Türkiye Bilimler Akademisi'nden (TÜBA), "Pestisitlerin Gıda Güvenliği ve Halk Sağlığına Etkileri Sempozyumu" sonuç bildirgesi hakkında açıklama yapıldı.
Yazılı açıklamada, sunulan bilimsel veriler, pestisitlerin modern tarımda verim kayıplarını önlemek ve artan nüfusun gıda ihtiyacını karşılamak açısından önemli bir araç olduğunu, ancak yanlış, bilinçsiz ve yoğun kullanımının ciddi sağlık, çevre ve ekonomik riskler doğurduğunu ortaya koydu. Tarımsal üretimde zararlılar nedeniyle oluşan kayıpların yüksekliği, pestisit kullanımını gerekli kılarken, mevcut uygulamalarda kullanılan pestisitlerin sınırlı bir kısmının hedef organizmaya ulaşması, geri kalan kısmın çevreye yayılması önemli bir verimsizlik ve risk alanı oluşturdu.
Gıdalarda pestisit kalıntılarının yaygın olduğu bazı ürünlerde yasal limitler aşılırken, bu durum hem halk sağlığı hem de uluslararası ticarette önemli sonuçlar doğurdu. Türkiye'de pestisit kullanımı son yıllarda artarken, Avrupa Birliği'ne yapılan ihracatta kalıntı kaynaklı alınan bildirimlerin miktarı dikkate alındığında oransal olarak düşük olsa da Türkiye açısından ekonomik kayba ve itibar zedelenmesine yol açtı. Pestisit maruziyetinin sağlık üzerindeki etkilerinin çok boyutlu ve akut etkilerin yanı sıra, uzun vadede endokrin bozuklukları, nörodejeneratif hastalıklar, üreme problemleri ve kanser riski ile ilişkili kabul edildi. Bu etkilerin özellikle çocuklar, gebeler ve yaşlılar gibi hassas gruplarda, daha belirgin olduğu belirtildi.
Pestisitlerin çevrede kalıcılığı, toprak-su-hava sistemleri arasında taşınımı ve besin zincirinde birikimi sonucunda, ekosistem dengesi ve biyolojik çeşitlilik üzerinde önemli olumsuz etkiler oluşturduğu görüldü. Bu doğrultuda pestisitlerin çevrede kalıcılığı, toprak, su ve hava ortamları arasında taşınması ve besin zincirinde birikmesiyle, biyoçeşitlilik kaybına ve ekosistem dengesinin bozulmasına yol açtığı fark edildi.
Sağlık okuryazarlığının artırılması önem taşıyor
Türkiye'de pestisitlere ilişkin mevzuat altyapısı güçlü, ancak denetim, izleme ve izlenebilirlik sistemlerinin daha etkin uygulanmasına ihtiyaç bulunurken, bu amaçla Tarım ve Orman Bakanlığınca geliştirilen B-Reçete (Bitkisel Reçete) sisteminin, sürece katkı sağlaması bekleniyor. Pestisit sorununun yalnızca teknik bir konu değil, aynı zamanda toplumsal algı, risk iletişimi ve davranış değişikliğiyle doğrudan ilişkili olduğu görülürken, bu sebeple sağlık okuryazarlığının artırılması ve toplumun doğru bilgilendirilmesi büyük önem taşıyor.
Bilimsel değerlendirmeler doğrultusunda, pestisit kullanımının tamamen ortadan kaldırılmasının mevcut koşullarda mümkün olmadığı, ancak risklerin azaltılmasının bilim temelli, entegre ve sürdürülebilir yaklaşımlarla sağlanabileceği öngörülüyor. Bu kapsamda, tarladan sofraya bütüncül risk yönetiminin uygulanması, pestisit kullanımında doğru doz ve zamanlamanın sağlanması, hasat aralığı kurallarına uyulması ve izlenebilirlik sistemlerinin güçlendirilmesi öncelikli gereklilikler olarak öne çıkıyor.
Entegre Zararlı Yönetimi (IPM) yaklaşımının yaygınlaştırılması, biyolojik ve kültürel mücadele yöntemlerinin desteklenmesi ve kimyasal kullanımın azaltılması temel stratejik hedefler arasında yer alıyor. Biyopestisitler, yapay zeka, sensörler ve dronlar gibi yeni nesil teknolojilerin, pestisit kullanımını optimize ederek, hem verimliliği artırma hem de kalıntı risklerini azaltma potansiyeline sahip bulunuyor. Ayrıca çoklu kalıntı analizlerinin geliştirilmesi, ulusal biyomonitöring (çevre kirliliğini -su, toprak, hava- canlı organizmaları kullanarak veya insan vücudundaki -kan, idrar, saç- kimyasal maddeleri ölçerek maruziyet değerlendirmesi yapan sistemler) programlarının oluşturulması ve 'Tek Sağlık' yaklaşımı çerçevesinde insan, hayvan ve çevre sağlığının birlikte ele alınması öneriliyor.
Türkiye'nin bu alanda bilim temelli politikalar geliştirmesi, AR-GE yatırımlarını artırması ve çok disiplinli işbirliklerini güçlendirmesi ile bölgesel ve küresel ölçekte örnek bir ülke haline gelmesi bekleniyor.