FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA
2026 yılını ‘Su Yılı’ ilan eden Antalya Ticaret Borsası (ATB), BM İklim Konferansı (COP 31) öncesi, su kullanımında dünyaya örnek olacak çalışma hedefledi. Bu nedenle, tarım ve turizm kenti Antalya’da su verimliliği ve su kaynaklarının korunması amacıyla ‘Su Zirvesi’ düzenledi.
ATB Başkanı Ali Çandır, zirvede yalnızca suyu konuşmak için değil, Antalya’nın geleceğini konuşmak için bir araya geldiklerini belirtti. Suyun artık yalnızca çevrenin ya da tarımın konusu olmadığına dikkat çeken Çandır, ‘’Su, üretimdir, gıdadır, turizmdir, sanayidir, kent yaşamıdır, ekonomidir. Ve hepsinden önemlisi, Antalya’nın geleceğidir. Antalya büyüyor. Antalya’da üretim, turizm, nüfus ve ekonomi büyüyor. Diğer taraftan da iklim, yağış rejim de değişiyor. Kuraklık ve su stresi artıyor’’ dedi.
Bir tarafta büyüyen bir Antalya, diğer tarafta çok daha dikkatli yönetilmesi gereken su kaynakları olduğuna dikkat çeken Çadır, şunları kaydetti:
‘’Biz su meselesini yalnızca bugünün sorunu olarak görmüyoruz. Antalya’nın önümüzdeki 10, 20, 30 yıllık geleceğinin temel sorunlarından biri olarak görüyoruz. Suyu artık sektör sektör, kurum kurum birbirinden bağımsız yönetemeyiz. Tarımın suyu başka, turizmin suyu başka, sanayinin ya da kentin suyu başka değildir. Hepsi Antalya’mızın suyudur. Hepsi aynı kaynağın, aynı havzanın, aynı geleceğin parçasıdır. Bu nedenle Antalya’nın ihtiyacı parçalı ya da müstakil çözümler değil, bütüncül ve kapsayıcı bir su yönetimi anlayışıdır.’’
"Suyu ölçelim yönetelim"
Suyun daha iyi yönetilmesi gerektiğini anlatan Çandır, şöyle konuştu: ‘’Suyun ölçülmesi, kayıpları azaltılması, verimli kullanılması, yağmur suyunun tutması, arıtılmış su yeniden değerlendirilmeli, kullandığımız suyun her damlasının ne kadar değer ürettiğini bilmeliyiz. Çünkü, ölçmeden yönetemeyiz, kıyaslamadan iyileştiremeyiz. Kentler, sektörleri yalnızca toplam su tüketimiyle değil, ürettikleri değerle birlikte ölçüyor. Biz de Antalya’da bunu yapabilmeliyiz. Tarımda bir metreküp suyla ne kadar ürün ve ne kadar ekonomik değer oluşturulduğu, turizmde bir misafir için ne kadar su kullanıldığı, sanayide bir birim üretim için ne kadar su tüketildiği, kentte kişi başına tüketim ve şebeke kayıpların ölçülmesi gerekir. Her sektör kendi şartları içinde değerlendirilmeli, kendi su verimliliği hedefini ortaya koymalıdır.”
"Arıtılmış su ekonomiye kazandırılmalı"
Uygun koşullarda arıtılmış suyun, tarımda, sanayide, peyzajda ve farklı kullanım alanlarında yeniden hayata ve ekonomiye kazandırması gerektiğine dikkat çeken Çandır, şunları kaydetti:
‘’Yağmur suyunu mümkün olduğu kadar hızla şehirden uzaklaştırılacak bir yük değil, değerlendirilecek bir kaynak olarak görmeliyiz. Tarımda yalnızca modern sulama sistemlerine geçmekle yetinmemeli, toprağın, bitkinin ve iklimin gerçek ihtiyacına göre sulama yapmalıyız. Sera çatılarımıza düşen yağmuru değerlendirmeliyiz. Yeraltı suyunu yalnızca çektiğimiz bir kaynak olarak değil, korumamız gereken stratejik bir rezerv olarak görmeliyiz. Turizmde iyi uygulamaları ölçmeli ve yaygınlaştırmalıyız. Sanayide suyun nerede kullanıldığını, nerede kaybedildiğini ve ne kadarının yeniden kullanılabileceğini ortaya koymalıyız. Kentlerimizde ise kayıp-kaçağı azaltırken, suyu ölçen, izleyen ve yöneten bir altyapıya geçmeliyiz.”
"Su Etkileşim Ağı kurmak istiyoruz"
Hedeflerinin Antalya’da kalıcı ve kapsayıcı bir su etkileşim ağı oluşturmak istediklerini ifade eden Ali Çandır, sözlerini şöyle sürdürdü:
‘’Bu ağ, kamu, yerel yönetim, üniversite, üretici, turizm, sanayi, meslek kuruluşları ve sivil toplumun aynı hedefler etrafında sürekli iletişim içinde olmasını sağlayacak bir yapı olmalı. Antalya’mızın su verisini ortak bir sistem ve ortak bir anlayışla toplamaya, ölçmeye, izlemeye ve sonuçlarını düzenli olarak paylaşmaya ihtiyacımız var. Antalya’nın suyunu birlikte ölçebilmeli, izleyebilmeli, kıyaslayabilmeli ve gelişmeyi her yıl ortaya koyabilmeliyiz. Kısa, orta ve uzun vadeli, uygulanabilir, ölçülebilir, takip edilebilir ve finanse edilebilir bir yol haritası olmasını istiyoruz.”
