfırdan bir şeyler öğretmeye çalıştıklarını açıkladı. Küpeli, galerinin ismi olan "The Key" (Anahtar) ifadesinin kendilerine her kapıyı açacak güçlü bir platform oluşturma hedefinden geldiğinin altını çizdi.
Sanat iş gücü performansını artırıyor
Şirketlerin finansal ve kurumsal sadakat süreçlerine sanat enstrümanı ile dokunduklarını ifade eden Küpeli, kurumsal iş birliklerinin rasyonel sonuçlarına değinerek şöyle konuştu:
"Galeriyi şu an üç ana hat üzerinde çalıştırıyoruz ve burayı üç ayrı gelir merkezi olarak planlıyorum: Birincisi; Galeriyi aktif olarak işletiyoruz. Sanatçılar burada sergilerini açıyor, bu eserlerin satışları yapılıyor ve böylece sanatçının görünürlüğünü artırıyoruz. İkincisi; Şirketlere sanat yatırımları konusunda danışmanlık veriyoruz. Çalışan sadakatini ve performansını artırmak için elimizde çok güçlü bir enstrüman var: Sanat. Sanat şirket içinde doğru kullanıldığında çalışan performansını %32 artırdığı üniversite araştırmalarıyla kanıtlanmış durumda. Üçüncüsü; Yurt dışındaki galerilerle ortak projeler yürütüyoruz ve arada bir köprü oluşturuyoruz. Şimdi Amerika’ya gidiyorum, orada bir şube açıyorum; o süreç ayrı. Ancak onun dışında, örneğin New York’taki bazı sergi alanları ile buradaki sanatçılarımız arasında bağlantı kurarak orada sergiler açıyoruz. Bu, profesyonel bir iş birliği olarak para karşılığı yapılan bir çalışma oluyor." diye konuştu.
Bugüne kadar toplamda 14 sergi gerçekleştirdikleri ve 3 uluslararası fuara katıldıkları bilgisini veren Küpeli, Bodrum'da Bilgili Holding ile boş bir villayı sergi alanına dönüştürerek kurumsal vizyon kapsamında satış odaklı bir iş birliğine imza attıklarını belirtti. Küpeli, sanata maruz bırakılan mavi veya beyaz yakalı çalışanların estetik simetriyle eğitilmesi sonucunda fabrikalardaki hata paylarının düşerek kurumsal performansın arttığını vurguladı.
Anadolu potansiyeli küresel pazarda
En büyük amaçlarından birinin Anadolu’daki yetenekli sanatçıları öne çıkarmak ve onları Avrupa ile Amerika’da görünür kılmak olduğunu ifade eden Küpeli, uluslararası kültürel değişim programları hakkındaki stratejilerini şu şekilde paylaştı:
"Galerimizin en büyük amaçlarından biri, Anadolu’daki çok kıymetli ve yetenekli sanatçılarımızı öne çıkarmak. Biz bu acıyla yoğrulduğumuz için buradaki potansiyeli çok iyi biliyoruz. Bizim sanatçılarımızın Avrupa’da görünür olması gerekiyor. Avrupa’da bu bilince sahip bir izleyici kitlesi bulmak daha kolay. Sanatçı kendini orada daha rahat gösterebiliyor ve daha geniş kitlelere ulaşabiliyor. Bu yüzden Avrupa’da, Amerika’da ulaşabildiğim her yere Türk sanatçıları götürüyor, sergiler açıyorum. Satış olup olmaması ilk etapta önemli değil, önemli olan orada bir görünürlük ve algı yaratmak. Aynı şekilde, geçen sene Münih’teki sergimizden sonra oradaki Alman sanatçılar da gelip burada sergi açtılar. Alman sanatçılarımızı Eskişehir’de 15 gün misafir ettik; gerçek Anadolu’yu ve Eskişehir’i gördüklerinde fikirleri tamamen değişti. Bu tarz kültürel değişim programları yapıyoruz." dedi.
Türkiye'deki altyapı ihtiyaçlarına da değinen Küpeli, dünyada "Artist-in-Residence" olarak bilinen sanatçı rezidanslarının kalıcı örneklerinin bulunmadığına dikkat çekerek Eskişehir Seyitgazi’deki Santral Park alanının bu iş için çok uygun bir alan olduğunu belirtti.
“Türkiye’nin sanat ekonomisinden aldığı pay artmalı”
Kurum olarak 1, 5 ve 10 yıllık yazılı stratejik hedefleri doğrultusunda hareket ettiklerini vurgulayan Küpeli, gelecek dönem pazar büyüme stratejilerini şu sözlerle özetledi:
"Beş yıl önce koyduğum hedeflere ulaşmama iki yıl var ve şimdiden hedeflerime çok yaklaştım. Amerika’da bir şube açmak kesinlikle şarttı ve bunu bu beş yıl içerisinde tamamlamayı hedefliyorum. 10 yıllık vizyonumuzda ise Türkiye’de sanat kavramını hem şirketlere hem de bireylere daha fazla anlatabilmek var. Bunun yolu galeriyi fiziki olarak şubeleştirmek değil, fikirleri şubeleştirmekten geçiyor. Sanat tarihi veya sanat ekonomisi eğitimi almış öğrencileri yetiştirip sektörde yeni bir pazar oluşturmak istiyorum. Yani bu hizmeti sadece ben vermeyeyim; bu sektörü büyütecek, bu hizmeti sunacak başka insanlar da yetişsin adına bir akademi kurmak hedefindeyim. Türkiye’de sanat ekonomisinin genel ekonomiden aldığı pay %0.1 bile değil. Oysa bu oran Avrupa’da %5, Amerika’da ise %6-7 seviyelerinde. Buradaki sanat gelişimi tamamen yapısal ve politik bir konudur. Çünkü Avrupa ve Amerika’ya baktığımızda yasal bir düzenleme var: Eğer bir bina yapıyorsanız yasa gereği bunun belirli bir yüzdesini sanata harcamak zorundasınız. Biz bunu kendi inşaatçılarımıza söylediğimizde ilk başta zor karşılanabilir ama bir kez sistem oturduğunda sanatçının nasıl besleneceğini, üretimin nasıl artacağını hayal bile edemezsiniz." ifadelerini kullandı.