BARIŞ SEDEF
Tarih sahnesine damga vuran devletlerin en büyük motivasyon araçlarından biri hiç kuşkusuz kendi silah üretim gücü olmuştu. Dünyanın en geniş sınırlara sahip devletlerinden Osmanlı İmparatorluğu da son dönemlerine kadar bu alandaki gücünü sonuna kadar kullandı.
Bir devri sonlandıran İstanbul’un fethinin önünü açan top gücü, gelişmiş ön hazırlık, ikmal ve iaşe sistemiyle birlikte yüzyıllarca Osmanlı ordusunun savaşlardaki sembollerinden oldu. Silah sanayisinde pek çok yeniliğe imza atan İmparatorluk, 18’inci yüzyıl sonuna kadar yakından takip ettiği silah sanayiindeki gelişmeleri tesislerinde tatbik ederken, ağırlıklı İstanbul olmak üzere geniş coğrafyalarda kurduğu fabrikaların gücünden çokça yararlandı.
Osmanlı’dan Cumhuriyet sonrasına kalan az sayıdaki sanayi mirası içerisinde askeri tesisler ağırlık taşıyordu. İstanbul’daki bu tesislerde üretilip depolanan mühimmat, Anadolu’ya kaçırılarak Kurtuluş Savaşı’nda kritik önem oluşturdu.
Bağımsızlık mücadelesinde kullanılan tüfeğin yarısı, çeşitli yollarla İstanbul’dan getirildi. Milli ordunun kullandığı tüfeğin dörtte biri Sovyet Rusya’dan satın alınırken, Mondros Mütarekesi’nde teslim edilmeyip Anadolu’da özellikle Doğu Cephesi’nde kalan tüfekler de tedariğin yüzde 20’sini karşıladı. Yine top, el bombası başta olmak üzere askeri pek çok mühimmat, İstanbul’daki İngiliz askerinin kontrolündeki Osmanlı depolarından, önceleri denizyolu, ardından demiryolu da kullanılarak Anadolu mücadelesine gönderildi.
Yeri gelmişken belirtelim, Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı’ya karşı galipleri ve Anadolu topraklarının işgalcileri, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın tüccarları vasıtasıyla da bağımsızlık mücadelesi veren orduya tedarik sağlandı.
Kurtuluş Savaşı’nın askeri mühimmatının oluşturulmasında, hiç kuşkusuz İstanbul’da Tophane-i Amire ve İmalat-ı Harbiye fabrikalarında çalışan binlerce yetişmiş işçi topluluklarından Anadolu’daki mücadeleye katılanlarının oluşturduğu üretim gücü de büyük rol oynamıştır.
15 yılda 40'ın üzerinde fabrika kuruldu
İstanbullu ustaların maharetli ellerinden çıkan kamalar, tüfekler, onarılan mühimmatlar, Kurtuluş Savaşı’nda kritik önem taşıdı. İlk İnönü Savaşı’nın kazanılmasının ardından Yunan ordusundan kalan ve teslim alınan mühimmat da İkinci İnönü Muharebesi’nde kullanıldı.
Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1923’ten vefatına kadar geçen 15 yılda Türkiye’de 40’ın üzerinde fabrika kuruldu. Kaynaklar, 1938’e kadar Türkiye genelinde 8 askeri mühimmat üreten fabrikanın kurulduğuna işaret ediyor. Kapsamlı özel sektör fabrikalarından ilki kabul edilen Şakir Zümre Fabrikası, savunma sanayii alanında İstanbul’da 1925 yılında kuruldu. Ankara Fişek Fabrikası (1924), Gölcük Tersanesi (1924), Kırıkkale Mühimmat Fabrikası (1926), Nuri Killigil Tabanca Havan ve Mühimmat Fabrikası (1930), Barut, Tüfek ve Top Fabrikası (1936), Nuri Demirağ Uçak Fabrikası (1936).
Aşını ordusu ile paylaşan halka geri ödemeler 1929’da tamamlandı
Kazanılan büyük zafer, İkinci İnönü Savaşı ertesi günler… Yunan ordusu, gittikçe güçlenmekte olan TBMM ordusunu yok etmek için 10 Temmuz 1921’den itibaren yoğun saldırılara başlar. Türk ordusunun gücü Kütahya- Altıntaş muharebelerinde Yunan saldırılarını durdurmaya yetmez. Ordu birliklerinin Sakarya’nın doğusuna doğru geri çekilmesiyle başlayan tartışmalar ve eleştiriler, Yunanlılar’ın Ankara’ya saldıracağına dair söylentilerle daha da kuvvetlenir. Sıkıntılı süreç, TBMM’de de yoğun tartışmaların yaşanmasına yol açar.
