Türkiye iç siyasette yoğun bir dönem yaşıyor. Fon krizinin hem ekonomik hem siyasi yönetimine ağırlık verilmiş durumda. Öyle ki teknik çalışmalara Adalet ve Kalkınma Partisi de dahil edilmiş durumda. Türkiye içinde, sorunun ekonomik olarak nasıl çözüleceği, bu fonlara yatırım yapmış kişilere bir ödeme yapılması, bu ödemenin yasal ve ikincil mevzuatta nasıl şekillendirileceği araştırılıyor.
Bu durumun biraz dikkat dağıttığı son dönemde Azerbaycan ile bir sorun ortaya çıktı. Azerbaycan, kamusal alanda dini amaçlı başörtüsünün kullanımına dair bir yasal düzenleme yaptı. Düzenlemenin çerçevesi okullarla sınırlı. Türkiye’den Azerbaycan'a bazıları hükümet ile ilişkilendirilebilecek çok sayıda kişi, o arada kaynağı belirsiz, hatta şüpheli çok sayıda sosyal medya hesabından ağır hakaretler içeren bir kampanya açıldı.
Azerbaycan tarafı önce sorunu sadece sosyal medya ile sınırlayıp “sosyal medyadaki hakaret mesajlarının kaynağını araştırdığını” açıkladı. Elbette bu basit bir işlem. Muhtemelen saatler içinde Türkiye’nin de yapabileceği bir çalışma. Sonra düşük profilli sayılabilecek şekilde Azerbaycan’ın kamu iletişim organı, hakaret mesajlarından duyulduğu rahatsızlığı resmi olarak açıkladı ve Türkiye’den önlem almasını istedi. Bu kez rahatsız edici biçimde, Azerbaycan’a saldırı bazıları üstenci bir yaklaşımla devam etti.
Nihayet, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in açıklamaları geldi. Karabağ savaşı öncesi, sırası ve sonrasında Ermenistan’a “amcalarının” sürekli destek olduğunu söyleyip, savaş için yapılan hazırlıkta “kimsenin yardım etmediğini, tüm silahları parasıyla, hatta bazılarını dünya fiyatları üzerinde aldıklarını” söylemesinin ardından, yine savaş bağlamında ama bu kez daha doğrudan “…Tek bir darbeye belki 2, 5, hatta 10 darbeyle karşılık veriyoruz ki herkes yerini bilsin; işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize ne yapacağımızı söylemesin. Herkes kendi milletine ve devletine baksın. Azerbaycan'ın bugünkü gerçekliği öyle bir noktadadır ki, pek çok ülke için bir rol model haline geldik. Bu nedenle gerek fiziksel gerekse ideolojik risklere karşı ciddi tedbirler alınmaktadır ve alınmaya da devam edilecektir” dedi.
“Muhatap başka” denilerek mesaj yumuşatılsa da Türkiye’ye de uyarı açık. Esas sorun, bölgedeki en yakın ülke ile bu kriz doğuncaya kadar, üstelik uyarılmasına rağmen Türkiye’nin harekete geçmemesi odağın tamamen fon krizine döndüğü anlaşılıyor. Üstelik basit bir şekilde yapılabilecekler varken…
Bu ifadelerin “ana muhatabının” Rusya, İran ve Azerbaycan’da bazı ülkelerin desteğiyle genişlemeye çalışan radikal dinci unsurlar olduğu söylendi ama “devam eden ve Azerbaycan’ın rahatsızlığını açıkça söylediği” bir olay ortadayken Türkiye’nin de üstüne alınması gerektiği ortada. Slogan herkesin malumu: Bir millet iki devlet. Bir görüşe göre Azerbaycan egemen bir “devlet” olduğunu, Türkiye’deki kimi çevrelere bir kez daha hatırlatma ihtiyacı duydu.