"COP31 büyük fırsat"
Antalya’nın önünde COP31 gibi büyük bir fırsat olduğunu dile getiren Başkan Çandır, sözlerini şöyle tamamladı:
“Biz COP31’i yalnızca Antalya’da gerçekleştirilecek büyük bir uluslararası organizasyon olarak görmüyoruz. Antalya’nın yıllardır konuştuğu iklim ve su konularında somut adımlar atması için önemli bir fırsat olarak görüyoruz. İstiyoruz ki Antalya COP31’e; yalnızca ev sahibi olan bir kent olarak değil, sorunlarını bilen, verilerini ortaya koyan, çözümünü ortak akılla tartışan, hedeflerini belirleyen, harekete geçen ve sonuçları tüm paydaşlarıyla paylaşan bir kent olarak çıksın. Antalya’nın bugün kendi geleceği için ortaya koyacağı çözümler, yarın COP31’de ve dünyanın farklı coğrafyalarında karşılık bulabilir. Çünkü, suyu korursak üretimi koruruz. Suyu korursak ekonomimizi koruruz. Suyu korursak Antalya’nın geleceğini koruruz.”
"Seralar modernize edilecek"
Antalya Valisi Hulusi Şahin de dünya nüfusunun ve kişi başına düşen su tüketiminin arttığını ancak temiz su kaynaklarının giderek azaldığını söyledi. Su kaynaklarının korunması için toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk alması gerektiğini belirten Şahin, şöyle konuştu:
‘’Çözümler biliniyor, artık uygulamak zorundayız. Geçmişte kullanılan salma sulama yönteminden yağmurlama ve basınçlı sulama sistemlerine geçişle birlikte su tüketimi önemli ölçüde azaldı. Şimdi artık o da kurtarmıyor. Yeni yöntemler bulmak ve uygulamak zorundayız. Başka çaremiz yok. Antalya’daki seraların modernizasyonunda suyun verimli kullanılması açısından büyük önem taşımaktadır. Seralarımızı değiştirecek, yeni tip bir anlayışla yeniden yapacağız. Ortak akıl, sorunu tabandan tespit etmektir. Su eylemi hedefinin başarıya ulaşmasında ortak akıl önemli. Tarım, hayvancılık ve turizmin sürdürülebilmesi için suyun doğru yönetilmesi gerekir. Eğer belli çözümler yapmazsak tarımı, hayvancılığı ya da turizmi devam ettirme şansımız yok. Acı reçeteyi kendimize uygulayacağız, finansmanı kendimiz karşılayacağız. Bunun başka yolu yok.”
"Antalya iklim meselesinin tam merkezinde"
Akdeniz coğrafyası, iklim değişikliğinin etkilerinin yoğun biçimde kesiştiği bölgelerin başında geldiğini anlatan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. DR. Özlenen Özkan ise, ‘’BM’nin bilimsel değerlendirmeleri, Akdeniz Havzasının iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olduğunu ortaya koyuyor. Bu da Türkiye’yi ve özellikle Antalya’yı, iklim meselesinin tam merkezine yerleştiriyor’’ dedi.
Türkiye’de kullanılan suyun dörtte üçünün tarımda kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Özkan, şunları kaydetti:
‘’Suyu konuştuğumuzda aslında tarımın da geleceğini konuşuyoruz. Ve yalnızca üretimi değil; gıdaya erişimi, çiftçiyi, kırsal yaşamı, ekonomiyi ve soframıza ulaşan her lokmanın sürdürülebilirliğini de konuşuyoruz. Bu nedenle suyun geleceğine sahip çıkacaksak, işe toprağın suyla buluştuğu yerden başlamalıyız. Geleceğin üretim modeli; daha fazla su tüketen değil, toprağın ve suyun kıymetini bilen, daha az kaynakla daha verimli, daha dirençli ve sürdürülebilir üretim yapabilen bir anlayış üzerine kurulmalı.’’
Bugün yeni bir dönemin eşiğinde olduğumuzu anlatan Rektör Özkan, şöyle devam etti:
‘’Artık mesele yalnızca daha fazla üretmek değil, daha az suyla, daha az kaynakla, değişen iklim koşullarına dayanıklı ve sürdürülebilir üretim yapmak. Bu dönüşümde üniversitelere yine büyük sorumluluk düşüyor. Biz Akdeniz Üniversitesi olarak bunun farkındayız. Aksu’da yaklaşık 1.100 dekarlık alanda hayata geçirdiğimiz Antalya Tarım Teknokentinde su verimli üretim sistemlerinden akıllı seralara, hassas tarımdan yapay zekâ uygulamalarına kadar geleceğin tarımını bugünden kurmayı hedefliyoruz.’’
Korkuteli’nde 50 megavat kurulu güce sahip GES projesini uygulamaya koyduklarını vurgulayan Rektör Özlenen Özkan ‘’Üniversitemizin elektrik ihtiyacının tamamını güneş enerjisinden karşılayabilecek büyüklükte bir yatırım yapıyoruz. Enerji verimliliğinden atık yönetimine, karbon ve su ayak izinden sürdürülebilir kampüs uygulamalarına kadar çevre politikalarını bir bütün olarak ele alıyoruz. Su Enstitüsü kuruyoruz. Mühendislikten ziraate, çevre bilimlerinden hidrojeolojiye, turizmden ekonomiye kadar farklı disiplinleri bir araya getirerek Antalya’nın ve Akdeniz Havzası’nın gerçek sorunlarına uygulanabilir çözümler üretmeyi hedefliyoruz’’ dedi.