23 Temmuz 1921’de Kral Konstantin başkanlığında Kütahya’da toplanan Yunan Savaş Divanı’nın savaşı sonuçlandırmak için Ankara’ya saldıracağına dair haberler ise tüm Anadolu’ya ve tabi ki Ankara’ya bomba tesiri yapar.
İşte sürecin bu en çalkantılı ve moral açısından en sorunlu döneminde, TBMM’nin 5 Ağustos’ta oybirliğiyle çıkardığı “Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Başkumandanlık Tevcihi Hakkında Kanun”, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik kanuni düzenlemesi oldu. Yasanın kabul edilmesi üzerine Mustafa Kemal Paşa, yaptığı tarihi konuşmada, Kütahya-Eskişehir Savaşları’ndaki yenilginin nedenleri üzerinde dururken, Türk ordusunun ihtiyaçlarının karşılanmasının zaruret olduğunu vurguladı.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, kısa süre sonra yasanın kendine tanıdığı yetkiye dayanarak, 7–8 Ağustos 1921 tarihlerinde iki gün içinde, on maddeden oluşan ünlü “Tekâlif-i Milliye Emirleri”ni (Ulusal Yükümlülükler Emirleri) yayımlattı.
Halk, ordu ihtiyaçları için seferber oldu
Tekâlif-i Milliye Emirleri ve uygulamaları, bir ulusun kurtuluş mücadelesinde aldığı ağır yük ve sorumlulukları içermesi bakımından dünyaya örnek oluşturdu. Bir ulus, bağımsızlık mücadelesinde asker olmanın dışında en büyük sivil inisiyatif olarak sözkonusu yasa ile yer aldı.
Aşını, giyimini, kullandığı aracını, hayvanını, ihtiyacı olan eşyasını, sapını, samanını, silahını askeriyle paylaştı. Ayrıca “Ordu ihtiyacı için alınan taşıma araçlarının yanı sıra, halkın elinde kalan taşıma araçları ile ayda bir defa olmak üzere, yüz kilometrelik bir uzaklığa kadar, parasız askerî taşıma yapılması zorunlu kılındı” şeklindeki 5’inci karar ile nakil işlerinde de vazife aldı. 1921 yılı sonuna kadar “ 5 ve 9 No’lu Emirler” dışındaki yükümlülükler tamamıyla yerine getirildi. Tekâlif-i Milliye Komisyonları tarafından parası sonradan ödenmek üzere alınan mal ve malzemenin toplam tutarı 6.003.663 lira olarak hesaplandı. Devlet, bu miktarın 4.340.508 lirasını 1923 yılında olmak üzere, 1929 yılı sonuna kadar tamamını ödedi.
Aradan 103 yıl geçti. Peki, günümüzde durum...
Türkiye, 30 Ağustos Zaferi’nin 103’üncü yılını kutladığı 2025’te savunma sanayisinde dünyanın en önemli aktörleri arasına yer alıyor. Bu yılın rakamlarıyla dünyanın 9’uncu, NATO’nun ise 4’üncü en güçlü ordusu arasında bulunuyor. Türkiye’nin ortaya koyduğu yerli ve milli strateji, her dönem en kritik alanların başında gelen savunma sanayisinde tarihi bir dönüşüm yaşattı. Yerli üretimin önü açılırken, ithalat azaltıldı. Sektörde, dünya çapında projeler devreye girdi, kamu ve özel sektör kuruluşlarının yürüttüğü Ar-Ge çalışmaları, yepyeni projelerin doğmasına, yeni tesislerin devreye alınmasına neden oldu. Türkiye tarihinde ilk kez olarak savunma sanayisinde ihracat ithalatı geçti. Türkiye, savunma sanayisinde söz sahibi ülkeler arasına girdi. Sektör 2025’in 7 aylık döneminde 4,5 milyar dolarlık ihracat yaptı. 2024’ün aynı döneminde 3,3 milyar dolarlık dış satım gerçekleştirilirken ihracatta yüzde 36’lık artış kaydedildi. İhracata ana ürünlerin başında insansız hava araçları geldi. Türkiye, savunma sanayisinde en çok ihracat yapan ülkeler sıralamasında ilk 10 ülke arasında yer alıyor.